Suriye’den kaçarak ülkemize sığınan insanların derdi neydi? Evinde rahat oturan, sofrasında rahat yemek yiyen, cadde ve sokaklarında rahatça dolaşan insanların arasında, ürkek, çekinken, korkuyla yer alan bu insanlar bizim yaşadığımız mutluluğu kendi ülkelerinde gördü de, keyfi olarak mı gelip aramıza katıldı?
Devletin kayaklarında gösterilen Suriyeli mülteci sayısı 3 milyon 214 bin 780’dir. Bunu 13 milyon olarak ifade edenlerin ahlakı böyle bir abartıyı belki kabul eder, ama kamu vicdanı da kabul etmeli midir? Kaldı ki bu insanların yüzde 73’ü kadın ve çocuklardan oluşmaktadır.
Rusya’nın azgın yayılma politikasının kurbanı olan Ukrayna’da, savaşın başlamasıyla birlikte 14 milyon 182 binin Ukraynalı ülkesini terk ederek Polonya’ya oradan diğer Avrupa ülkelerine sığındı. Bugün hiçbir Avrupa ülkesi bu sığınmacıları dert edinmemektedir. Peki, bize ne oluyor?
Bakını, irkilerek izlediğim bir sahneyi aktarayım size:
Katil Esat’ın cellâtları yakaladıkları rakiplerinin gözlerini ve ellerini bağlayarak bir binanın bodrum çukuruna getiriyor, çukurun başında kafasına kurşun sıkıp daha önce öldürdükleri insanların cesetlerinin üzerine yıktıktan sonra benzin döküp ateşe veriyor. Muhtemeldir ki, bu kaçan insanlar böyle bir zulmün kurbanı olmaktan korkanlardır.
Bunları dikkate almadan Suriyeliye Türkiye’de düşman olmak, kendini Türk ve Müslüman görenler için anlaşılacak şey değildir.
Ülkenin huzurunu bozma uğrun kullandıkları bu insanların sığınma kapısını ataşe verenler bir gün bu ateşin kendilerini de yakacağını bilmelidirler. Türkiye güçlü ve büyük bir devlettir, tarihi boyunca hep mazlumların ve mağdurların rahmet kapısı olmuştur. Bu kapıyı kapatanların kendilerini de acımasızlığın bedeline mahkûm edeceklerini bilmeleri gerekir.
Eset denen cani gitti. Arkasında bıraktığı ülkenin insanı şimdi kaybolanları arıyor.
Böyle bir hengamede İsrail’in bu ülkeye yönelik saldırılarını Yahudilik gibi bir semavi dinin hangi ahlak ölüleriyle değerlendireceksiniz? Dileğim Eset’in zillet haline gelen bu akıbetine İsrail kasabının da düşmesidir.
Kaynak:Muhsin İlyas subaşı






















