-AK Parti artık Devleti Hükümete Taşımaz!-
Politik Matruşka
Devlet (Göz) Bebeğin en büyüğüdür. Devlet hükümeti aşar/kapsar/İç eder. Türkiye’de “Milliyetçilik” asla “Toplumculuk” değildir; Yani bizzat isminde olan “Millet”i pergelin merkezine koymaz. Aksine esas/hususi olan “Devlet”tir… Çünkü “Devlet yoksa; Millet yoktur!…” kabulü vardır. Nitekim “Şanlı Tarih” tarifi de bunu tablolaştırır. Mesela “Cumhuriyet” tarifi de yapılırken; Cumhur demek Halk demektir; Ancak halkın Cumhuriyeti kurduğu kabul edilmez; Cumhuriyeti “Lider” kurmuştur. Halk her zaman “Umut açlığında olan kitle” olarak tarif edilmiştir.
Mansur Yavaş ile Özgür Özel’in tek ortak yanı işte budur.
Hükümet demek asla “Hüküm et!” diye hecelenmemiştir. “Hükümet etmek” bu topraklarda Devletin “Halkla İlişkiler Bölümü”dür. Halktan gücünü alabildiğin kadar Devlet ile uzlaşarak iktidarda kalabilirsin…
Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanlığı adayı masasında oturmasının/kalmasının tek sermayesi budur.
Politik Matruşkanın Devlet-Hükümet sonrası üçüncü (Göz) bebeği Partilerdir. Türkiye’de “Parti” demek sosyolojik örgütlenme adresleridir. Yani Türkiye’de partiler hiçbir zaman vatandaş tarafından bir “Devlet görüşü” veya “Hükümet programı” olarak algılanmamıştır. Cumhuriyetin ilan edildiği dönem parçalanmış/bölünmüş sosyolojinin siyasallaşmış halidir. Yüzyıldır kemikleşmiş, kamplaşmış seçmen kütlesinin varlığı bundandır.
Lider Politik Matruşkanın en küçük Göz bebeğidir. Türkiye’de Lider hiç bir zaman “Kahraman” olarak benimsenmemiştir. Aksine mağdurların kurtuluş reçetesi görülmüştür. Bu topraklarda mağduriyet sadece iki konuda hissedilir: Fakirlik ve Din.
CHP hem Fakirlik hem Din mağduriyeti yaşatmakla hafızalara kazınmıştır. Hala da böyle bilinir. O nedenle CHP iktidarı geniş kitleleri tedirgin etmektedir.
Fakat ilk defa Erdoğan “Fakirlik” ve “Din(darlık)” alanında halkı mağdur ettiği suçlamasıyla karşı karşıya. Yani CHP’yi hatırlatan bir tablo çizmekle suçlanıyor. Zaten AK Partinin halktan koptuğu, bir elitin elinde tekelleştiği ve artık CHP’nin elli yıldır kemik seçmeni gibi kendisini toplumun ve devletin gerçek sahibi sanan bir sosyal tabaka ürettiği eleştirisi de bu “CHP gibi!” olmaktan kaynaklanıyor.
Peki ya Erdoğan!… CB Erdoğan şu psikolojide: “Hem Devlete hem Millete karşı üstüme düşeni fazlasıyla yaptım!…”. Erdoğan’a göre 2027’eye kadar ekonomi normalleşirse iktidarı garantidedir. Yani fakirlik mağduru bir nebze azalırsa iktidar sürer? Peki ya Din?!
Din(darlık) konusunda inanılan tek mağduriyet vardı: Başörtüsü ve tek sembolik cephe vardı: Ayasofya… İkisi de çözüldü.
Dindarların bu ikisi dışında zaten bir mağduriyet iddiası yoktu.
