1. Haberler
  2. Haber Vakti
  3. HAKAN neden “FİDAN” Kaldı?

HAKAN neden “FİDAN” Kaldı?

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

  • Devletin Zayıf Halkası: Hiyerarşi! –

Sayın Fidan katıldığı A Haber’de sorulara cevap verirken; bir “eminlik” içinde konuşuyor; Ancak pratikte-gerçekte; bu eminlik yetersiz kalıyor. Nedir bu eminlik? ” Devlet İstihbaratı” dünyadaki her konuda gelecek senaryolarını öngörebiliyor; şimdiden en az beş-on yıl sonrasının gerekliliklerini rapor ediyor; Sayın Erdoğan’ın liderliğinde bu tespitler üzere ilgili bakanlıklar strateji-bütçe çalışıyor.

Oysa… Bu durum/iddia, kendi içinde bir gerçeklik taşısa da; mevcut durumun hem “Sabit Konum” hali hem de ilgili konuda Türkiye’nin seyrini gösteren “Canlı Konum” hali sayın Fidan’ın söylediklerinin “Devlet ölçeğinde hep “Fidan” hali!” olduğunu gösteriyor. Yani biz sayın Fidan’ın söylediklerinin toplumda bir “Ağaç” olarak varlığını göremiyoruz!…. Neden?

Her teori, her projeksiyon, her vizyon tohumu önce devlet tarafından geleceğe atılıyor ve “Fidan” oluncaya kadar her aşamada Devlet oluyor; Ancak bu Fidan nedense bir türlü “Ağaç/Meyve” aşamasına gelmiyor.

Ve sürekli ” Fidanlar dönemi” diye bir zaman aralığından söz açıyoruz; Erdoğan gibi Liderlerin tohumdan-fidana başarısını anıyoruz. Fakat ülke bir türlü “GELECEK AĞAÇLARI”na ve hatta ” GELECEK ORMANI”na kavuşamıyor.

İHA-SİHA örneği gibi “AĞAÇ” örneği olsa da istisna bir durum; veya bir kaç Ağaç’tan biri.

Nitekim Sayın Fidan “Yapay Zekan’nın en geç 5 yıl içinde dünyayı ne hale getireceğini” anlatıyor ve Bakanlar toplantısında/Bakanlarla diyaloğunda öngörülerini paylaştığını ifade ediyor. Yani sayın Fidan “Ormanı görüyorum!” diyor. Doğrudur da… Ancak sayın Fidan bütün tecrübesiyle çelişen bir pozisyonda kalıyor: “Türkiye’nin ana sorunu: “Ormanı görmemek!” değil ki! Orman olmak!

Peki neden Türkiye “FİDANLAR ÜLKESİ” kalıyorda; “AĞAÇLAR-ORMANLAR ÜLKESİ” olmaya bir türlü erişemiyor. Neden Ağaç örnekleri sadece bazı alanlarla sınırlı kalıyor?

Müzakere için en kritik kodları deşifre edelim.

1) “BAŞKASINA İHTİYACIMIZ YOK!” SENDROMU

Türk siyasetinin iflah olmaz bir “sendromu” var: HİYERARŞİ!
Doğal olarak Devletin de!…

Bu Hiyerarşi sendromu iki türlü çalışıyor genelde:

Birincisi; HIRSIZLIK ( FİKİR-PROJE HIRSIZLIĞI) HİYERARŞİSİ
İkincisi: İYİ İLE ANILMA HİYERARŞİSİ

AK parti iktidarının da bir türlü çözemediği bu durum /hatta bu zaafı kurumsallaştırmak gibi büyük bir tuzağa düşüşü de var. Yüzlerce örneğine bizzat tanıklığım var. Nedir bu tuzak?

