1. Haberler
  2. Haber Vakti
  3. ‘BATICI’ DÜŞÜNCENİN İFLASI.| Firuz Türker?

‘BATICI’ DÜŞÜNCENİN İFLASI.| Firuz Türker?

Batıcı kelimesini tırnak içine almam bu düşüncenin gerçek anlamda batıcılık iddiası taşıyor olmamasındandır

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Batıcı kelimesini tırnak içine almam bu düşüncenin gerçek anlamda batıcılık iddiası taşıyor olmamasındandır. Öyle olsaydı ona göre eleştirecektim. Ama bizdeki ‘batıcılık’ gerçekten tırnak içinde olmak zorunda. Çünkü o, bir gösteriş batıcılığı. Gerçekten batı medeniyetinin ilmini, teknolojisini, yarattığı insani ve sanatsal değerleri almak hevesinde değildir. Buna sadece öykünür. Fakat becerememiştir. Gerçi son yıllarda batının ‘insani değerlerinin’ ne kadar samimi olup olmadığı da ortaya çıkmış durumda.

Batıcılık, yalnızca cumhuriyetle sınırlı değildir. Yaklaşık 200 yıllık bir mazisi vardır. Tanzimatla başlamıştır. Belki biraz daha geriye de götürülebilir. Bir yanda batı karşısında gerileyen bir medeniyet, diğer yanda yükselen yeni değerler. Bu durumda yenilgi ve insanımızın, aydınımızın etkilenmemesi kaçınılmazdı. Böylece saygı ve hayranlık duyulan, çekinilen bir medeniyetten, saygı ve hayranlık duyan, çekinen bir geriliğe düştük. Cumhuriyet tarihimiz boyunca da bu sürgit devam etti ve giderek aşağılık kompleksine dönüştü. Aydınımız halkından koptu, onu hakir görmeye, ondan olmaktan utanmaya başladı. Yeni yetişen nesil ‘İstiklal Harbi’ kadroları gibi değildi. Bugün bunun acısını çekiyoruz.

Peki ne oldu da onurlu bir ‘Kurtuluş Savaşı’ vermiş bu millet ezikliğe itildi? ‘Cumhuriyet Devrimleri’ denilen şeylere bakarsanız büyük çoğunluğu şekle dairdir. Kılık-kıyafet, yazının değişmesi, kurumların değişmesi, saltanatın ve hilafetin kaldırılması… Saltanat antidemokratik olduğu gerekçesiyle kaldırıldı ama onun yerine ‘tek parti diktatörlüğü’ ihdas edildi. Halbuki cumhuriyetten önce çok partili bir siyasi yapı vardı.

Devlet ricalinin frak, jaketatay, fötr, İngiliz kasketi ve silindir şapka giymesi popülerleşti. Yeni bir yaşam tarzı edinilmesi gerektiğine inanıldı (daha doğrusu inandırıldık demeliyim). Balolar düzenlemek, onlar gibi içkili partiler vermek ve batı dansları yapmak, klasik müziklerine hayran olmak moda oldu. Sanıldı ki onlar gibi ‘görünürsek’ onlar gibi medeniyetin üst basamaklarında yer alırız. Bunun adı ‘asrileşmek’ idi (artık çağdaşlık deniyor). Bu, tipik bir kolonyalist uygulamaydı. Egemenlik altına aldıklarını kendine benzet.

Onlar gibi olmaya çalışmak işe yaramadı. Çünkü onların medeniyeti ‘geri’ gördükleri halkların zenginliklerini talan etmek üzerine kurulu idi. Bunun adı sömürgecilik. Yükselmek için iki yol vardır ya çok çalışacak ter dökeceksin ya da başkalarından çalarak yapacaksın. Batı kendi insanını köle gibi çalıştırarak, dünyanın geri kalanını da yağmalayarak bu seviyeyi sağlamıştı. Halbuki bizim yağmacı yönümüz yoktu. Osmanlı yönettiği uçsuz bucaksız toprakları da abat etmişti. Hala oralarda Osmanlı eserleri ayaktadır. Ama ne dillerine dokundu ne dinlerine. Ne de yaşam tarzlarına. Ne de zorla asimilasyon uygulamaya kalktı.

Kaldı ki birinci dünya savaşı sonunda kolumuz kanadımız yeniden çıkmamak üzere kırıldığından başkalarını yağmalayacak gücümüz de yoktu. Tek çıkar yolumuz vardı bilek gücümüzü kalkınmak için kullanmak. Cumhuriyetin ilk yılları buna teşebbüsle geçti. Ama hep engellemelerle, sabotajlarla karşılaşıldı. Her şeye rağmen yine de gelişme ihtimali görüldüğünden 27 Mayıs’la birlikte bütün bu girişimlerimize set çekildi. Boyunduruğun sağlam bağlanabilmesi için de batı yaşam tarzı ve onlar karşısındaki acziyet duygusu körüklendi. Bu iyi bir köleleştirme yöntemidir. Bunun sonucunda tırnak içi batıcı düşüncenin azınlık da olsa bir kitlesi oluşturulabildi.

