Osmanlı sonrası Ortadoğu konusu genelde “ezberlenmiş/şartlandırılmış” algı-yorum üzere ele alınır. Yani anlatılan Ortadoğu ile gerçek Ortadoğu arasında farklar var. Ayrıca Ortadoğu’ya en yabancı ülke Türkiye’dir. Cumhuriyet’ten bu yana Atatürkçülüğün, Kemalizmin ve Darbeci/Amerikancı çevrelerin tamamının en cahil olduğu/bırakıldığı bölgede Ortadoğu’dur. Hatta Atatürkçülerin, Kemalisterin bir ideolojik ayini vardır: “Türkiye Ortadoğu olmayacak!…” diye. Kastedilen “Gelişmemiş bölge!” değildir; kastedilen öncelikle “İslam Arapların dini!” kabulüdür. Kuşkusuz bir de İngilizlerle iş birliği yaparak Osmanlıya isyan eden/arkadan vuran Arapların varlığı da “Ortadoğu’yu” olumsuzlaşma için tarihsel bir gerekçe. Fakat….
Ortadoğu Osmanlı sonrası ile sınırlı ele alınamaz. Yani Ortadoğu deyince hafızamız sadece son yüzyıl olarak ele alınamaz. Ortadoğu’yu doğru tarif etmezsek; Türkiye’nin ikinci yüzyılında ne ile karşılacağımızı kestiremez/öngöremez oluruz.
Bu bağlamda; Trump ile Selman’ın birlikte düzenlediği basın toplantısındaki kritik kararlar gözden kaçırılmazsa; Ortadoğu-Türkiye etkileşiminin de kodları rahatlıkla görülecektir.
Birlikte hatırlayalım:
1) USAME B. LADİN : ABD’nin TRUVA ATI
Selman çok net bir cümle kuruyor toplantıda: ” 11 Eylül’ü yapanlar ABD-Suudi Arabistan ilişkisini bozmak için yaptılar!… Ayrıca; Usame kötü adamdı ancak onu eğitenler bundan ders çıkarmalı…”.
Selman diyor ki; 11 Eylül bir İsrail-ABD tezgahıydı. Suudi Arabistan’a bedeller ödettirdiniz. Bu politika yanlış!…
Halbuki biz şunu biliyoruz: Nasıl ABD kendisine hizmet edecek; bahane olacak; örgütler kuruyor; eylemler yaptırıyorsa; aslında Suudi Arabistan da aynı metodu Ortadoğu’da uyguluyor.
Selman Trump’a şu mesajı vermekte ısrar ediyor: Ortadoğu’da ABD’nin ticari üssü biziz! Biz ABD’nin Ortadoğu’daki “Dost Çin” ülkesiyiz.
Bu arada Selman, Suud halkı tarafından “Büyük reformist” ve “Üreten Suudi Arabistan lideri” olarak görülüyor. Çünkü Selman, Suud’un para gücünü “Sürdürülebilir Suudi” projeksiyonuna çevirmek çabasında. Ancak Selman’ı asıl “Selman” yapan bir şey daha var: Selman “Batılılaşmak” noktasında bizim Cumhuriyet dönemindeki ufuk-projeksiyon sınırında. Yani “Batı”cılığı çok benziyor bizim Cumhuriyet dönemi Batıcılığa.
Dolayısıyla Selman “Suud Usmae B. Ladin Liginde değil!” kabulünü istiyor Batı’dan. Daha keskin cümle kuralım: Terörizm tezgahından bıkmış ve ilişkilendirilmek istemiyor. Usame b. Ladin örneğini vermesi ve yorumu, çok kritik.
2) İBRAHİMİ ANLAŞMA
Selman çok açık konuşuyor ve İsrail’in güvenliğini sağlamak noktasında en güvenilir limanın Suud olduğunu söylüyor. Zaten İbrahim Anlaşması demek İsrail güvenliğini sağlayacak şekilde bir “Dini yorum”da mutabakat geliştirmek. Ancak Selman bu rolün kalıcı olması için Filistin konusunda “İki devletli çözüm”de aracı rol hatta lider olması gerektiğini ifade ediyor. Yani Hamassız Filistin’in garantörü olmak istiyor.
Dikkat! Türkiye “Hamaslı Filistin”de ısrar ediyor, O nedenle Selman, Filistin’in geleceğinde kilit ülke olmak peşinde. Trump “Anlaştık gibi!…” diyor. Çünkü Trump Gazze’nin yeniden yapılanması noktasında maliyeti Suud’a kitlemeye kararlı.
Daha keskin cümle kuralım: ABD’nin Ortadoğu projesinde Türkiye’ye verdiği kritik bir rol yok!… Zaten Ortadoğu son yüzyılda “ArabDoğu” kılındı. Hatta Arab ülkelerinin çoğu, Filistin trajedisinin müsebbibi olsa da; “Filistin meselesi Arap ülkelerinin iç meselesidir!…” politik akidesi yerinde duruyor.
