Geçmişten Bugüne PKK ve Türkiye’nin Mücadelesi
Herkes bilir; PKK, varlığını ve etkisini Baba Hafız Esad dönemindeki lojistik destekle sürdürebilmişti. Yani terörün yuvası Suriye’ydi. PKK terörünün kırk yıl boyunca varlık göstermesini besleyen iki temel ısrar vardı: Birincisi, PKK’yı ininde vurmak yerine içeride savunma pozisyonunda kalarak çözmeye çalışmak; ikincisi ise PKK’nın Türkiye’deki siyasi ayağını ve Avrupa diasporasını ihmal etmekti.
Türkiye, kırk yıldır “ihmal” ettiği bu iki hamleyi son dönemde hayata geçirdi: PKK’yı ininde vurmak için Kuzey Suriye’ye girdi ve şimdi de siyasi ayağına ile Avrupa diasporasına yönelik hamleler yapıyor.

Suriye İç Savaşı ve Yeni Durum: “Terörlü Suriye”den “Terörsüz Suriye”ye
Ancak bir “yeni durum” söz konusu: Suriye iç savaşı ve uzun süre “Terörlü Suriye” komşuluğu. Dolayısıyla Türkiye, Esad rejiminin devrilmesi/gitmesi ve ardından yeni hükümete vaziyet ederek aslında “Terörsüz Suriye” çalışması içinde. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Arap ve Kürt İttifakı olunca güçlendik!” vurgusu da buradan geliyor. Yani Suriye’deki Araplar ve Kürtlerle ittifaktan bahsediyor. Çünkü “Terörsüz Türkiye” ancak “Terörsüz Suriye” ile kalıcı ve öngörülebilir olacaktır.
Suriye’deki süreç çok uzun süreceğinden doğal olarak Türkiye, Suriye’deki PKK (SDG-PYD) konusunu da çözmek zorunda. Suriye’deki bu güçlerin silah bırakması değil, Suriye Devlet Ordusu’na katılmaları konu edildiğinden iş/süreç dikkat istiyor ve çok denklemli.
Zaten silah bırakanların hepsinin Türk vatandaşı olması şundan kaynaklanıyor: PKK kendini “Türkiye’deki PKK olarak feshetti.” Feshi yapılan örgüt nereye gidecek? Suriye’de kalıp Suriye ordusuna mı katılacak yoksa Türkiye’ye gelip siyaset mi yapacak?
Türkiye’nin Yeni Terörle Mücadele Stratejisi
Fakat kesinleşmiş bir final var: Türkiye, “terörü içeride karşılamak” dönemini kapattı. Türkiye’ye yönelik eylemlerin yapılma iradesini de bitirdi. Hatta “Türkiye’de Kürt Meselesi” gündemini masadan kaldırıyor. Bu çok açık.
Ancak “Terörlü Suriye” gibi çok daha karmaşık bir bölgede ve bunu da çözmeden Türk askerinin Suriye’den çekilmeye niyeti yok. Hatta Suriye hükümetinin de Türk askerini göndermeye hiç niyeti yok!

Bölgesel Güç Mücadelesi: İsrail ve Türkiye’nin Karşı Karşıya Gelişi
O zaman şu cümle “tespit doğru” dedirtecek bir cümledir: İsrail ve Türkiye artık Suriye’de karşı karşıyadır ve Ortadoğu bölgesinde İsrail için İran sonrası engel Türkiye’dir!
Artık Suriye’deki, öncesinde olduğu üzere, her ölümün, provokasyonun, iç savaş oyunlarının tek adresi var: İsrail! Suriye’nin ve Türkiye’nin “Terörsüz Ülke” hedefi artık ortak kader olmuştur!
Yeni Ortak Kader ve CHP’nin Yaklaşımı
Bunun ilk aşaması da “Arap” ve “Kürt” hafızasının güncellenmesi ile başlayacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 32. İstişare toplantısındaki konuşmanın ekseni de buydu! Doğrusu da bu!
CHP’nin her Arap-Kürt kelimesini duyduğunda “Ümmetçilik yaptırmayacağız!” demesi; kinle ilgili değil; küresel siyasette “zır cahil” olmasından!.
“Terörsüz Türkiye” ve “Teröristsiz Toplum”: Kadın Teröristlerin Anatomisi
(Bese Hozat ve Kerime Yıldırım Karşılaştırması)
Kadın figürünün terör örgütleri tarafından kullanılması, genellikle hareketin “toplumsal” bir karaktere sahip olduğu imajını vermek içindir. “Aktivist Kadın” imajı, aynı zamanda bir ideolojiyi veya hareketi toplum içinde var kılmak için bir stratejidir. Nitekim feminizmin de kendi için attığı konuma giden yolu izlediğimizde, “kadın hakları” konusunun, aslında yola çıkarılmış bir ideolojinin araçsallığı olduğunu hemen fark ederiz.