Tabi halkı, kendisi olmaktan çıkıp ‘başkaları’ gibi olmaya, gelenekselini terk etmeye ikna etmek kolay değildi. Çatışma kaçınılmazdı. Öyle de oldu. Halk bunu bir türlü kabullenmedi. Arap alfabesi yerine Latin alfabesi tercih edilmiş, ülkede kısa sürede büyük bir okuma-yazma bilmeyenler çoğunluğu oluşmuştu. Bunu telafi etmek yıllarımızı aldı. Halbuki Ruslar, Yunanlılar, Çinliler, Japonlar yazı stillerini değiştirmemişlerdi. Pek çok halk, geleneksel kıyafetlerini terk etmemişti. Örneğin Araplar, takım elbise-kravat giyinmeyi öğrenmişlerdi ama geleneksel giyimlerinden de vazgeçmiş değillerdi. Gerçi zamanında büyük bir medeniyet yaratmış olan (Harun reşit zamanlarını hatırlayın) Arapların, bizim batıcıların gözünde zerre kadar kıymeti harbiyesi yoktu. Ama ya Hintliler? Pakistanlılar ve diğer Doğu halkları? Onlara da hor baktık aslında. Yeni neslimizin çoğu, Pakistanlıların Kurtuluş Savaşımıza ne kadar büyük katkı sağladığını, İş Bankasının bile onların gönderdiği altınlarla kurulduğunu bilmez.

Onlar batıcı düşüncenin gözünde ‘alt tabakaydı’. Batıcılığa özenti, bir bakıma Doğu kültüründen kopmayı da getirmişti. Bu ise kültürel zenginlimizi batı hayranlığına kurban etti. Osmanlı sanatları unutuldu, İslam bilginleri ders kitaplarına konulmadı, camilerin ibadethane olarak görülmekten geçtim, sanat değerleri dahi göze gelmez oldu. Bir Süleymaniye, Selimiye, Eğri Minare, Yeşil Cami, Alaeddin Camii sanat tarihi kitaplarında kaldı. Bunda halkı dininden, inançlarından soğutma operasyonunun da önemli payı vardır. Çünkü batı, gittiği her yere kendi dilini ve inançlarını aşılamak istedi. Bu şekilde sömürge halkları kontrol altında tutmak daha kolaydır. Kızılderililerin, Afrika yerlilerinin nasıl Hristiyanlaştırıldığı unutulmasın. Ama Asya halklarına bu pek sökmedi. Hindistan, Çin, Japonya ve Ortadoğu bunu kabullenmedi. Ortadoğu için yüzyıllar boyunca Haçlı Seferleri yapıldığını hatırlayalım.

Böyle oldu da ne oldu? Bu halk kolonyalistlere benzemeyi içine sindiremedi. En azından düşünce bazında. Batıcı düşünce bu yüzden halkından hoşlanmaz, onu hor görür oldu. Giderek kötü davranmaya başladı, zorladı. Onun kendisini izlemiyor olmasına öfkelendi. Hiçbir zaman da desteğini alamadı. Halkını gerilikle suçladı.

Batıcı düşünce halkına 20. Asrın sonuna kadar batılı ‘gibi’ olması için baskı yaptı. Bunu kâh güler yüzle kâh kaşlarını çatarak yaptı. NATO’ya girdi, Avrupa Birliğine (o zamanki adı Ortak Pazar) girmek istedi. Ama almadılar. Şimdilerde NATO’da haklarımızı kullandığımızdan bizi atmak isteyenler türedi. Çünkü gözlerine girmek için ne yaparsak yapalım çoğunun gözünde biz Doğu toplumuyuz. İster istemez çelişiyoruz. Buna rağmen artık Türkiye’den medet umar hale geldiler. Türkiye’nin son 20 yılda kat ettiği aşama tüm dünyanın, kimisi imrenerek kimisi kıskanarak da olsa takdirindedir.

Batıcı düşünce olaylara onların gözüyle bakıyor. İslami değerlere sahip ve dinine bağlı yaşam tarzı olan birinin ülkeyi yönetmesi işlerine gelmez. Hele hele o kişi kendi ülke menfaatlerini gözetiyorsa. Batılılar kendileriyle iş birliği edecek, boyun eğecek muhataplar görmek isterler çatışacak değil.

