1. Haberler
  2. Haber Vakti
  3. TÜRK SİYASETİNDE İZMİR’DE “KRİTİK DANIŞMA” TOPLANTISI!

TÜRK SİYASETİNDE İZMİR’DE “KRİTİK DANIŞMA” TOPLANTISI!

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İzmir AK Parti Genişletilmiş İl Danışma Meclisi Başladı…

Genelmerkez Teşkilat Başkan Yardımcısı; Önceki dönem Bursa Milletvekili Mustafa Esgin konuşuyor… İzmir siyaseti hakkında bazı müzakere notları öncesi dinleyelim istedim. Bu danışma meclisinin Türk siyasetindeki önemini ve 2028-2029 seçimlerine ilişkin arka planını dikkatinize arz etmek istiyorum. Bir bakıma “Gıyabi olarak danışmaya katılım” olsun istedim. Neden bu toplantı “Kritik”tir; Gerekçeli anlatayım:

( ÖZEL NOT: Danışma meclisinin politik expertizcisi gibi sayarsak rapor olarak veya Danışma Meclisini “Çalıştay” kabul edersek; “Sonuç Bildirgesi” gibi yazmak istedim. Facebook ortamı için uzun bir yazı – Ancak ilgilisine sunulmuş bir rapor kabul edin – )

***

1- AK PARTİ 23 YILDIR İZMİR’DE “MUHALEFET” DURUMUNDA!

Kesintisiz 23 yıl iktidarda olan bir parti olarak AK Partinin kesintisiz “Muhalefet” durumunda kaldığı il İzmir’dir. Neden?

Dr. Mustafa Esgin Genelmerkez Teşkilat Başkanı Ahmed Büyükgümüş’ün ekibinde “Ege Koordinatörü” olarak göreve başladı. Neden “Ege” koordinatörlüğü? Çünkü Dr. Mustafa Esgin AK Parti siyasetinde kuruluş gününden beri “AK Partinin muhalefette kaldığı” alanlarda/cephelerde görev üstlenmiş ve dolayısıyla CHP sosyolojisini ve politik cephe oyunlarını en iyi bilenlerden biri. Dolayısıyla CHP’nin güçlü olduğu bir bölge olan Ege’de koordinatör olarak görevlendirilmesi “Etkin Akıl” örneği…

Ancak; kritik soru şu: Büyükşehir başkanlığı bağlamında; AK Partinin kesintisiz 23 yıl muhalefette kalmasının sebeplerini çözümlemek kadar önemli olan bir husus daha var: İzmir AK Partinin “Muhalefet sicili” ne kadar mesafe aldı? Yani AK Partinin muhalefet noktasında İzmir tecrübesi ne aşamada?

Çünkü 2024 seçimleri sonunda Türkiye’nin yerelde %65 oranında yönetimi CHP aldı. Yani AK Parti yerelde artık Ege’de değil neredeyse tüm Türkiye’de “Muhalefet” durumunda kaldı!…

Dolayısıyla; AK Parti “CHP karşısında nasıl bir muhalefet izlenmeli ki; kaybedilen yerler tekrar kazanılsın?” diye bir soruyu cevaplandırmak istese; AK Partiye en büyük tecrübe katkısını verecek illerden biri İzmir olsa gerek!… Değil mi? Çünkü kesintisiz 23 yıl muhalefette AK Parti İzmir’de!

Akla şu soru gelebilir: ” Kesintisiz 23 yıl muhalefette kalmış bir AK Parti; Nasıl Türkiye’de AK Partinin kaybettiği yerleri tekrar kazandıracak bir tecrübe suna bilir ki?!…”. Bu gerçekçi bir soru; Ancak iki açıdan bakılabilir:

Birinci açı: “Hiç kazanamamış bir tecrübe; nasıl kazandıra bilir?” penceresi…

İkinci açı: ” CHP Izmir’de nasıl kesintisiz kazanıyor ve 24 Mart seçimlerindeki CHP kazanımlarda İzmir’in CHP tecrübesinin hangi yöntemleri kullanıldı?” noktasında İzmir’in söyleyeceği çok şey olsa gerek!

