1. Haberler
  2. Haber Vakti
  3. AK PARTİNİN “BİRİNCİ”LERİ?

AK PARTİNİN “BİRİNCİ”LERİ?

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Reklamı kaldır

İktidar toplum ve devletin imkanlarını yönetme erkidir. Yani bir güç adresidir.

İktidara talip olanlar “Adil yöneteceğiz; Halkın malına sahip çıkacağız; toplumun ve devletin imkanlarını yine topluma eşit-yaygın hizmet olarak sunacağız! Yemeyeceğiz; Yedirtmeyeceğiz!…” diye söz verir!

Muhalefette kalanlar da eş güdümlü iki propaganda yapar: “İktidara getirdikleriniz; yiyor, yediriyor; gücü sömürüyor!… Bizi getirin; biz de düzeltelim!…

Geçmişte Halk, yolsuzluklar sebebiyle; önce belediyelerde daha sonra da hükümet de Refah Partisini destekledi. Neden? Çünkü Halk “Erbakan, yemez, yedirtmez!”e inanıyordu. Uzun süre iktidara getirmeme sebebi ise “İdeolojik şüphe” idi! Laiklik, Cumhuriyet, Demokrasi alanlarında Erbakan hakkında oluşturulmuş “Şüphe”lerden etkilenmişti.

Halk, Erdoğan’ı İstabul’a belediye başkanı olarak seçerken de aynı gerekçe ile seçmişti: CHP başkanının İSKİ skandalı/yolsuzluğu ortaya çıkmıştı. Erdoğan için de “Çalmaz, çaldırmaz!” diye güvenip seçti.

Nitekim Halk Erdoğan konusunda yanılmadığı için; 2002’de iktidar yaptı! Yine öncelikli sebep aynı: Çalmaz, çaldırmaz! Yemez, yedirmez!…

CB Erdoğan kesintisiz 23 yıldır iktidarda!…

İktidar güç demek! Rant demek! İmkan demek!

Şimdi AK Parti gibi bir kitle hareketi içinde; yerelde ve hükümette on binlerce görev/makam içinde; çalan, çaldıran, yiyen ve yediren olmaz mı? Olur! Özellikle 23 yıl o kadar uzun süre ki; çalmada, çaldırmada, yemede, yedirmede “23 yıllık tecrübe” ile etkinleşenlerin sayısı da artar! Hatta bu alanda “Birinciler” diye bir liste çıkarılırsa listenin diğer ucu uzayıp gider!

Peki “İktidar” olamamış; muhalefette kalanlar da çalan, çaldıran, yiyen, yediren olmaz mı? Olur… Hatta “iktidar açlığı” sebebiyle iktidardakilerle yarışacak kadar sayısı çok olur!

Peki muhalefetteki hırsızlarla iktidardaki hırsızlar arasında bir iş birliği, dayanışma, anlaşma olur mu? Olur! Hem de okkalısından olur! 23 yılda oldu mu? Tabi ki…

Peki, iktidar içinde olan bir hırsız yakalınrsa; iktidar bu kişiyi sahiplenir mi? Sahiplenmez! Muhalefet sahiplenir mi? Sahiplenmez!

İktidar da, muhalefet de; kendi içindeki Hırsız yakalanırsa; ne der: ” Hırsız aramızda barınamaz! Adalete teslim edilir! Cezasını çeker!..

Peki hem iktidar hem muhalefet içinde yakalanan ve adalete teslim edilenlerin sayısı “Sağnak halinde hırsızlık yağıyor!” ortamına-havasına dönerse? Ne olur?

Şimdi…

İmamoğlu’nun tutuklanmasından bu yana; Türkiye ne yaşıyor?

İktidarın iddiası: CHP Hırsızlıkta “Birinci Parti!”dir!
Muhalefetin iddiası: AK Parti Hırsızlıkta “Birinci Parti”dir!

Bu “Birincilik” kapışmasının/yarışmasının volümünü Özlem Çerçioğlu artırdı. Çünkü Çerçioğlu “Kim Hırsız?” gündemine bir frekans getirdi: TRANSFERLE AKLA(N)MA

TRANSFERLE AKLA(N)MA NEDİR? İŞTE KODLARI

1) SİYASİ RANT HIRSIZLIK DEĞİLDİR!

Türk siyasetinde bir kabul var: “Siyasi Rant, Hırsızlık Değildir!…”.
Örneğin; İhaleyi adrese teslim hazırlamak; Partilerin kendi yandaşlarına ihale vermesi; ihalede particilere pozitif ayrımcılık yaparak verilmesi; Partilerin kendi zenginlerini var etmesi; ihalelerin verildiği taşeronlara parti üyelerini işçi olarak sokmak… Hem iktidar hem muhalefet açısından bir “Hırsızlık” örneği değildir.

Hatta seçmen de bunu bir hırsızlık türü kabul etmez. Hatta “Siyasi rantçılık” konusunda seçmen partilerden daha ısrarlı, hararetli bir tutum içindedir. Çünkü “Oy verdim, Parti için koşturdum! Hani benim ranttan payım!” bilincinde(!)dir…

Nitekim “Popülizm” dediğimiz şey parti ve seçmenlerinin devlet ve toplumun imkanlarını Rant yöntemiyle paylaşma sürecidir…

Yani “Popülizm” Türkiye’de “Birinci”dir!


