Yazar: servet hocaoğulları
Özet: Yazar Servet Hocaoğulları, bu analizde modernleşme karşısında Müslümanların ve özelde Türkiye’nin, demokrasi, laiklik ve evrim gibi başat kavramları nasıl “menkıbeleştirdiğini” inceliyor. Kavramların aslı yerine “inkarcı/tekfirci” bir yöntemle reddedilmesinin, toplumsal ve entelektüel bir krize yol açtığını belirten Hocaoğulları, Türkiye’nin bu krizi aşacak bir aydın sınıfından yoksun olduğunu savunuyor.
Dindarlığın “Din’i Darlaştırma Alışkanlıkları”
Modernleşme karşısında Müslümanlık tutunamadı; sürüklendi…
İslam tarihinde en trajik dönemler; Müslümanların anlamakta-yorumlamakta zorluk çektiği konularda “İnkarcı/Tekfirci” yönteme başvurarak işin içinden çıkma çabası olmuştur. Çünkü trajedi daha da büyümüştür.
İslam “Muhkem” bir din; yani kavramları, emirleri, tavsiyeleri, ölçüleri, sınırlı “Berrak ve Sabit” olmasına rağmen; Müslümanlar tarafında çoğu “Müteşabih” yani “Benzer ve benzetilen” kılındı.
Daha keskin bir cümle kuralım: “Din Muhkemliği” yerini “Müteşabih Topluma”a bıraktı.
Müzakereden Kaçınılan Başat Konular: Üretilen “Menkıbeler”
Modernleşme karşısında; Müslüman dünyanın asla üstüne konuşmak istemediği; müzakerede direndiği ve işin aslı yerine; kendi tanımlamasını esas alarak reddettiği bazı başat konular var: Demokrasi, Evrim, Ulusalcılık, Laiklik, Felsefeli Bilim, Oryantalizm… en popüler olanları. Genel ifade olarak söyleyeyim: Bu konularda çok fazla “Menkıbe” üretilmiş durumda.
Kuşkusuz; işin aslı bilinerek de; şerhler düşülebilir, reddedilebilir… Fakat Müslüman coğrafyanın “İnkarcı/Tekfirci” metoda çok fazla başvurduğunu biliyoruz.
Modernleşme, betimleme olsun için: eğer Tusinami etkisinde bir dalga ise; vurduğu ilk kıyılardan biri: Türkiye/Anadolu toprakları olmuştur. Bu tusinami o kadar çok içeri girmiştir ki… Henüz enkazı kaldırılabilmiş değildir.
Neden inkarcı/tekfirci kadrajda durulduğa bazı örnekler verelim: Örnekler konuyu netleştirmek adına seçilmiştir:
Menkıbe Örneği 1: Evrim Teorisi
Evrim “Maymunun İnsan’a dönüştüğü” şeklinde menkıbeleştirilmiştir. Oysa Evrimcilik teorisinin kök ve geleneğinde bu ardışıklık aynı ile yok. Evrenin “Evrim” üzere olduğu iddiası ana eksendir. Kuşkusuz bunu “Tanrının olmadığının ispatı” diye Ateizmin kuluçkası kılanlar da var… Fakat önemli olan işin aslı üzere müzakere edilip, kabul veya red edilmesidir.
Menkıbe Örneği 2: Demokrasi
Demokrasi ” Allah’ın hükümleri yerine hükmü halkın belirleyeceği” şeklinde menkıbeleştirildi. Oysa demokrasi “Ontolojik” bir kavram ve uygulama değildir; Yani neyin “İyi-Kötü”, “Güzel-Çirkin”, “Helal-Haram”, “Ahlaki/Etik dışı”, “Meşru-Gayr-i meşru” olanı belirleme tekniği/yöntemi/araçsalı değildir. Cumhuriyet’e verilen bir cevaptan ibarettir. Halkın yönetiminin nasıl olacağına ilişkin bir seçenekten ibarettir.
Menkıbe Örneği 3: Ulusalcılık
Ulusalcılık ” Tek ırk şovenizmi” diye menkıbeleştiridi. Oysa Ulusalcılık bir devlet modeli eskizidir: Butik ve federatif modellerin dışında bir seçenektir. Fakat “Ulusalcılık” adı altında özellikle Din’e operasyonlar çekildiği için ve de farklı dil, etnikte inkarcılığı ile netleştirildiğinden; menkıbenin doğuş gerekçeleri de oluştu.