Akla bir soru daha gelecektir: “23 yıldır kesintisiz Çöp-Çamur-Çukur belediyeciliği ile özdeşleşmiş ve de Büyükşehir ölçeğinde plansız-örgütsüz- çözümsüz belediyecilik kalmış CHP Türkiye’ye ne sunabilir ki? Yani İzmir örneği CHP’yi çözmek için doğru örnek değil!… denebilir.

Yani hem AK Parti İzmir’de kesintisiz muhalefet durumunda tutuklu/dondurulmuş sonuç üzere kalmış iken; Hem de CHP’de kesintisiz “başarısız belediyecilik” üzere bizzat şehri tutuklu/dondurulmuş kentleşme bırakmış iken!…İzmir ne verebilir ki?…

O zaman hem iktidarı hem muhalefeti İzmir’de kitleyen bir durum var! demektir. Hem AK Parti açısından hem CHP açısından Izmir’de izah edilemeyen; iki tarafında “Gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklemek” durumu var demektir! …

Hatta İzmir’lilerin CHP’de ısrarı ve AK Partiye direnmesini de eklersek, o zaman İzmir ilinin “gelişmemekte” konum atmasının içinde bizzat halk da yani seçmen de var!…

İşte; “Danışma Meclisleri” aslında tam da bu kaosu-kitlenmeyi müzakere etmek ve açmak için yapılır. Yani partilerde “Danışma Meclisi” demek; aslında bir “Kent Çalıştayı” demektir!…Öyle olmalıdır!..

Peki.. Bugün İzmir’de yapılan “Danışma Meclisi” gerçekten de 2028-2029 seçimlerinde AK Partiyi muhalefet partisi olmaktan çıkaracak bir “Çalıştay” içeriğinde-etkisinde-iradesinde-hedefinde bir işlev görür mü; görecek mi? Kritik soru budur!

Kuşkusuz bu merakı en iyi İzmir AK Parti teşkilatı giderecektir. Ancak biz İzmir’deki Danışma Meclisini vesile yaparak; yani yorumlarımızı sadece Izmir’e odaklayarak değil; genel bir durum değerlendirmesi yapmak istiyoruz. O nedenle yer yer İzmir’e gönderme yapsak da; 2028-2029 seçimlerine yönelik bir “AK PARTİ EPİKRİZİ” çıkarmaya çalışacağız.

Kuşkusuz aşağıdaki notlarımızı “Lehte” veya “Aleyhte” diye anlamak isteyecekler çıkacak veya “Öz eleştiri” veya “İçeriden Gazel Okumak” diye algılamak isteyen de olacaktır. Bu çok doğal. Sonuçta kesintisiz 23 yıl iktidar olan bir Partinin 2028-2029 seçimlerine yönelik hazırlıklar için 8 İl başkanını ve İzmir başta olmak üzere bazı ilçe başkanlarını görevden alma-istifasını isteme Türkiye’nin gündemine oturdu ve olayın sıcaklığında İzmir’de “Danışma Meclisi” toplantısı yapılıyor…

Fakat biz uzun yıllardır CHP’nin yereldeki yönetimini çalışmış biri olarak, bazı notları paylaşmak istiyoruz. O nedenle devam edelim:

***

2) İZMİR AK PARTİ ÖZ ELEŞTİRİYE / GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEYE / YENİ YOL HARİTASINA “SAYGILI” OLACAK MI?

Neden “Saygılı” nitelemesi yaptım. Çünkü 2028-2029 seçim sonuçlarından siyasi hiyerarşi olarak birinci dereceden sorumlu makam il başkanıdır ve İzmir İl başkanı: Bilal Saygılı’dır!…

( … “Saygılı” vurgusu aynı zamanda tarafımca Politik bir metafor olarak kullanılmıştır… )

Yani sayın Bilal Saygılı “Kesintisiz muhalefet” durumu üzere/üstüne olan İzmir’deİl Başkanı seçilmiştir ve göreve geldiğinde 2023 seçimlerine aylar kala gelmiştir; 2024 seçimlerine de hazırlık yapacak ilçe kongrelerinin de arafesinde göreve gelmiştir. Dolayısıyla ve deyim yerindeyse “Maç devam ederken; Sahaya girmek” durumunda kalmıştır. O nedenle 2023-2024 seçim sonuçlarında sorumluluk payı olsa da; ana muhatap sayılmayacak ” Son dakika göreve” gelme durumundaydı… Payı görevi gereği vardır; ancak zamanlaması itibariyle sonuçlar açısından sadece “Hisse” sahibiydi.