Dolayısıyla, kadın figürünün “toplumun anası” etiketiyle büyütülmesi bütün ideolojilerde mevcuttur. Ancak kadın siluetinin yoğunlaştırıldığı iki alan daha vardır: Devrimler ve Devlet İdeolojisi. Örneğin, kadını “devrim” ve “devlet” ile ilişkili konumlandırmak, özellikle Fransız İhtilali ve küresel ölçekte modellenmiş ulus devlet inşasında da görülmektedir. Fransa başta olmak üzere, bütün ulus devlet süreçlerinde “Cumhuriyet’te Kadın” imajı, konu edilen devrim-devlet alanında kadına verilmiş ideolojik bir konumdur. Bu bir tespit olmakla birlikte, tarihte bu imajı istismar eden birçok örnek bulunmaktadır.
Bese Hozat ve Kerime Yıldırım: İdeolojik Kullanımın İki Yüzü
Bu bağlamda Marksist-Leninist (sözde devrimcilik bağlamında) kadına yönelik oluşturulmuş imajda Bese Hozat sözde “Devrim ve Kadın” kadrajında siluetleştirilirken; Kerime Yıldırım ise “İlk savaş pilotu” unvanıyla kamuoyuna tanıtılırken “Ulusalcı/Kemalist” etiketiyle “Şahin Devlet ana” diye anons ediliyordu. Biri devletine, diğeri kendi toplumuna silah çevirdi!
Şu ara cümle gelebilir: “Silah tutan ve sıkan kişinin cinsiyeti ‘Kadın’ diye cümlelerin ‘Kadın tamlamalı’ olması zorunlu değil!” Bu cümle, işin bir cephesidir. Hatta bir ara cümle daha gelsin: “Toplum dediğin erkek ve kadından ibarettir. Her aşamasında kadına başlamak neden abartılsın veya özel durum gibi sunulsun ki!” Bu da makul bir başka hatırlatmadır. Ancak yazının ekseni Bese Hozat ve Kerime Yıldırım’dır. Biri devletine silah doğrulttu, diğeri ise halkına!
Toplumsal Bölünmüşlük ve Kadın Figürü
Mesela, neredeyse bir asırdır Türkiye’de bölünmüş sosyolojinin kavga sembolü ve politik iktidarın kafesleme yöntemi yine kadın/örtünme/çıplaklık üzerinden yürütüldü/yürütülüyor. Öyle ki, İslam’ın da laikliğin de sembolik/heykeli ısrarla örtülü/açık kadın imgelemi üzerinde tutundurulmak isteniyor.
Kerime Yıldırım halka kurşun sıkan askerleri helikopteri sokaklara indirip katilleri başka bir noktada toplamak için çaba sarfederken; Bese Hozat da asker, çoluk-çocuk demeden halkı öldüren “hevallerine” talimat vermek ve onlar için lojistik desteği organize etmekle meşguldü.
“Terörsüz Türkiye” Hedefi ve “Teröristsiz Toplum” Vizyonu
“Terörsüz Türkiye” demek, “terör gündemini sonlandırmış Türkiye” demektir. Yani “terör olaylarının nihayete erdiği sosyoloji” demektir. Bu hedef, süreç ve de bin kez gündem olsa yine denenmeli bu süreçler! Ancak “Teröristsiz Toplum” mümkün kılınmazsa, “silah yakmak/bataklıkta sinek yakmak” gibi kalır. Asıl çözüm süreci, yeni Bese Hozat veya Kerime Yıldırım tipolojilerini üretecek/planlayacak örgütlenme/konuşlanma bataklığını kurutmaktır.
Yani “terörist” kavramında önce/ilk aşamada “kadınsız terörist” ortamını muhkemleştirmek lazım. Bunun için de Türkiye’nin “Yeni Anayasa” değil “Yeni Toplum” modelinde uzlaşması lazım. Bunu da ancak kadını terörize etmeyen, etmeyecek bir sosyoloji ile mümkün kılabiliriz.
Kadın ve Barış İlişkisi: Anaların Gözyaşları ve Toplumsal Uzlaşma
Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın eşi Sayın Emine Erdoğan’ın, 32. İstişare toplantısında Sayın Erdoğan’a (tabii ki yıllarını bu uğurda harcamış eşine) “Terörsüz Türkiye”ye atfen yaptığı “kalıcı barış” temennisi içeren sözlere ilişkin duygusallaşıp, sarılıp ağlaması; aynı zamanda Kadın ve Barış ilişkisinin doğal, merhametli, içten rolünü de imgeliyor. “Analar ağlamasın!” mottosu aslında terörün sadece sonuçlarına değil; terörün üretilmesi aşamasında kadının kullanılmasına da son verilmesini betimler.
