PKK’nın “Yerel Yönetimler Başkanı” diyeceğimiz Ahmet Türk ve Dev-Genç çizgisinden “Solun ideoloğu” finaline erişmiş ve bugün de kendisini “Solun doktrincisi” olarak vasıflandıran CB danışmanlarından ve Hukuk Politikaları kurul üyesi Mehmet Uçum’un “Erdoğan övgüsü”ndeki kodları karşılaştırmak ve kıyaslamak büyük fotoğrafı netleştirmekte faydalı olacaktır.
( Bu arada özellikle bu iki ismi tercih ettim: Çünkü Ahmet Türk’ün PKK’nın siyasallaşma kanadındaki rolünü ( Leyla Zana ile birlikte eş başkan gibiydiler…) başından beri takip etmişliğim; Ve Mehmet Uçum’un sayın Erdoğan’a danışman olduğu ve neden bu teklifi kabul ettiğine dair bir röportajda çok kritik cümlelerinden bugüne yazıp çizdiği her şeyi okumuş biri olarak bir gözlemim var: İkisi de “Erdoğan’ı ikna etmeli ve şunları yaptırta bilmeliyiz!” stratejisini hiç elden bırakmadılar. Ve iki ismin ortak bir özelliği var: Ahmet Türk PKK’nın geleceği konusunda kendisini teorisyen ve pratisyen olarak konuşlandırmış durumda; Mehmet Uçum ise kendisini “Türkiye Yüzyılının Anayasa Kurucuları” arasında görüyor. İki ismin de sayın CB Erdoğan’a “Atatürk gibi güçlü!…” demesinin ana sebebi de aynı: Bir tek sen yapabilirsin!…)
CB sayın Erdoğan’ın son 20 yıldaki politikalarını eksiksiz her ay Siyasal analiz – yorum dergisi olan Haber Ajanda’nın yazarı olarak kaleme almış ve CB sayın Erdoğan’ın politik aklını analiz eden “Yeni Türkiye-Yeni Vizyon / ZAMANI GELDİ / Recep Tayyip Erdoğan kitabımda da sayın Erdoğan’ın 2023 sonrası Türkiye için aklındaki stratejiyi deşifre çabasında biri olarak çok net bir cümle kurabilirim: Erdoğan övülerek yönlendirilebilen veya yönetilen biri değil!… Sayın Erdoğan sadece bir görev-makam peşinde olanın övgüsünden etkilenerek ona o görevi verir. Önünde özel bir not yoksa. Yani bir akçe kesesi gibi; onu atmadan önce muhatabına övgüye mazhar olmak’ı önceler…
Fakat Ahmet Türk ve Mehmet Uçum’un övgüsü “Akçe” talebi değil!…
Bizim gibi elli yaşını geride bırakmışlar hatırlar: Leyla Zana ” Bu ülkede terörü bitirebilecek tek güç Erdoğan’dır; İsterse bitirir; barışı getirir!…” demişti.
Hatta isim vermeyeyim; TSK’da ciddi görevlerde bulunmuş; Ay ışığı-Balyoz-Ergenekon operasyonuna muhatap olmuş önemli bir komutan ( Ki, Erdoğan’dan haz etmezdi…) da “Atatürk’ten sonra devletin arkasında durduğu ikinci güçlü adam!” demişti.
Burada kritik soru şudur: Neden “Atatürk” kaldıracı/kadrajı üzerinden övgüde ısrar ediliyor?
Hatta ne zaman medyaya bu övgü türü düşse; CHP neredeyse darbeye teşebbüs edecek kadar, adeta çıldırıp “Kimin haddine Atatürk ismi ile Erdoğan’ı yan yana zikretmek!” gibi; yine övgüdeki stratejiyi okuyamayan üstüne güldürten salvolara girişiyordu. Oysa buradaki “Atatürk” vurgusu Erdoğan ile Atatürk’ü kıyasalamak/kişilik-güç muadilliği resmetmek değildir.
Aksine bu övgüde gizli bir özne var; Dönem!
Yani CB Erdoğan’a ” Bugün Türkiye’nin içindeki şartlar; aynı Atatürk dönemindeki şartlar gibidir! O günün kendine özgü şartlarının Atatürk’ü Mustafa Kemal oldu! Şimdi bugünün şartlarının Atatürk’ü de sen olmak zorundasın!….” ısrarı-baskısı var!
Sayın Bahçeli önceki MHP’nin olağan kongresinde ne demişti… ” Ey Recep Tayyip Erdoğan! sana sesleniyorum! Hiç bir yere gidemezsin! Sen Türkiye’nin ikinci yüzyılının Atatürk’üsün!….”.
Yine Atatürk kadrajı! Yani dönem benzeştirmesi üzerinden istenen “Köklü-Radikal Reformlar!” talebi…
O zaman gelsin soru kağıdımız.
Aşağıdakilerden hangisi Erdoğan’a yönelik “Atatürk” kadrajlı övgünün öncelikli sebebidir?
A) Atatürk devrimleri tamamlanamadı; Kemalizm ve CHP işi daha da zorlaştırdı. Devrimlerin tamamlanması Erdoğan eliyle gerçekleştirilecek.
B) Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyetine geçiş döneminde İÇ ve DIŞ cephede soğuk savaş devam ediyor; Bölünmüş sosyolojide kalan; Redd-i mirasçı olan Batıcılar ile Osmanlıyı da sahiplenen çevreleri “Atatürk”te uzlaştırma görevi Erdoğan’a verildi.
C) Birinci ve ikinci dünya savaşı galiplerinin Türkiye Cumhuriyetine giydirdikleri elbise dar geldi; yırtıldı; yeni bir elbise dikiliyor. Türk Devleti kendi elbisesini dikecek durumda! Terzisi Erdoğan olsun isteniyor!
D) Türkiye Cumhuriyetinin Osmanlı dönemindeki gibi etki alanı olmasın diye küresel güçlerin içeride ve dışarıda kurduğu büyük tuzaklar var. Araplar, Kürtler, Etni siteler, Dinler tekrar etki alanı günlerine dönmek için barıştırılmak zorunda. Bu süreci Erdoğan tamamlayarak vefat etmeli! Onun için süre kısa! Atatürk’ün dediği gibi “Az zamanda çok işler başardık!” denilmeli.
E) Atatürk konusunda yüzyıldır bir tarafta Kemalizm öte tarafta İslamcılığın ( Genel ifade olarak ) uzlaşamadığı bir “Hangi Atatürk?” krizi var. Bu krizin aşılması ancak Erdoğan tarafından gerçekleştirilebilir.
F) Hepsi / Hiç biri






