Elinde bir fikir, proje, icad, girişim olan birey/vatandaş; bunun Fidan’a ve ardından Ağaca dönmesi niyetiyle; kazaen bu HİYERARŞİ’ya girerse; iki şeyle karşılaşıyor:

Hiyerarşideki aktör/makam sahibi bu fikri, projeyi, icadı bildiğiniz çalışıyor! Ve bunu iki/çift dikişli hamle ile yapıyor: Fikir, proje, icad sahibini küçümseyerek eldeki tohumu değersizleştiriyor, ve ardından kendi fikri, projesi gibi ya makamı yükselsin diye kullanıyor veya para kazanmak amaçlı bir ticarileştirme tezgahına sokuyor…

Bir de “İYİ” nitelemesini hak eden fikir, proje, icad varsa; ve kazaen bu Hiyerarşi ile muhatap olunursa; muhatap ” Benimle anılmayacaksa bu İYİ şey, beni ilgilendirmez!” diyor, Ve hatta “Bana düşen iyilik ne bunda!..” diye hesap yapıyor…

Daha keskin bir cümle kurabilirim: Bu ülkede elinde Ağaca-Ormana dönüşebilecek her türlü fikir, proje, icad, sistem, model tohumu olan bireyler/vatandaşlar; Kazaen, ister Muhalefet ister İktidar olsun; Parti hiyerarşisine bunu soktuğu/teslim ettiği an; O fikir, proje, icad en iyimser haliyle ancak “Fidan” olabilir….

Çok daha keskin bir cümle daha kurayım: Bayraktar ailesi; muhalefete ve iktidara rağmen; tohumu “Fidan” yaptılar. Hatta Selçuk Bayraktar her konuşmasında/kendi hikayesini anlattığında, Erdoğan’ın en güçlü olduğu 2009 dönemlerinde bile; başına gelenleri anlatırken; bizim konu ettiğimiz “HİYERARŞİ TUZAĞI” örnekleri veriyor. Hadi iyice keskin bir cümle kurayım: Bayraktar ailesi Erdoğan ailesine “dünür” olmasaydı; Bu fidan asla ne Ağaca ne de Orman’a dönerdi!…

Şu gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor: ve bu yüzleşmeyi; muhalefet ve iktidar yanlısı fanatiklikte boğmamamız icab ediyor: Gerçeğimiz şu:

Türkiye fikirlerin, projelerin, icadların en fazla “Fidan”a ulaşabildiği ülke; Fidan’dan Ağac’a ve Orman’a dönmesi artık “Gece karanlığındaki serüven” kaderinde…

CB Erdoğan veya Hakan Fidan gibi bir çok isim, ne kadar samimiyetle, gayretle, “Tohum-Fidan-Ağaç-Orman” denklemine inanıyor ve elinden geleni yapıyor olsa da; ülkenin gerçeği ortada. AK Parti iktidarının en yavaş kaldığı/zaafa düştüğü/yetersiz kaldığı alanlardan biri de bu “Tohum/Fidan biçer: Hiyerarşi”yi çözemeyişidir.

Bu arada; onca keskin cümleye; taçlandırıcı keskin cümle ekleyeyim: AK Parti hiyerarşisi özellikle 2017’den beri Tohum-Fidan aşamasında da “Kayıtsız/İlgisiz” ligde!…

Nitekim; sayın Erdoğan’ın vefatından sonra bir envanter çıkarılsa; “Hangi alanda, hangi tohumlar, Fidan-Ağaç-Orman aşamasına ulaştı?” diye. Parmakla sayılı bir kaç alan-konu dışında Tohumdan-Orman’a geçiş olmadığı görülecektir. Çünkü Türk siyasetinde bir Pandemi var: “İYİ benimle anılmayacaksa, Bana bir İyilik düşmeyecekse; ya ilgilenmem ya da biçerim!..” virüsü/hastalığı.

Dünyada kendi vatandaşının fikrini, projesini, hayalini, girişimini, icadını bu kadar hoyratça harcayan ülke çok azdır. Ve bu bir hastalıktır. Üstelik muhalefetiyle, iktidarıyla, halkıyla ve devletiyle birlikte suçludur. Yani hepimiz sorumluyuz bu durumdan.