Tören sonrası, izin verilmediği halde, disiplinsizlik olduğu uyarısına rağmen, okul birincisi bir kadın askerin ısrarla Kılıç Çatma Seremonisi yapması ve ihraç edildikten sonra verdiği bütün demeçler şunu açıkça gösteriyor: Kerime Yıldırım’ın 15 Temmuz gecesinde yapmaktan ve yaşamaktan gurur duyduğu “… ideolojisinin kadın taşıyıcısı” olmak fikri ve zihniyeti aktif!
Aslında ilkel bir davranışta olsa; günlük hayatta, bir metrobüste, dolmuşta, örtülü bir kadına yüksek sesle hakaret etmekten zevk alan bir kadının da aslında durduğu çizgi, Kerime Yıldırım’ın çizgisinin sokağa düşmüş hali. Halka silah doğrultmak, halkın değerlerine hakaret namlusunu dil üzerinden yöneltmek… Hepsi; bir ideolojinin kadın üzerinden ya devlete ya da halka silah doğrultmayı teşvik eden, yücelten bir zihniyetin ve programın parçasıdır.
Af Kavramı ve Toplumsal Hafıza
Kuşkusuz devlete veya halka (ister dini, ister kültürel, ister yaşam tarzı sebebiyle olsun) dil uzatmak, silah çevirmek, parmak sallamak, küfretmek, provoke etmek asla karşılıksız bırakılmayacak durumlardır. Özellikle bunu kadın üzerinden veya kadının kendisi yapıyorsa, çok hızlı tedbir almak gerekir.
Dolayısıyla ne Bese Hozat ne de Kerime Yıldırım tipolojileri (biri sözde toplum diğeri de sözde devlet adına) dilleri ve elleriyle cinayet işlemeleri sebebiyle “af” edilemez. Tipolojiler af edilmez, edilmemelidir! Af sadece eyleme/suça yönelik olabilir. Yani suça verilecek cezaya ilişkin “yasal düzenleme” içerir. Eylemi değil de bizzat şahsı affetmek ise yasal düzenleme ile değil, kamu vicdanı, halk hafızası, adalet iklimi ile ilgilidir.
Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşi Müslüman olduğunda, ne demişti Resulullah (S.A.V.): “Affedildin! Aramıza katıldın. Ancak bana/bize az görün! Rabbim Müslümanlık kabulünü katında kabul etsin ve merhamet etsin! Ancak hatıralarımız seni görünce incinir!”
Dolayısıyla “Terörsüz Türkiye” kapsamında öngörülen, üstünde çalışılan “Af/Yasal Düzenlemeler” ile; tekrar vatandaşlığa kabul edilenlerin (Müslüman olan Vahşi gibi) topluma katılarak, ancak görünmeden kalan ömürlerini sürdürmeleri sağlanmalı! (Af derken; yasal düzenlemeleri aşarak; dağ kadrosunun ülke içinde siyasetçi kimliği ile dolaşmasına ve dahası TBMM çatısı altında “dokunulmazlık sahibi politikacı” olarak varlık göstermelerine izin verilemez/verilmemelidir. Çünkü “Terörsüz Türkiye” sadece “eylemsiz Türkiye” anlamına gelmiyor/gelmemelidir. Bir de “Teröristsiz Toplum” demektir ki; toplumda barış ve kardeşliğe hizmet etmek noktasında samimiyet-iyi niyet varsa eğer; o zaman; en doğru iletişim şekli; Hz.Hamza’yı öldüren Vahşi için söylenen sözdeki inceliktir: Katılabilirsin ancak gözüme görünme! Çünkü hatıraların adalet hakkı incinir!)
Yani söylemek istediğimiz şey: bunca sözden sonra şudur: “Terörsüz Türkiye” ancak “Teröristsiz Toplum” inşa etmekle mümkündür. Bunun için ise iki şey şarttır: Bese Hozat ve Kerime Yıldırım’a silah çektiren kafayı-zihniyeti silahla birlikte yakmaktır. Ve “Vahşi” konumunda olan herkesin “teslim olma/katılma” hakkı mahfuz da olsa; hem hatıranın adalet hakkı için hem de geleceğin doğru inşası için; barış gömleğinin ilk düğmesinin doğru iliklenmesi için; gözden ırak yaşamaları gerekir.
Türk devlet aklı “sosyoloji” bilir! Bunun üzerinde çalışıyordur. Ancak derin devlet bazen “göstere göstere plan yapmak” gibi bir huya sahiptir. Ve sosyolojiden anlasa bile daha çok psikoloji çalışır! Dileğimiz odur ki; aynı gövdeye bağlı iki kanat arasında süreçle ilgili içtihat farkı veya yöntem farkı; finalde bu süreci akamete uğratmaz!






