2) SEÇİLEN BAŞKANDAN “KASA HESABI” SORULAMAZ!

Türk siyasetinde bir kabul var: halkın seçtiği kişi yönettiği Kasa’daki harcamalardan ötürü sorgulanamaz! Seçilen sadece hesabı yine sandığa/seçimde halka verir ;Tekrar seçilmemesi bir cazadır!

Seçilen başkan ancak; Sayıştay raporu, suç duyurusu, itirafçı ile yargılanma sürecine girebilir. O durumda da, CHP’nin şimdilerde yaptığı gibi, iktidar suçlanır: “Oy ile alamadılar; kumpasla deviriyorlar!…”.

Nitekim seçilenler de “Biz hesabı sandığa, seçmene veririz! Bize kesilecek ceza; sandıkla seçilmemek olur!…”. diyerek yönettikleri kasayı harcamadaki özgürlük alanını genişletirler.

Seçmenin de buna itirazı yoktur! Çünkü seçmenin seçtiği başkandan imar, ruhsat, istihdam gibi başat talepleri vardır; yani seçmen de kasadan pay istemektedir.

Yani seçmen de imar, rant, istihdam konusundaki taleplerinden ötürü hesap vermek istemiyor…

Yani “Kasa paydaşlığı” Türkiye’de “Birinci”dir.


3) PROFESYONEL HİZMET HIRSIZLIK BORSASI DEĞİLDİR!

Türk siyasetinde bir kabul var: Profesyonel hizmet almak hırsızlığı aklar! Daha doğru etkide bir cümle kuralım: Profesyonel ise iş; o hırsızlık değildir!

Nitekim Profesyonel savcı, Profesyonel hakim, Profesyonel Sayıştay denetçisi, Profesyonel Raportör, Profesyonel Milletvekili, Profesyonel parti yöneticisi işe al atmışsa; işin parçası ise; o zaman o iş bir “Hırsızlık” konusu değildir! Nedir? İşi bilmemek/İşi kılıfına uydurmada beceriksizliktir…

Seçmen de bu fikirdedir. Kılıfına uydurulmuş iş, yasal boşluktan yararlanılarak elde edilmiş kazanım, profesyonel müdahale ile yoluna girmiş iş Hırsızlık kategorisinde değerlendirilemez!

Nitekim ana akım medyada veya sosyal medyada tanınmış/ünlenmiş avukat, siyaset, gazeteci, akademisyen, milletvekili, uzman bir çok kişi aslında “Görücüye çıkan Profesyonel”dir.

Çoğu hem muhalefet hem iktidar koridorlarını aşındırmaktadır. O nedenle bir soruşturmada bir Profesyonel tutuklanmışsa; onun üzerinden hem iktidarın hem muhalefetin kılcal damarlarına kadar izi sürülecek ilişkiler ağı deşifre olur!

Yani “Profesyonel hizmet talebi” Türkiye’de “Birinci”dir!


İşte; Siyasi Rant, Kasa-Sandık ilişkisi ve Profesyonel hizmet… Muhalefet-İktidar-Seçmen mutabakatıyla aktifleşmiş AKLANMA parkurlarıdır. Bu aklanma örneklerinden biri de partiler arası geçiş-transfer sürecidir…

O nedenle Özlem Çerçioğlu’nun geçişi aslında muhalefet-iktidar-seçmen ilişkisinde bir turnusol/deşifre/ikrar süreci etkisi yapacaktır!…

Bakmayın siz, seçmenin bu tarz süreçlerde ortalığı velveleye-tantantaya çevirmesine… Seçmenin “Temiz izleyici” pozisyon alışına da aldanmayalım! Çünkü aslında seçmen kendisinin örgütlediği bir süreci kontrol edememesi ile karşılaşmaktadır.

Kuşkusuz Özlem Çerçioğlu’nun geçişini koordine eden İktidar CHP’ye vereceği hasarı hesapladığı kadar; kendisi hakkında da hasar alacağı bazı algıları, durumları hesaplamış olsa gerek…

Yok eğer iktidar seçmene “Hepimiz bir birimize benzeriz!” konforunda yaklaşıyorsa; seçmenin bir refleksi olur: Seçmen kendisine benzeyeni değiştirir!…

Çünkü seçmenin en nefret ettiği şey: AYNA’dir…

Seçmen düz ayndan nefret eder. Seçmen “Sihirli ayna” sever! Konuşabildiği ayanayı tutar!

Özlem Çerçioğlu Türkiye’de bir AYNA etkisi yapacaktır! Bu AYNA bir de konuşan ayna olursa; o zaman bir gerçekle karşılaşacağız: Transfer bir aklanma yönetemidir!

AK PARTİNİN “BİRİNCİ”LERİ?
0
Reklamı kaldır

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Analiz Vakti ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Reklamı kaldır