Fakat dünya öyle bir türbülansa girdi ki her şey alt üst oldu. Batılıların sömürgecilik yoluyla kurdukları medeniyeti besleyen damarlar kesilmeye başladı. Kurdukları sistem dönemsel krizler üretiyor. Böyle olunca da batıcılarımızın çok öykündükleri ‘batı değerleri’ aşınmaya uğradı. Sömürgeci gelenek, menfaati her değerin üstüne koymaya başladı. Ne insan hakları kaldı ne demokratizm. Siyasette görünüşte var ama uygulamaya gelince yok. Göçmen sorunu ve Gazze’ye karşı tutumları bu garabeti tüm dünyanın gözü önüne serdi. Demek ki ‘Batı’ bize gösterilmeye çalışıldığı gibi değildi. Hani bizde bir söz vardır, bencillik yapana ‘Yalnız kendine mi Müslümansın’ deriz. Onlar Hristiyan olsalar da bu söze uygun davranıyorlar.

Batının krizi ister istemez bizdeki batıcılığa da yansıdı. Hatta onu kaosa sürükledi. Temel ideolojik görüşleriyle ülke gerçekleri arasında yalpalamaya, halkın tercihini kazanabilmek için ilkinden tavizler vermeye, aslında bir türlü kabullenemedikleri halkın değerlerinden yanaymış gibi görünme pragmatizmine düşmeye başladılar. Aslında bunun sebebi tırnak içi batıcılığın artık hayatın gerçekliği ile açıktan çelişmeye başlamasıydı. Ama onlar halk kendilerini bu halleriyle kabullenmiyor sandılar. Nasıl öncesinde gösteriş batıcılığına kapıldılarsa bu kez de halkın yaşam tarzına uyuyormuş görünmeye çalıştılar.

Yaklaşık 80 yıllık bir süreçte kendi özledikleri gibi oluşturabildikleri dar bir çevreye kapanıp kalınca halkın tercihini kazanan siyasetlerden rol çalmaya çalıştılar. Dindar görünmek, en milliyetçi kesilmek gibi. Bu kez de yolu yine şaşırdılar ve sığınmacılar konusunda halkın nabzına göre şerbet verelim derken ırkçılığa kadar vardılar.

Fakat mızrak bir türlü çuvala sığmıyordu. Ne dindar görünmeye çalışmaları ne milliyetçi söylemleri ne de halkın giyim ve yaşam tarzını hoş karşıladıkları hatta kendi ailelerinin de böyle olduğu kandırmacaları işe yaramadı. Bir şey ne ise odur. Batıcıysan faydacı bir mantıkla batıcılığından taviz vermeyecek kendi değerlerini savunacaksın. Bunun toplumdaki karşılığı ne ise de ona razı olacaksın. Üzerine sana uymayan başka elbise giymeye kalkınca sakil duruyor. Zaten ister istemez gerçek yüzlerini açığa vurmaktan kurtulamıyorlar. Bir an geliyor ve karşılaştıkları kendilerine uymayan bir durumda patlayıveriyorlar.

Batı gözüyle olaylara bakmak ülkenin menfaatlerini de feda etmeyi getirdi. Sırf ‘cihatçılara karşı’ diye niteledikleri Mısır darbesini, seküler diye Hafter’i, Batıcı sandıkları uyuşturucu taciri Esad zalimini desteklemeye, yine seküler diye terör örgütünün güney sınırlarımızda bir garnizon devlet kurmasını kabullenmeye vardılar. Hatta bir milletvekilleri ‘İzmir olarak ayrılıp Avrupa Birliğine katılalım’ bile dedi. Bunlar artık Türkiye için bir gelecek vaat edemeyeceklerinin göstergesiydi. Gerçi ‘batılı gibi olmaktan’ başka ülkemiz için hiçbir zaman bir şey vaat etmemişlerdi. ‘Şunu yapmalıyız’ denilen her meselede ‘yüzümüzü batıya dönmeliyiz’den başka sözleri olmamıştır. Fakat ülke yararına işleri engellemek konusunda haklarını teslim etmeliyim.

Artık geldikleri nokta çıkmaz sokağın dibi. Toplumu istedikleri şekilde değiştiremediler. Toplum kendi kimliğine, kişiliğine sahip çıkıyor. Başka milletler karşısında ezik yaşamaktan, onlarla eşit olduğunun idrakine varmanın keyfini çıkarıyor. Üzerinde oyunlar oynanan bir devlet olmaktan çıkıp oyun kurucu bir devletin bireyleri haline dönüşmenin gururunu yaşıyor. Onlar her ne kadar tersini iddia etse de bu bir gerçek. Doğrusunu söylemem gerekirse bu günlere gelme mutluluğunu yaşayabileceğimi ummuyordum.

‘BATICI’ DÜŞÜNCENİN İFLASI.| Firuz Türker?
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Analiz Vakti ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.