Yedi yılı aşkındır, onlarca ilde yüzlerce Tohumdan-Ormana müzakerelerinde; onlarca farklı alanda neredeyse binleri aşkın trajedi hikayeler dinledim.

Hadi Giriş’i tamamlayalım.

Hepimiz biliyoruz/ hatırlıyoruz: Bu ülkede elinde eğitim, teknoloji, savunma sanayii, kültür-sanat v.b. tohum olup, bunu Fidan’a, Ağaca-Orman’a çevirmek isteyen kaç yazar, mühendis, eğitimci, teknokrat “Faili meçhul” cinayete kurban gitti!…

Ne diyoruz: “Yabancı istihbarat öldürdü!…”.

Peki bizim bizzat Hiyerarşi tezgahıyla öldürdüğümüz binlerce tohum-fidan ne olacak? Ağaç haline gelmiş olanları yakma-çürütme örnekleri ne olacak? Orman riski var diye, yapılan darbeleri neye sayacağız…

” İYİ birşey olsa da, Bu İYİ benimle anılmayacaksa; kariyerime hizmet etmeyecekse, bana bir iyilik düşmeyecekse! Ben ne edeyim bunu!” diyen ve hiyerarşide makam sahibi kaç kişi vardır sizce?

Beni en çok gülümseten repliklerden biri şudur: “Bunlar AK Parti içindeki AKP’liler!”. Oysa durum-sorun çok daha ötedir.

Sorun şudur: Ülkesine, bayrağına, vatanına, milletine, devletine hizmet edecek bir fikri, projesi, icadı olan yani elinde “Milli Vizyon Tohumu / ATA tohumu” olanların çabasıyla; bu çabayı kendi çıkarına harcayan ve kendi kariyerine hizmet edecek şekilde araçsallaştıran ve bunu da HİYERARŞİ tezgahıyla yapanların “Bozuk tohum” sicilidir…

O nedenle sayın Fidan; siyasi kariyerinde “Fidan” kalabilir!
Çünkü O’nun Ağaç olma ihtimalini gören ve onu itibarsızlaştırma çabasında olan yeterince AKP’li var! Ve hiyerarşideler!…

O nedenle mesele “Fidan”dan ötedir!…

  • Hariciyeden kim Gazel Okuyor –

Türk siyasi tarihinde ( Cumhuriyet dönemi kastediliyor) AK Partiyi bütün partilerden kategorik olarak ayıran / Pergelin merkezi olan şudur: DIŞ POLİTİKA ATLASI

CHP’nin “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” mottosu ilk bakışta “Barış yanlısı dış politika ekseni” görülse de; aslında bu motto şu içerikte kullanılıyor: “Türkiye’nin kendi sınırları dışında olup bitenle bir ilgisi yoktur!…”. Bu mesaj/duruş aynı zamanda küresel güçlerin Cumhuriyet ilanı sonrası Türkiye Cumhuriyetine dayattığı üç temel şarttan biridir. Neydi bu üç şart? Osmanlı coğrafyasına/etki alanına asla girmeyecek/ilgilenmeyeceksin; Asya’ya selam bile çakmayacaksın! ve İslamı bir yolunu bulup önce kamusla alandan ardından hayatın içinden çıkaracaksın!…

İşte AK Parti bu üç temel şarta itiraz eden bir parti olarak “AntiKüreselci” misyona sahip olarak yola çıkmıştır. Osmanlı etki alanına “Gönül Coğrafyamız” diyerek müdahil olmuş, Asya ile selam çakmaktan öte ilişki kurmuş ve İslamsızlaştırma planlarını boşa çıkarmak için elinden geleni yapmıştır.