Ancak… 2028-2029 seçimlerine İzmir AK Partiyi hazırlamaktan birinci derece sorumlu olan sayın Bilal Saygılı’nın artık reel politik açıdan gerekçelendireceği bir “Son dakika durumu” yoktur!… O artık “hisse” sahibi değil; Vekaleti almış gerçek sorumlu muhatap durumundadır.

İşte tam da bu bağlamda; Türkiye’nin geçen ay içinde hem iktidar hem muhalefeti meşgul eden bir ” SEÇİM İRADESİ” hamlesi oldu. ve bu hamleyi bizzat AK Parti Genel Merkezi yaptı.

AK Parti genelmerkez teşkilat başkanı sayın Ahmed Büyükgümüş ve ekibi; İstişareler sonunda; 8 İl başkanının istifasını istedi. Ve dikkatlerden kaçmayan bir şey daha vardı: Eş zamanlı olarak İzmir’de de beş ilçe başkanı görevden alındı!… Yani 8 il başkanlık düzeyinde opere edilirken İzmir ili içinde de ilçeler düzeyinde görevden almalar gerçekleşti/yapıldı.

Dolayısıyla başta Halk Tv, Sözcü, Tele-1 olmak üzere tüm muhalefet medyası 8 il kadar İzmir’i de gündem yaptı. Hatta sayın Bilal Saygılı aleyhinde özel kara propaganda çalışması yürüttü. Üniversiteyi yeni kazanmış öğrencileri evinde ağırlayan sayın Saygılı’nın özel hayatının hayat standardını ağzına doladı!…

O nedenle; bugün yapılan İl Danışma Meclisi aslında “Görevden alınmış İlçeler” gölgesinde veya güneşinde gerçekleşiyordu; Acaba başka ilçeler de sırada var mı?!” merakı da güneşin seyrine göre gölgeyi kısa veya uzun gösteriyordu/gösterecekti. Yani İzmir İl Danışma meclisi “Görevden alınan ilçe başkanları ve devamı… “ikliminde gerçekleşiyordu.

Çünkü; ve Üstelik: Genel merkezin İllerde ve ilçelerdeki istifa-görevden alma takdiri şu cümle ile anons ediliyordu: ” Görevden almalar, 2028-2029 seçimlerinde daha güçlü oy almak için gerekli olan bir tasarruftur!…”.

Yani genel merkez açıkça şu mesajı veriyordu: ” Biz, yerimizde saydıracak veya oy kaybettirecek bir teşkilatla yola devam edemeyiz!…”.

***

Sayın Ahmed Büyükgümüş tarihin en kritik seçimlerinin “Final kritik” seçiminden sorumlu teşkilat başkanı!… 2028-2029 seçimlerinin sonuçlarından birinci dereceden sorumlu genelbaşkan yardımcısı. Dolayısıyla statükocu, mevcudu koruyan, denge gözeten, alttan alan, idare eden bir yol gözetemez/gözetmemelidir. Zaten bu değişimi, iradeyi gösterecek tecrübe ve dirayette yardımcılar seçti ki; Ege koordinatörü Dr.Mustafa Esgin bunlardan biridir ve CHP’nin en güçlü olduğu bölgede koordinatörlük üstlenmiştir. Diğer bölge koordinatörleri de aynı hedefte ve dirayettedir.

Şimdi kritik soru şu: 2028-2029 seçimlerinde başarı için gerekli olan değişime ve saha programına ve de yeniliklere mevcut durum / mevcut teşkilat sosyolojisi yeni yol haritasına “Saygılı” olacak mı?

