“MEVLİD-İ ŞERİF: “Doğduğuna Pişman Etmek” ibadeti midir?” – Türk Usulü Dindarlık ve Laiklik-
En son cümleyi başa alalım: Türkiye’de bazı isimler, bazı kelimeler, bazı olaylar, bazı düzenler asla üzerinde konuşularak, müzakere edilerek bir yerlere varılacak “Maya”da değil…
Daha keskin cümle kuralım: Kelimeyi görür görmez; ismi duyar duymaz; olaydan bahsedildiği anda… Ne bilimsellik, ne gerçekçilik, ne usul ne yol-yordam ne de hakikatlilik aranmaksızın; ver satırı, at tokadı, salla küfürü, tekme-tokat dal bel altı-bel üstü durumu…alıp başını gidiyor…
Bursa ve Kocaeli Örneği: Cehaletin İki Yakası
Mesela: Türk usulü dindarlık ve laiklik örneği olarak iki il bu aralar “10 Kasım” gündemli kamuoyunu gereksiz meşgul ediyor: Bursa-Kocaeli…
Bursa BB Başkanı “Atatürk demek sonsuzluk demek!” diyor; “Sonsuzluk Allah’ın özelliği” olduğundan bir tartışma var…
Kocaeli Müftülüğü “Camilerde Atatürk adına Mevlid-i Şerif Okumak” istiyor… Mevlid-i Şerif ( Bir doğumu yüceltme şiiri ) iken Anadolu dindarlığı bunu Doğumdan ölüme “Taziye ibadeti” kılmış…Şimdi de Mevlid-i Şerif “Laiklik” tahliline gönderiliyor…
Oysa… Çok dikkatli bakılırsa; iki ilde de yapılan aslında bir “Cehalet Politikası“ndan ibaret. Çünkü birinde “Katıksız-Firesiz-Kusursuz Din cehaleti” var… Ötekinde de “Katıksız-Firesiz-Kusursuz Laiklik Cehaleti” var.
Analizin İki Yönü: Cehalet mi, “İngiliz Entrikası” mı?
Türkiye‘de 7/24 zaten hep bir Din-Laiklik ilişkisinde bir yol ayrımındayız: yol ayrımı üzere tezgahlanıyoruz… Nedir bu yol ayrımı? Yani analiz için iki seçeneğimiz var:
Birinci yön-seçenek: Cehaletin bitmek tükenmek bilmeyen provakasyonları ile uğraşmak. Cehaleti deşifre etmek.
İkinci yön-seçenek: Bir “İngiliz entrikasının deşifresi” ile olayı çözümlemek. Yani İngilizlerin bu konuda ülkemizde kurumsallaştırdığı tezgahları deşifre etmek
Tabi yol ayrımında isek; Cehaletin ve İngiliz entrikasının başladığı çizgideyiz; yani yönlerin başladığı kesişme noktasındayız: İki yönü gördüğümüz yer ise şudur: Politik Dindarlık
Şahsi gözlemimizdir: Türkiye iki konuyu istese de büyük bedeller ödemeden sonlandıramaz: Terör ve Politik Dindarlık.
Türkiye’nin İki Tuzağı: Terör ve Politik Dindarlık
Çünkü Cumhuriyet ilan edildiğinden bu güne “Terör” ve “Politik Dindarlık” ajandası küresel güçlerin ajandası olarak her şartta ve çevrede aktiftir!… Bu aktifliğe teşne hem Din hem Laiklik konusunda Cehaletin dibi sıyrılmaktadır; bu sıyırma içinde olanlar ortalıkta Din alimi, Laiklik akademisyeni diye tepinmektedir…
Terör: Dil, Din, Irk, Kültür kodlu “Ayrıştırma/Bölme” ajandasıdır. Politik dindarlık: İlah, Kul, İbadet ile Güç, Bilim, Tarih arasında çarpık-çarpıtılmış ilişki kurarak; “Cehaletin dibini sıyırmak” içerikli bir “Şeriat-Laiklik” kapanı kurmaktır.
Terör: Devletimizi meşgul etmek, enerjisini tüketmek, açmaza düşürmek için… Aktifleştirilmiş kısır döngü-tuzaktır. Politik Dindarlık: Toplumu meşgul etmek, enerjisini tüketmek, açmaza düşürmek için…Aktifleştirilmiş kısır döngü-tuzaktır.
Bir gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor: Hem Terör hem Politik dindarlık tuzağı içinde olmaktan beslenen, histerikleşen ve hatta bunu teşvik eden çevreler çoğunluktadır. Vurgu amaçlı söylüyorum: Üç vatandaştan en az biri bu tuzakla yemlenmekte ve buna hizmet etmektedir. Çünkü hem Terörün hem Politik dindarlığın sermayesi olacak kadar cahildir…
Cehalet Panayırı: Medya ve “Hocaefendi” Kılıklılar
Din ve Cehalet; Devlet ve İhanet adeta iki kanat gibi akıllara, kalplere takılmış; Çekirge sürüsü gibi bu iki kanadı takmış tipolojiler aklın ekinine sürekli saldırıyorlar.
Medya-Dijital medya; Sosyal medya ortamında; bu ekine dadanan çekirge sürüsü durumu daha feci. Çünkü Din cahilleri “Hocaefendi” diye piyasa yapıyor, Cehaletin dibini sıyıran kalabalıklar bu Hocaefendi kılıklı tiplerle birlikte yukarıdaki ajandaları dolduruyor… Devlet hainleri de sözde Cumhuriyetçi, Atatürkçü, Devrimci ayağına kendi Laiklik cehaletlerini çağdaşlık-modernlik diye “Atatürkçülük” diye pazarlayıp duruyor…
Tabi bir de kendi zihin travmalarını, şizofren senaryolarını “Kurtarıcı Teklifler” diye devlete ve topluma boca eden; aslında kişilik gelişimi yarım kalmış; ancak akademisyen, bürokrat, politikacı etiketli tipolojileri de eklersek… Ortam iyice Cehalet panayırına dönüyor…
Sonuç: “Merdiven Altı Politik Dindarlık” Tezgahı
Aslında Bursa Belediye başkanı ile Kocaile Müfütlüğü arasında bir “cehalet Becaişi” yapılsa yeridir. Çünkü ikisi de aslında “Merdiven altı Politik dindarlık” tezgahı yapıyorlar.
Gelin kısa kısa hem işin aslını görelim, hem de devletin neden Terör toplumun da neden Politik dindarlık tuzağı içine düşmeyi bile-isteye kabullendiğini deşifre edelim.
Tabi, Önce İngilizlerin ve ardından Amerikanın Din-Laiklik ilişkisi konusunda hangi ideolojik, doktrin, akademik tezgahlar kurduğunu ve nasıl işlettiklerini de deşifre edelim. Türkiye‘de neden sürekli bir Şeriat-Laiklik; Türk-Kürt; Sünni-Alevi; Cumhuriyet-Osmanlı denklemli tezgahlarda sürekli bir kısır döngüde; işlerin başa sardığı süreçlerin neden birinin bitip diğerinin başladığını çözümleyelim.






