Ancak; yine bir gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor: Osmanlı etki alanıyla ilgilenmek; Asya ile ilişkileri etkinleştirmek ve İslam’ı hayatın her alanında yüceltmek konusunda; Sayın Erdoğan, Sayın Fidan başta olmak üzere parmakla sayılı AK Parti kurmayı dışında; AK Partinin geneli bu üç konuda “Turist” durumdalar…

“Turist” vurgusunu bilerek seçtim. Çünkü Turist’in iki ana karakteri var: ” Gezerken meraklı bir İzleyici”dir ve “çok yer görmeyi” bir CV olarak görüyor.

Daha önce bir seri yazımızda; TİKA, Yurtdışı Türkler, Yunus Emre ve Maarif Vakfı analizi yapmış ve gelinen seviyeyi tablolaştırmıştık.

CB Sayın Erdoğan grup toplantısında özetle/mealen bir iddiada bulunuyor: “Osmanlı-Selçuklu tecrübesi ile Araplar ve Kürtlerle birlikte geleceğe yürüyeceğiz! Araplara ve Kürtlere sırtını dönenler; bize “Bizi arkamızdan vuran Araplar ve Kürtler” diye kurguladıkları bir tarihi yedirmeye çalıştılar…. Biz Osmanlı/Selçuklu devlet birikimiyle etki alanımızı geniş tutacağız: Türkiye, Türkiye’den fazladır!….”.

Bu doğru… Ancak; Dış politika iki kanatlı bir şahindir. Bir kanadı Diplomasi diğer kanadı da Diploma’dır…. Yani biri DİASPORA-İSTİHBARAT denklemini yönetmektir diğeri de “Etki alanı İnsan Kaynağı” yetiştirmektir.

Daha keskin cümle kuralım: Ortadoğu’da “Sivil lobici” diyeceğimiz yani hem diploması hem diplomasisi o ülkenin yereli ile uyumlu olan insan kaynağı sayımız; Başbakan yardımcıcı Emrullah İşler beyin baş danaşımanı olarak görev yaptığım TBMM dönemindeki edindiğim kesin bilgi ile söylüyorum; Türkiye’nin yetiştirdiği insan sayısı yüz ile; diğer bütün ülkeler ise, en düşüğü ile, bin ile başlıyordu.

Bizim insan kaynağımızın çoğu Zengin semtlerde Protokol tadını çıkarırken; diğer ülkeler dağ köylerinde yöresel folklor oynayacak kadar sahada idiler… Hadi daha keskin bir cümle kuralım:

AK Partinin tarihsel misyonu “Hariciye Politikası” eksenlidir ,Ancak bizim Hariciyemiz AK Partinin bu misyonunu yavaşlatan ve hatta dalga kıran etkisinde direnmiştir….

Bu dalgadan gemiyi geçireceğini iddia eden, sözde büyük hariciye filozofu (!) Ahmed Davutoğlu; Dış işleri bakanları toplantısında akademik şov yapmakla kendi PR’ı ile meşguldü.

CB Erdoğan’ın “Etki alanı atlası” konusunda sahada en kritik çalışmayı yürütenlerden biri Hakan Fidan’dı. Bir de tanık olduğum kadar, Sayın Prof.Dr. Emrullah İşler ( Ki Cumhurbaşkanı Özel Libya temsilcisi idi) ve Ortadoğu’daki bir çok ülke ziyaretinde sayın Cumhurbaşkanının özel danışmanlığını yapmıştı, Ki sayın İşler’in tensibleriyle kendisiyle çalıştığım dönemde; Dış politika ve etki alanımız noktasında hatırı sayılır tanıklığım oldu…. İşte bu tanıklığın da görgüsüyle; tereddütsüz şu cümleyi kurabilirim: CB Erdoğan’ın Hariciye vizyonu kurumsallaşmış değil!

Belli isimlerin fedakarlıkları üzere kalmıştır. Hatta bir kritik ip ucu da vereyim: Balkanlar!…

Balkanlarla ilgili çok keskin uçlu cümle kurayım: Balkanlar nice nice isimleri AK Parti iktidarında makam-paye sahibi yapmıştır; ancak o makama-payeye sahip olmuş olanların Balkanlara hizmeti aynı samimiyet ve orantıda olmamıştır. Balkanlara hizmet noktasında da sadece belli isimlerin fedakarlıkları olmuştur.