Yoksa statükocu-mevcut durumcu-olanı benimseyici teşkilat içindeki dokular buna direnecek mi? Yani meseleye “Dava/Misyon” sözlüğü ve pratiği ile mi bakılacak; yoksa “Makamı sabitleştirici lobicilik” üzere perde arkasında yeni yönetimin yol haritasını yavaşlatıcı-provake edici mi davranılacak? Çünkü her görevden alma beraberinde “politik yan etki” ile yürür!…

Genelmerkezin gücü ve iradesi net olduğuna göre; geriye bu iradeye “Saygılı” kalanlarla; saygı da kusur etmese de perde arkasında “Kaygılı” örgütlenmelere girişecekler arasındaki tipik makam-statüko kavgası sürecek! Yani tipik İzmir geleneği işletilecek!…

Zaten “Danışma meclisi Çalıştaydır!..” etkisiyle toplantıyı yapmak ile “Danışma meclisi politik pikniktir…” yani “buluşma şöleni”dir eşiğinde örgütlenme arasında bir yol ayrımı söz konusudur bugün.

Dr. Mustafa Esgin’in açılış konuşmasındaki her cümle “Çalıştaya davet!” içeriğindeydi. Ancak bir de rutinleşmiş-beklentiler üzere kabuller var… Hayırla tamamlansın demekle yetinelim.

Devam edelim rapora-epikrize.

***

3) 2028-2029 İZMİR KARNESİ NE OLUR?

23 Yıldır İzmir AK Parti karnesi ortada!… Kuşkusuz karnelerde malum solda ders notları, sağda da davranış notları olurdu. İzmir AK Parti karnesinde sağda davranış notlarında “Çalışkan-Fedekar-Uyumlu-Gayretli” notları olsa da; Yani Milletvekilleri ve İl başkanıyla tüm teşkilat sahada koştursa da; sol taraftaki ders notlarında yani büyükşehir ve ilçeleri kazanmak anlamındaki notlar da ortadadır!… Bir tarafta “Çaba” var öteki tarafta ise “Sonuç yok!” durumu var!…

Peki bu durum 2028-2029 seçimlerinde de tekrar eder mi?

23 yıldır muhalefette kesintisiz kalmış bir teşkilatın 23 yıldır sebep-sonuç ilişkisi aynı ise; nasıl bir değişim, dönüşüm beklene bilir? diye sorulabilir. Daha doğrusu bir çıkış yolu-seçenek var mı?

Bizce, Var! Nedir O seçenek? Tereddütsüz: İnsan!

İnsan merkezli dil, İnsanı doğru okuyan ar-ge, İnsan odaklı örgütlenmiş teşkilatve en önemlisi “İnsan şehri” vizyonuyla hareket eden bir yol haritasıyla “Oyları artırmak” tabi ki mümkün!…Hatta kazanmak!

( Kuşkusuz seçim sonuçları ortada olmasına rağmen; iş sorumluluk almaya veya “nerede hata yaptık?” noktasında bir öz eleştiri ve gereğini yapmak noktasında genel bir “sessizlik”, “zamana yayıp konuyu uyutmak”, “başka adresleri suçlamak”… gibi klasik politik kurnazlıklar/uyumsuzluklar kullanılsa bile; gerçekler ortada Güneş gibi duruyor!…

Güneşi konuşmak yerine; teşkilat yönetiminin bir birlerinin boylarının kısalığını veya uzunluğunu gölgenin kısa-uzun oluşu üzerinden sürdürmeleri zaten mevcut durumun devamının ana sebebi…)

İşte “Danışma Meclisi” aslında bu nedenle bir “Çalıştay” gibi sonuç bildirgesi etkisinde olmalı/oldurulmalı.

İşte bu nedenle “Kesintisiz muhalefette” kalmış ama Türkiye’yi kesintisiz 23 yıldır yöneten bir partinin bu “Yaman Çelişki”yi İzmir AK Partinin artık çözümlemesi gerekiyor… Yoksa: “Mış gibi yapmak” dediğimiz ve statükocu politikacıların en çok başvurduğu ” Görüntüyü abart; yeni makamı kap! rutini devam eder…durur.

