Ne hayat ne de tarih “Söz” üzere akmaz! Söz önemli; Sözleşme de önemli! Ancak ikisini de “Hiç”leyen aktörler var: Siyaset ve Sosyoloji
Mesela İsrail Devleti sadece söz ve sözleşmeleri değil; siyaset ve sosyolojiyi de hiçleyen bir meydan okuma içinde ve dünya bunun karşısında edilgen. Neden? Çok sade/basit bir gerekçesi var: Dünya ekonomisini, sağlığını, tarımını, teknolojisini, enformasyonunu, enerjisini yöneten küresel güçlerin/şirketlerin hepsi Siyonist ve onun müttefiki evanjelistler….
Devletlerin etkin, bağımsız, güçlü olması bu küresel güçlere karşı her alanda “direnç noktaları oluşturan bağımsız alanlar”a sahip olmasıyla mümkün. Üstelik buna teşebbüs ettiğinde karşılaşacağı operasyonlar da sürecin göze alması gereken durumlar.
Devletlerin etkin, bağımsız, güçlü olması için gerekli girişimler, üretimler kadar milli birlik-dirlik, toplumsal kaynaşma-motivasyon da önemli.
Türkiye olmazsa olmaz bu iki edinimden-kazanımdan çok uzak. Hem girişimcilik-üretim karnesi zayıf hem de toplumsal kaynaşma-birlik noktasında paramparça. Hatta “uyuşturucu çekmek” gibi; kamplaşmadan, kapışmadan, tekme-tokat küfürleşmekten “zevk” alan bir kültürü benimsedi.
Geriye bireysel gayretde olan girişimciler, üreticiler ve bireysel/karizma üzere gayret eden liderlerin çabasının sonucu kadar iyileşme, ilerleme gerçekleşiyor. Selçuk Bayraktar – Erdoğan ikilisi gibi…. Üstelik bu örnekleri bile reddeden hatırın sayılır reddi mirasçı halk kesimi var.
Dolayısıyla…. “Terörsüz Türkiye”nin hem “Söz” hem “Sözleşme” üzere kalma riski var! Çünkü hem siyaset hem sosyoloji kuralları işliyor ve henüz kontrol altına alınmış değil!….
“Terörsüz Tükiye Komisyonuna katılan partileri bir göz önüne getirin. Komisyon dışında bu partilerin iktidarla girdiği siyaset ve sosyoloji kategorilerindeki hasımlığı, rekabeti hatırlayın… Suriye’deki gelişmelere odaklanın.
Süreç zor, karmaşık ve çok denklemli. Bu da söz ve sözleşmelerle bu işin nihayete ermeyeceğini bize telkin eder. Daha fazlası lazım: Siyaset alanında küresel santrancı doğru hamlelerle oynamak; Sosyoloji alanında da ” her alanda entegrasyon-halkların sürdürülebilir iş birlikleri”ni projelendirmek ve uygulamak gerekiyor.
SDG neyin kısaltılmışı? başlığı atmamızın sebebi şu:
PKK/PYD/SDG şu psikolojide: Türkiye’de DEM adıyla siyasal bir gücümüz; SDG olarak da Suriye’de bir Özerk/Milis Gücümüz var!
Bu şu demek: “Terörsüz Türkiye” Matruşka gibi iç içe senaryolardan oluşuyor. Yani “Terörsüz Türkiye” yol haritası PKK/PYD/SDG için de “Büyümenin yolu” olarak görülüyor…
Tarih bize şu dersi verir: Toplumları ve devletleri sadece silah geleceğe taşımaz!
Nitekim silahlı mücadele ile kazanılmış bir Kuvai milliye zaferimiz var; Ancak Cumhuriyetin ilanından bu yana etkin, bağımsız, güçlü olmak adına yüzyıldır karnemiz ortada ve silah dışında gerekli olan adımlar/etkinleşmek noktasında , bireysel gayretler dışında, pür melal halimiz de ortada.
Kritik soru/Deşifre bağlam şu: “Terörsüz Türkiye” teklifi SDG’den gelseydi; acaba SDG’nin planı ne olacaktı? Veya bu teklif ABD’den gelseydi biz bu teklifin altında ne arardık?
Teklif bizden geldiğine göre; bir bildiğimiz olsa gerek!






