Bir hatıramla sonlandırayım: Kızım Dil-Tarih-Coğrafya / Arab Dili ve Edebiyatı bölümünü kazandığını öğrendiğinde, Gece saat 21:00 civarıydı. Onu şu cümle ile tebrik etmiştim: ” Kızım! Yarın seni Dış işleri bakanlığından arayabilirler, “Ortadoğu masasından arıyoruz!” diye; Ve sen bu masanın doğal bir insan kaynağısın; seni tebrik için arayacaklar ve mezun olana kadar bir mutfak çalışmasının parçası olacaksın!…. Sakın uyuya kalma!” dedim.

Tatildeyiz bu ara… Baktım hanım beni; öğlene doğru uykumdan kaldırdı ve sitem etti: “Çocuk sabahtan beri telefonun başında; Dış İşleri bakanlığından aranmayı bekliyor!…Git özür dile, Ve sözlerinin şaka olduğunu belirt!…”

Kızım sadece mezun olmadı okuldan, bir de Endülüs üzerine Yüksek lisans yaptı. Fakat hiç arayıp soran olmadı!… Çünkü Hariciyemiz böyle çalışmıyor.

Dolayısıyla Sayın Erdoğan, Sayın Fidan, Sayın İşler gibi bir avuç fedakar insan dışında; geniş bir kitle “Hariciyeden Gazel okumak!” durumunda!…

Hariciyede işlerin nasıl döndüğünü herkes bilir. Bir küresel dönme dolap vardır ve herkes bindirilmez!… Dönme ddolabın biletini sizin kesmeniz; sizin dış politikada etkin, bağımsız, güçlü olduğunuz anlamına gelmez!…

Dolayısıyla; CB Erdoğan TİKA, Yunus Emre, Yurtdışı Türkler, Marraif vakfı kurum ve kuruluşlardan çok şey beklese de; bu kurumlar artık “İdealist gençlerin kariyer merdiveni ve CV etkinleştirme adresleri” eşiğine düşmüş/düşürülmüş durumda… Neden?

Çünkü bizim “Hariciye”yi inşa eden küresel güçlerin kurduğu sistem ve onun insan kaynağı yüz yılı aşkındır bir sistematik-ritmik çalışmanın ürünü.

Muhteşem Süleyman, Diriliş Ertuğrul, Mevlan gibi dizileri “Dış politikada etki alanı” diye algılayan bir CV eşiğindeyiz.

Hadi son bir hatıra, İsmini vermem uygun düşmez; Bakanlık düzeyinde bir siyaset bilimciye “Kültür Politikaları ile Diaspora/Lobicilik enstrumanlarının senkronize edilmesi için bazı projelerimiz var!…” dediğimde; Eline alıp incelediği “Recep Tayyip Erdoğan” kitabımın biyografi kısmına bakıp bana şu tavsiyede bulunmuştu: ” Bizim ne Kültür ne de Dış İşleri bakanlığının böyle bir entegrasyon stratejisi-vizyonu için gündemi yok!… Hazır; İyi bir Network’un var! Sen bir makam elde etmeye bak!…”.

Şimdi… Hariciye’den etki alanı çıkarmak isteyenlerle ;Hariciyeden gazel okuyanlar aynı partideler. Acaba hangisi etki alanını yönetiyor?

Biz söyleyelim: CB Erdoğan’ın vizyonu aslında çoğu partili için gezilecek/mutlaka gezilmesi gereken bir vizyon; dolayısıyla; çoğu CB Erdoğan’ın vizyonunun Turisti durumunda!…

Bu arada, Turist çok önemli!…. Hem para getirir hem itibar!…

HAKAN neden “FİDAN” Kaldı?
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Analiz Vakti ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.