Ayrıca… Kongrelerin yapılalı daha bir yılı yeni aşmışken; 8 İl başkanı ve ilçelerde görevden almaların olması; çok açık bir mesaj veriyor: 2028-2029 seçimlerini kazandırmayacak ne kişilerle ne de yöntemlerle devam edemeyiz!…

Tabi bu genelmerkezin iradesi! Bir de sahada gerçekler var.

Bir kaç örnek verip; İzmir vesilesiyle genel değerlendirmemizi tamamlayayım. Çünkü şahsen kesintisiz 23 yıldır CHP’nin yönettiği illeri çalışan biriyim. Dolayısıyla AK Partinin sadece “İktidar” hali üzere değil “Muhalefet” hali üzere de saha çalışmaları yapmış biri olarak; İzmir İl Danışma meclisini vesile kılarak; yani İzmir’de konuyu daraltmadan notlarımı Türkiye’nin genelini kapsayacak şekilde paylaşmak istiyorum…

***

3) ” YERELDE YENİDEN AK PARTİ İKTİDARI” İÇİN! EN “SAĞLIK”LI DURUM!

Bu bölümde; Analizi politik deşifre üzere maddeleştirmek yerine; Hikayeleştireyim istiyorum.

Kuşkusuz hikayeleştirmenin bazı riskleri var. Ancak herkesin aklında bir spotun kalması için bazen yerinde bir metot olabiliyor. Biz de bu riski alarak; hikayeleştirelim:

“ERKEN TEŞHİS TEDAVİNİN YARISI” EDER Mİ? ETMEZ!

ÇÜNKÜ; Teşhisin “Erken” olması tedavi için mesafedir. Doğru… Ancak “Muhalefette AK Parti”nin “Erken teşhis” veya “Gecikmiş Tedavi” sorunu yoktur!

AK Partinin artık “Hasta ve Yakını” sorunu var!…Bunu görelim artık.

Evet, AK Parti 2028-2029 seçimlerinde sonuç almak istiyorsa; “TEŞHİS-TEDAVİ”ye değil en az o kadar “HASTA-HASTA YAKININA” odaklanmalıdır!…

Bu metaforu-betimlemeyi, risk alarak, açayım:

AK Partinin son yıllarda arızi/anormal/eksik/yetersiz/sağlıksız durum tespitleri sonrası teşhis-tedavi programının sonuç vermemesinin üzerinde iyi düşünmesi lazım. Çünkü AK Partinin 2019’dan bu yana oy kaybının devam sebebi; teşhis-tedavi yöntemindeki eksiklik-yetersizlik değildir!… Asıl ana sebep: Hasta ve Hasta Yakınıdır!… Hasta ve Hasta Yakınına yöneli gerekli tedbir ve müdahaleyi geciktirmesidir!.

Yani istediğiniz kadar teşhis için tam donanımlı cihazların olsun ve doktorlar en iyisi olsun; hatta hastane konforu on numara-beş yıldız olsun!… ( Ki AK Parti bu durumda olduğuna inanıyor ve PR’ını öyle yapıyor!…);

Eğer gerçekte “Hasta” olan biri ( Ki “Hasta olma durumu” kötü veya utanılacak bir durum değil; Sağlığın doğasında var: bazı hastalık süreçleri olur…) eğer;

Kendini “Hasta” kabul etmiyorsa; şikayetlerini gizliyor veya yanlış aktarıyorsa; Doktora ve hastane sürecine sürekli direniyorsa; kontrollerini ihmal ediyorsa… Hatta bilerek hastanesi, doktorları suçlayarak işi savsaklamaya çalışıyorsa… O zaman; ortada bir “Hasta” krizi var demektir!. Dolayısıyla Teşhis-Tedavi ile işler çözülmez.