3) ARAP AKLI
Bizim ülkemizde pek gündem olmaz; Ancak Osmanlı’dan kopan bütün Arap ülkeleri “ARAP AKLI” projesine odaklıdır. Daha keskin cümle kurayım: Bizim için “Türkiye Yüzyılı” ne ise Arap ülkeleri için de “ARAP AKLI” odur.
Selman Amerika’da yatırım yapmaktan bahsediyor. Bu şu demektir: Arapların ABD lobisi artık Suud’a emanet. Hatta tarihsel bir gönderme yapayım: Selman içerik ve bağlamı farklı olmakla beraber II. Abdunnasır olmak istiyor. Ancak askeri ve siyasi alanda değil, Ekonomi ve teolojik alanda…
4) TÜRKİYE İÇİN STRATEJİ KUZEY!
ABD’nin hiç bir Ortadoğu projesinde Türkiye yoktur!… Türkiye’nin NATO ülkesi olarak etkinleştirildiği; yani Karakol olarak görev yapması istenilen ve direnç seddi olması istenilen iki ülke vardır: Önce Rusya… Ardından İran.
Dolayısıyla ABD açısından İsrail-Filistin başta olmak üzere Ortadoğu meselelerinde Türkiye “Destekçi/Gönüllü Komşu” rolündedir.
Bu arada unutmayalım: Ortadoğu dediğimizde Mısır’dan aşağıya doğru, Kızıldeniz paralelindeki Afrika ülkeleri de bu kapsamdadır; Özellikle Sudan!
Dolayısıyla İsrail’in ve özellikle Netenyahu’nun Arap ülkelerine sürekli “Erdoğan’ın niyeti Osmanlı dönemini canlandırmak!..” demesinin ana sebebi de budur: Arap dünyasının hafızasında Türkiye’yi riskli ülke kılmak istiyorlar!…
Kritik hatırlatma: Türkiye’nin Libya serüvenine bakın. Türkiye Libyada nerede askeri olarak bulunmuşsa; üstünden Mısır-BAE-Suud askeri uçakları uçmuştur!…
Kuşkusuz bizim Ortadoğu’da olup bitene kayıtsızlığımız köklüdür. Osmanlı’nın dağılışında İngilizlerle iş birliği yapan Arap kabileleri ( En meşhuru ve öncüsü Suudi Arabistan’ı kuran Suud ailesidir…) ve sonradan kurulan ülkeler sebebiyle; Ve Cumhuriyet sonrası Kemalizmin bilerek “Araplar arkamızdan vurdu!” ile “İslam Arapların dini!” planı eş zamanlı işletilmesi sebebiyle; Ortadoğu ile ilgimiz azdır ve olanı da istemsiz-ön yargılıdır.
Bu arada; yüzyıl boyunca Dindarlara “Laiklik ülkede böyle yaşayamazsınız! Gidin Suud’a!” denmesi tesadüf değildir. Ayrıca Kemalistlerin “Aydın İlahiyatçı!” diye övdüğü bütün isimlerin ortak bir dili olurdu: ” Müslümanlık sanılan şeylerin çoğu Arapların geleneğidir! Arap usulü dindarlık bize uymaz!” demesi de tesadüf değildir.
Daha kritik bir bilgi paylaşayım: Türkiye için Ortadoğu’ya “Kayıtsız kalmak” bir devlet politikası oldurulmuştur. Hatta Ortadoğu ülkelerindeki bütün büyükelçilerimiz İngilizce konuşur. O ülkenin diline hakim büyük elçi istisnadır. AK Parti döneminde biraz farklı Ortadoğu politikası uygulanmak istense de; Bizim “Hariciye”biz buna direnmiş ve sonuç almıştır…
SONUÇ?
Suudi Arabistan sadece ABD ile stratejik müttefik değildir. Zaten Suudi Arabistan’ı kuran da; kollayan da; yaşatan da; İngiltere-ABD’dir…
Suud ailesi içinde sürekli darbe ile Kralın yerine geçen bütün Prensler İngiltere-ABD hayranıdır ve bu ülkelerde eğitim almışlardır.
Ancak Selman bu sefer farklı!… Selman ;Suud’un etkin, bağımsız ve güçlü olmasının ancak ABD’nin çok daha fazla içine girmesiyle mümkün olacağına inanıyor. Tuhaf görünüyor değil mi?
Bir de Trump’ın dünyaya “Biraz daha fazla bağımsızlık istiyorsanız; ABD’de yatırım yapın!” kampanyasına bir de bu gözle bakmak lazım.
Bir son Dikkat! Selman özellikle Ahmed El Şara’dan söz açıyor ve desteklenmesi gerektiğini söylüyor.
Bizden hatırlatması, Suriye halkı orta vadede “Arap aklı” ve “Arapçı” Suriye halkı ile; Türkiye’de hayata gözlerini açmış yeni nesil arasındaki mücadele ile dolup taşacak!…
Ortadoğu’da Türkiye’nin Suudi Arabistanla karşı karşıya geleceği kritik konular var!… Ancak Salman bu konuda da hazırlıklı.
Türkiye’den en fazla çekinen Ortadoğu ülkesi: BAE
- Bir başka yazıda BAE konusunu müzakereye açalım.-






