Örneğin başı örtülü fakat yapıp ettikleriyle dini mağdur duruma düşüren olaylar/süreçler; Cinsel ilişkiyi Ortaokul düzeyine indiren çürüme; Her gün dindarları aşağılayan ateistleri ekranda büyük bilim adamı gösterme; Arapça biliyor diye arkasına kütüphane dekoru alıp Müslümanlığa operasyon çeken Youtube dindarlığı hevesli güruhların çoğaldığı iklimde; İslam’ın sahih yorumunu önce tarikatçılığa sonra şeyhin zekasına indirgeyen Diyanet anlayışına/profiline kadar… uzayıp gidecek “çürük sosyoloji” tablosunda; Ne CB Erdoğan ne de kurmayları asla ve kat’a sorumluluk ve muhataplık kabul etmiyorlar/etmezler… Çünkü bu tablonun sorumlusu olarak bizzat toplumu görmektedirler ve bu işin arkasında “Ötekiler” aramaktadır… Yani CB Erdoğan “Ben Müslümanların önünü açtım; Fakat onlar mesafe alamadılar!…” şartlanmışlığındadır.
“Başörtüsü”nü “Saçları örtmek”e indirgemiş dindarlık profilini kimin inşa ettiği “Faili meçhule” indirgenmek isteniyor. Oysa Fail de belli; azmettiricisi de. CHP’nin onlarca yıl “Başörtüsü” ile problemi kadınların saçlarını örtmesi ile ilgili değildi! CHP bir devlet mühendisliği olarak İslam’ı önce dindarlık daha sonra dindarlığı da vicdani-zihni eyleme dönüştürmeyi hedefledi. Olmadı… Şimdilik olmadı.
İşte İmamoğlu’nun en büyük hevesi ve hayali burada: İmamoğlu için ne CHP ne de AK Partinin bir “Muhataplığı” var… İmamoğlu aklı sıra Fakirlik ve Dindarlık alanındaki mağduriyetin onu özel bir çaba sarf etmese de Cumhurbaşkanı yapacağına inanıyor…
Oysa!…
Bir başka gerçeklik daha var: CHP ve AK Parti inkar etmek istese de; Yeni sosyoloji.
İşte biz tam da bu Yeni sosyolojinin izini sürmek için “Bu100denTürkiye” Müzakerelerini çok önemsiyoruz.
Yeni sosyoloji “Erdoğan-Bahçeli sonrası”nı betimlemektedir. Bu sosyolojiye ne CHP ne İmamoğlu ne de Yavaş hükmedebilir. Çünkü bu Yeni sosyolojinin aklı Türkiye dışındaki Türklerdedir.
Daha açık ifade edelim; Erdoğan sonrasının belirleyici sosyolojisi ( seçmen olarak oy potansiyeli olarak değil; zihniyet ve yöneliş olarak) Türkiye dışında yaşayan Türklerde ( Ve tabi diğer etnik gruplardadır….).
CHP bu nedenle iktidara gelmek için Türkiye dışındaki adreslere güvenmektedir.
Din(darlık), ( CHP Başörtüsüne ve Ayasofya’ya dokunmadığı sürece) artık kendi doygunluğuna ve azmışlığına ulaşmıştır. Bu şu demektir: CB Erdoğan sonrası Türkiye’nin en başat/ciddi konusu İslam olacaktır.
CB Erdoğan için “İslam” bir ödevdi ve bu ödevi yerine getirdiğine inanıyor.
Oysa İslam bir ödev değildir; Belki Müslümanlık bir ödev olarak tarif edilebilir.
İslam bir “Tarih Devrimi”dir. Ve kuşkusuz modernleşme ile beraber Fetret dönemine girmiştir!…
Kuşkusuz kimse CB Erdoğan’ın İslam’ı “Tarih devrimi” ölçeğinde okuyamayışından sorumlu tutamaz. Çünkü bundan sorumlu tutulacak bir ödevi yoktu. Kuşkusuz Erdoğan seçmeninden daha dindar biridir; o nedenle vicdanı, izanı müsterihtir.
Ancak İslam’ın tarihsel misyonunun gereğini yapacak bir kuşak ortaya çıkmadı. Çünkü toplum Fakirlik ve Dindarlık mağduriyetine odaklı.






