Üstelik zamanla artık “Mızmız-huysuz Hasta” olmaktan çıkar; Hastanenin düzenini, doktorların mesaisini bozan bir “Sağlık suçu işleyen” duruma ulaşılır…

Nitekim CB Sayın Erdoğan Teşkilatın sağlığında bazı problemler olduğunu açıktan ilan etmiyor mu? Örnekler verelim:

Ne diyor Reis: “Metal yorgunluk, Mental yorgunluk, Partiyi ticarete çevirmek, Kibir, Gönüllereden uzaklaşmak, Halktan kopmak, Kariyer ve rant için partiyi kullanmak, Halka tepeden bakmak, Hizmeti savsaklamak, İhalelere fesat karıştırmaya kalkmak, Büyüklere saygısızlık, Mış gibi yapmak, Kariyerist ve statükocu davranmak, Davayı anlamamak, Konforizm….” gibi; Hepsi sayın Erdoğan’ın farklı zamanlarda mükerrer şikayetleri-teşhisleri değil mi?

CB Erdoğan son yıllarda ve her fırsatta bu “Hastalıklar”a yönelik uyarılarda bulunmasına rağmen… Israrla teşkilatın çoğunluğu/bazen tamamı, seçmenin tamamı/çoğunluğu, sayın Erdoğan’ın dikkat çektiği bu hastalıkların kendisine bulaştığını yani “Hasta” olduğunu kabul etmiyor!

Hatta bir de “Hasta Yakını” durumu var ki; işler iyice çarşafa dolanıyor.

Örneğin; Hasta ( Yani reel politik açıdan bir hatası-zaafı-yetersizliği olan kişi ve de artık partiye faydası yok; zararı var; fakat inatla makamına yapışıyor; hedefleri için partiyi kullanmaktan vazgeçmiyor; yetersizliğini reddediyor… vesaire…) olduğu çok açık bir durum varken; Ve dediğimiz gibi sağlıkta “Hastalık” ne ise Politkanın da sağlığı için arızi-hastalık durumları olur; bu çok normal!… Ve tedavi edilebilir süreçler iken;

Bir bakıyorsunuz artık kendisi sorun olmuş bu Hasta’ya müdahale etmeyi engellemek için bir de “Hasta Yakını” çıkıp geliyor ve süreci iyice işin içinden çıkılmaz hale getirebiliyor.

Mesela…bir düşünün; Hasta bizzat hastalığını inkar ediyor. Bir şekilde doktorlarla muhatap olduğunda şikayetlerini çarpıtarak anlatıyor. Ortada mükerrer sonuç var; fakat izahlar gerçekçi değil!.. İşte bu Hasta/Hastalık durumu ile siz bir kısır döngüye girmişsiniz; bir de “Ben Hasta yakınıyım!…” diye biri çıkıp geliyor;

Nüfuzlu, Yetkili, Hatırı olan, Emekçi, Güçlü biri… Ve hem Hasta’yı hem Hastalığı tedavi sürecine sokmak yerine; Hasta yakını sıfatıyla hem doktorların, hem hastanenin zorlaşmış işine müdahale ediyor… Süreci sakatlıyor; hatta bazen sağlık dışı rapor talep diyor…. Vesaire…

Yani “Hasta Yakını” sıfatıyla bir siyasi büyük; sırf yakını diye, adamı diye, ekibinde diye, onu işlerinde kullanıyor diye…. o Hasta üzerindeki tedaviyi ve hatta tahlil yapılmasını bile engelleme çabasına giriyor. Israrla o kinin o makamda kalması için her yolu deniyor, her türlü baskıyı devreye alıyor.

Dolayısıyla 2028-2029 seçimlerine söz konusu bu “Hasta ve Hasta Yakını” tablosuyla gidildiğinde/girilecekse… zaten sonuç ortadadır.

***

4) ” NEREYE BAKMALI?” “NEREDEN BAŞLAMALI?”

Son olarak; Bir de “Nereye Bakmalı?”, “Nereden Başlamalı?” bağlamında sahadan bazı gözlemlerimi paylaşayım öyle bitireyim yazımı. Daha doğrusu “Danışma Meclisi Çalıştayı” için gıyabi bir “Sonuç bildirgesi” paylaşmış olayım.

