Türkiye’nin Stratejik Hamleleri: İsrail’in “Sünni Kuşatması” İddiası ve Bölgesel Gerçekler
Son dönemde İsrail siyasetinde ve medyasında en sık telaffuz edilen, adeta bir akım haline gelen popüler bir argüman var: “Türkiye, İsrail’i kuşatıyor.” Başta eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett olmak üzere pek çok analist, Türkiye’yi bölgede İsrail’i köşeye sıkıştıran “yeni İran” ve en sofistike, en stratejik ulusal güvenlik tehdidi olarak tanımlıyor. Peki, bu iddiaların arkasındaki askeri ve diplomatik gerçekler nelerdir? Türkiye gerçekten İsrail’i çevreliyor mu, yoksa Ankara sadece kendi hinterlandında doğal bir etki alanı mı inşa ediyor?
İşte İsrail’in uykularını kaçıran, Türkiye’nin kuzeyden güneye, denizlerden kıtalara uzanan o büyük stratejik çevreleme hamlelerinin detaylı analizi:
1. Kuzey Ayağı: Suriye ve Irak’ta “Terör Koridoru” Planlarının Çöküşü
İsrail’in tarihi güvenlik doktrinleri, 1982 tarihli Oded Yinon Planı’na dayanır. Bu plan; Irak ve Suriye gibi merkezi Arap devletlerinin etnik, dini ve mezhepsel hatlarla mikro devletçiklere ve kantonlara bölünmesini öngörüyordu. İsrail, bu doğrultuda bölgede “doğal müttefik” olarak gördüğü PKK/YPG gibi yapılar üzerinden Akdeniz’e uzanan bir Kürt koridoru hayal etmekteydi.
Ankara, ardı ardına gerçekleştirdiği sınır ötesi harekatlarla (Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı) bu koridoru tam ortasından ikiye bölerek yerle bir etti. Suriye’deki son yönetim değişikliğinin ardından imzalanan askeri iş birliği anlaşmalarıyla Türkiye, bölgeye tam anlamıyla yerleşti. Özellikle Almanya’daki Ramstein üssü büyüklüğünde inşa edilen Palmira Hava Üssü, Türkiye’nin bölgedeki radar ve elektronik harp sistemleriyle birlikte İsrail’in Suriye ve Irak sahasında serbestçe hareket etmesinin önüne aşılmaz bir kalkan örmüş oldu. Irak’ın kuzeyinde Pençe serisi operasyonlarla kilit vurulurken, Basra Körfezi’ni Avrupa’ya bağlayacak Kalkınma Yolu Projesi ile bölgeye istikrar getirilerek vekil örgütlerin lojistik nefesi kesildi.
2. Batı Ayağı: Doğu Akdeniz ve Libya ile Çekilen Set
Doğu Akdeniz’de milyarlarca dolarlık hidrokarbon rezervlerinin keşfi sonrası İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan, Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne hapsetmek için bir ittifak kurmuştu. Türkiye bu hamleye hem askeri hem de hukuki düzeyde çok sert yanıtlar verdi:
- Hava ve Deniz Üsleri: Kuzey Kıbrıs’taki Geçitkale Havaalanı kalıcı bir İHA/SİHA üssüne dönüştürüldü ve acil reaksiyon süresi 3 dakikaya indirildi. Ercan Havalimanı’na sabit F-16’lar ve hava savunma sistemleri konuşlandırılırken, Karpaz ve İskele bölgelerinde Türk Deniz Kuvvetleri için devasa muharip deniz üsleri inşa edilmeye başlandı.
- Mavi Vatan ve Libya Hamlesi: 2019 yılında Libya ile imzalanan Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Anlaşması, bölgedeki dengeleri kökten değiştirdi. İsrail gazını Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya taşımayı hedefleyen ve Türkiye’yi baypas etmek isteyen milyarlarca dolarlık EastMed Boru Hattı Projesi, hukuken ve fiziken felç edilerek tarihin tozlu raflarına kaldırıldı.
3. Güney Ayağı: Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu Kontrolü
İsrail’in dış ticaretinin ve enerji güvenliğinin can damarlarından biri, Akdeniz dışındaki tek kapısı olan Eylat Limanı ve Babülmendep Boğazı üzerinden Hint Okyanusu’na açılan ticaret rotasıdır.
Türkiye’nin Somali ile yaptığı savunma anlaşması ve Mogadişu’da bulunan, yurt dışındaki en büyük askeri üssü, bu rotanın tam kalbinde yer alıyor. Somali’de konuşlu bulunan F-16’lar, Aselsan hava arama radarları ve SİHA’lar sayesinde Ankara, Aden Körfezi’nin tamamını denetim altında tutabiliyor. Bunun yanı sıra, Sudan ile ilişkilerin yeniden en üst seviyeye çıkması ve Kızıldeniz’in göbeğindeki etki arayışları, İsrail için güneyden de tam bir izleme ve çevreleme çemberi anlamına geliyor.
4. Teknolojik Üstünlük ve “Çelik Kubbe” Gücü
İsrail’in tehdit algısını büyüten bir diğer unsur ise Türk savunma sanayiinin ulaştığı devasa kapasitedir. Dünyanın ilk SİHA gemisi olan TCG Anadolu, gemiden iniş-kalkış yapabilen Bayraktar TB3 ve Kızılelma entegrasyonuyla Akdeniz’de yüzen bir güç çarpanı konumunda. Ultra sessiz yapıya sahip, su altında 3 hafta kesintisiz kalabilen ve yerli Akya torpidoları ile Atmaca füzelerini taşıyan Reis Sınıfı denizaltılar, tek başlarına İsrail donanmasının Akdeniz’deki hareket kabiliyetini kısıtlayabilecek güçtedir.
Ayrıca Türkiye’nin katmanlı hava savunma konsepti olan Çelik Kubbe bileşenlerinin ve uzun menzilli Tayfun Balistik Füzesi gibi stratejik silahların varlığı, İsrail’in bölgedeki tek taraflı askeri üstünlük dönemini tamamen kapatmıştır.
Jeopolitik Sonuç
Toparlamak gerekirse; İsrail’in iddia ettiği “kuşatılma” hissi, haritaya bakıldığında haksız bir temele dayanmıyor. Suriye’de Palmira’ya yerleşen, Kıbrıs’ı hava ve deniz üsleriyle tahkim eden, Libya anlaşmasıyla Akdeniz’e set çeken ve Somali üzerinden Kızıldeniz çıkışını kontrol eden bir Türkiye var.
Ancak bu durum Türkiye açısından saldırgan bir “kuşatma” planından ziyade; sınır güvenliğini koruma, haklarını savunma (Mavi Vatan) ve bölgesel istikrarsızlığa karşı kendi jeopolitik derinliğini inşa etme stratejisidir. İsrail ise Ankara’nın terör koridorlarını yıkan ve genişlemeci politikalara hukuki barikatlar kuran bu adımlarını, kendi kurduğu oyunların bozulması sebebiyle bir “varoluşsal tehdit” olarak nitelendirmektedir.



