En Karmaşık Menkıbe: Laikliğin Versiyonları
Laiklik; kendi tarihinde de netleştirilmiş bir tanıma erişemese de;
- Birinci versiyon: Devletin vergilendirmede eşitlik ile başlayan; hizmeti eşit dağıtan ve tüm bu süreçlerde “Dindar arasında vergi farkı” ortaya koymadan; yani azınlık vergisi/ikincil vergi muhatabı oluşturmadan devlet hizmetlerinde tüm dinlere eşit pozisyonda vergi-hizmet sistemi olarak… başlamış;
- İkinci versiyon; Yasama-Yürütme-Yargı üçgeninde Tanrı adına Kilisenin belirleyiciliğini iptal eden ve “Tanrının müdahalesi olmaksızın” yasama-yürütme-yargı erkini modelleyen… olarak devam etmiş…
- Üçüncü versiyon; Devlet-Kamu alanından din adına herşeyi mutlak izole eden, kovalayan bir “Din avcılığı süreğenliğine” dönüştüren… Bir başka boyutta Laiklik şeklinde şöhret bulana ulaşmış.
Özellikle en fazla hakkında menkıbe oluşan alan budur; Menkıbelerin çoğunda da hatırı sayılır haklı gerekçelendirme vardır. Ancak “En radikal halde” bile dünyada Laiklik “Dinsizlik” olarak etkinleştirilmemiştir. Belki Laikliği dinsizlik projesi olarak uygulamak isteyen istisna-zıp çıktı; abesci projeksiyon Kemalistlerin Türkiye’de denediği süreçlerdir…
Modernleşme ve Felsefeli Bilim Yabancılığı
Modernleşme hiç bir zaman “Determinist ilerlemecilik” ve “Gelenek düşmanlığı” olarak tarif edilmedi. Ancak sonuçları içinde geleneğin çözülmesi ve “Yeni”den çoğu zaman “İlkele göre daha iyi” tarif edildiğinden; Modernleşme de çoğu zaman Laikliğe benzer; “Herkesin elinde oyun hamuru”na dönüştü….
Felesefeli Bilim ( Bilgi yorumu içeren felsefe ile bilimin felsefesinin çiftleştirilmesi ortaya çıkan yeni ekletme modası…); ilgilisinin çoğunun ateist veya Yahudi olması; Müslümanları baştan bu alan hakkında “Kıl oldum; abi!” magazini eşiğinde ele alınmasına sebep oldu. Tabi “Akıl hep Batı’da oldu! Doğu duygusal zekada boğuldu!” aşağılaması da çok yaygın olunca; Felsefe de bilim de Müslüman dünyanın en yabancı kaldığı alanlar oldu…
Sonuç: Türkiye’nin Entelektüel Krizi ve “Menkıbesiz Türkiye” Hayali
Dünyada; toplumu İslamsızlaştırmak için; Evrimi, Laikliği, Demokrasiyi, Ulusalcılığı, Modernliği, Felesefeli Bilim kendi tarihinden ve maksadından kopararak; en cahilce ve radikalce kullanan; Histerik düzeyinde bunları çarpıtarak uygulayan azılı örnekler Türkiye’de olmuştur. Bu azgınlığın karşısında üretilen “Menkıbeler”in çokluğu anlaşılır etki-tepki ürünü.
Ancak; Müslümanlığın “Menkıbeler”le imtihanı sadece modern zamanlarda başlamadı. İslami ilimlerin çoğunda aynı problem; Asr-Saddet’ten bu yana hep var oldu. Buna bir de “Menkıbe okulu: İsrailiyat” gerçeğini de eklersek; Müslüman kültürün “inkar” ettiği Yahudileşmenin bir çok kodunu aslında kendi bünyesine alıp türettiği de görülecektir.
Türkiye bu krizi aşabilecek Aydın sınıfı, Ulema geleneği, Entelektüel hareketi sağlayamamıştır.
Sıfatına “Prof.”, “Suratına “Hocaefendi”, Başına “İnkılapçı” kurdelesi takan; çoğu menkıbeci, merdiven altı tiplerin piyasayı kontrol ettiği bir ülkede; “Terörsüz Türkiye” mümkün!
Ancak “Menkıbesiz Türkiye” bir hayal!






