Aşağıdaki hatırlatmalar “Partiye eleştiri” içermez; Seçimde güçlü oy almak için “nereye bakmalı” ve “nereden başlamalı” için kilometre taşları hatırlatmasıdır. Aynı zamanda AK Parti Genel merkezinin olası “Yanılsama” Parkurları anlamındadır.

* CV-KARİYER DOLRUMA SEFERBERLİĞİNİ DURDURMAK GEREKİYOR!…

Çünkü Partiyi “Kariyer için Yürüyen Merdiven” gören kişilerin olduğu ve parti içinde bu tarz örgütlenmelerin olduğu gerçeği ile yüzleşilmelidir;

Bu tipolojiler gerçekte gönüllerde değiller, evde değiller, sokakta değiller, dertlerin, sorunların yerinde değiller; çözümde de değiller! Yani ne sahada ne de masadalar!…

Dikkat!… Onun yerine “Görüntü vermek /Mış gibi yapmak” programı işletmektedirler ve bunun için “Örgütlü sosyal medya görselleri/albümü” kullanmaktadırlar. Yani bu “kariyerist” gruplar bir eve, bir sokağa, bir pazara, bir meydana “örgütlü kalabalık” olarak gidip; görüntü çekip; sosyal medyada bunun adını “evdeyiz, sokaktayız, gönülerdeyiz, dertlere çaredeyiz!…” diye sunuyorlar.

Üstelik bu o kadar yaygınlaşmış bir konformizm durumu ki; Artık bir makam üst makama bu yöntemle “İmaj-dolduruşa getirilmiş hizmet karnesi” sunmaktan başka bir çaba içinde değil. Bunun en büyük delili de; sosyal medyadaki muazzam şovlar ve masa başı doldurulmuş hizmet çizelgeleri, çoşturulmuş üye-mahalle kayıt kampanyalarına rağmen… sürekli oy kaybıyla sonuçlanmış seçim karneleri…ortadadır.

Bunun ana sebebi teşkilat içinde “kişisel CV ve Kariyer” programını uygulayan ve hayatta gerçekliği olmayan “görüntüsü verilmiş sanal etkinlikler albümü” yöntemiyle hep bir üst makama odaklı lobicilik…yapılmasıdır.

Bunun yaygın olmasının ana sebebi de “Denetleme ve Etkinleştirme” modelinin yetersizliğinden kaynaklanıyor. Daha keskin cümle kurayım “Denetlemekten” sorumlu kişi ya bunun parçası oluyor veya denetlemek için nereye bakacağını neyin izini süreceğini bilmiyor…

***

* LOBİCİLİK DIŞA DEĞİL İÇE ÇALIŞIYOR!

Kesintisiz 23 yıl iktidar olan partide işin doğası gereği olan “Parti içi Lobicilik”in volümü artar. Zaten her Vekil her il başkanı-İlçe başkanı politikanın başlangıç noktasını “Ekibini kurmak ve kollamak” diye belliyor. Bu çok doğal…

Ancak “Lobicilik” aşamasına gelmişse bu; risk de artmış demektir.

Çünkü lobicilik de sadece kendi ekibini kollamaz; diğer ekipleri zayıflatmak, teslim almak, çepere itmek gibi yöntemleri zihninde meşrulaştırır.

Hele bir de 23 yıl iktidarsan; ortam Lobicilik panayırına evrilir. Lobicilik demek aynı zamanda “Devrim çocuklarını yer!” veya “İnsanı öğüten değirmen” biçer-döverliğine dönüşür.

Sert gelebilir: AK Parti “Lobicilik kıskacından” son yıllarda çıkamıyor, Çünkü dünya klasmanında bir Liderin meşgul olduğu Uluslararası gündemlerden başını kaldırıp ilgilenemediği ne varsa;

O tarlayı süren lobiler var. Yani parti aslında kendi içinde “Adem-i Merkeziyetçi” modeli uygulamaya başladı denebilir…

Oysa lobicilik rakip partilere karşı işlemelidir. Parti içine değil!

Lidere rağmen parti içinde farklı illerde Adem-i Merkeziyetçilik işletmek partiyi kağıt üstüde değilse de sahada böler, paramparça yapar!…

Sahadaki parçalı yapının sebebi bu Adem-i Merkeziyetçiliktir.

( Ara bir şerh: Mesela ğalat-ı meşhur vardır: “Şehrin abisi” etiketli algılar… Bu mesela ilk bakışta çok babacanca bir ilgi adresi görülüyor olsa da; oysa zamanla parti içine çalışan lobiciliğe dönüşüyor/dönüşebiliyor. Hatta yeni kuşak genç siyasetçiler gelip “Yeni abiniz benim!…” örgütlenmesine yönele biliyor…)

Yani Adem-i Merkeziyetçilik gençler tarafından da sürdürülmek isteniyor.

*** LİDERİN İZİ KAYBEDİLDİ!

Tabi Erdoğan’ın liderlik performansı o kadar güçlü ve hızlı ki; takipçileri izini kaybettiler. Yani CB Erdoğan’ı üreten değil tüketen durumu arttı. Taklid arttı. Tekrarlamak arttı. Hatta kopyalamak yüceltildi. Oysa Erdoğan’ı büyük lider yapan ilk özellik; ekibini yanında tutabilme ve izini sürdüre bilme başarısı idi. Şu yada bu sebepten… Bu “yakın takip” kayboldu!…

( Ara not: Erdoğan soyadını kullanan, onun kanatları altına girip üretmeden palazlanan bir doku da kuşak da türedi, Bunu kabul edelim. Tabi bu kadar kitlesel bir harekette bu tarz arızi durumlar olur. Ancak asıl soru şudur: Kontrol kim de? Daha doğrusu kontrolün doğru ellerde etkinleşmeye devam etmesi gerekir.

Nitekim 8 İl başkanı görevden alındığında gerekçesi kamuoyu ile paylaşıldı: “2028-2029 seçimlerinde güçlü oy almak!…”.

Peki, o zaman şu sorular, “dost acı söyler” basamağından gelmez mi?

AK Partiye daha çok oy getireceği bilinen/teklif edilen ve toplumun teklif ettiği bir çok kaliteli-nüfuzlu isim neden partiden küstürülecek durumlara itilebiliyor/itildi ?

Mesela; seçimlerde daha fazla oy getirdiği seçim tablosu ile kesinleşmiş bir çok başkan adayı vekil adayı, neden parti tarafından operasyonlara bile uğrayarak sahanın dışına itiliyor veya kendileri hakkında kara propaganda yapılması yolu açık kalabiliyor?

Oy getireceği kesin olan ve kişisel CV’sinde kusur da olmayan, ahlaklı, çalışkan bir çok ismin parti ile etkileşiminde neden naif durumlar oluştu/oluşturuldu?

2019-2024 seçimlerinde oy kaybı yaşamasına rağmen; AK Partiye oy kazandıranlar var! Bu isimlere gereken ilgi-yetki veriliyor mu?…

Gibi… daha nice gerçeklik olan ve ihmal edilmemesi gereken durumlar var: Çünkü hepsi “Güçlü oy almak” iddiası için odaklanılması gereken alanlar…

Demek ki, bir yerde yanlış giden bir durum, yanlışa götüren bir örgütlenme veya bunlara izin veren bir anlayış var!

Demek ki; Liderin her açıdan izini kaybeden başka yollara sapmış; ayak izlerini sürdüğümüzde Lider ile yolda saksı açılmış ekipler var!…

Konu çok… Sorumluluk alanı çok… Daha yapılacak çok şey var!…

“Danışma Meclisi” gibi önemli buluşmaların sadece “Şikayet kutusu” veya “Canlı CİMER” olarak değil aynı zamanda bir “çalıştay” gibi sonuçlar vermesi dileğiyle…

Tekrar hayırlı olsun tüm Danışma Meclisleri!

“Güçlü oy almak için….” cümlesi ile başlayan her ne tasarruf varsa; bir an önce güçlü şekilde gerçekleşmesi dileğiyle. Çünkü zaman daralıyor ve daha çok yapılacak işler var!

TÜRK SİYASETİNDE İZMİR’DE “KRİTİK DANIŞMA” TOPLANTISI!
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Analiz Vakti ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.