- – İsrail-Filistin Savaşı “Ebedi” midir “Edebi” midir –
- Trump’ın ödülü “Nobel” midir “Noel” midir?
- – Yahudi’lerle “Kıyamet”imiz ne zaman koptu/kopuyor/kopacak-
İnsanlık tarihi zaten “Savaş” tarihidir. Savaşta “Galipler” olur “Mağluplar” olur, çok nadiren de “Herkes Galip”, “Herkes Mağlup” olur!
Mesela; Osmanlı savaşları kaybede kaybede ve en sonunda birinci dünya savaşında topyekün kaybederek; Dağıldı-Paramparça oldu ve Anadolu’da verdiği destansı savaşla tutundu!
( … Ara not/ “Savaşı neden kaybettik?” başlığı altında analiz yapana, müzakere edene, teşhis edip tekrar mağlup olmamak adına öngörü-senaryo çalışana “Hain” diye bilir miyiz? Veya Savaşı kaybetmeme sebeplerinin konuşulmaması için her türlü entrika-hakaret-muğalataya girilir mi? Giren varsa; Haninliğin neresindedir?… Daha doğrusu Savaşın kazanılıp veya kaybedilmesi noktasında zaten fikir-zeka-niyet kapasitesi olmayan tiplerin “Yaşasın” veya “Kahrolsun” merdiveninde basamaklamak bir katkı-çözüm sunmuyor ki. Bazı tiplerin zaten polemikli-muğalatalı yorumları “Hastalıklı” zaten… )
Kuşkusuz “Kaybedilen savaş”ın sebepleri listelenirken; Askeri, ekonomik, sosyal, felsefi, örgütsel bir çok başlık açılabilir ve öncelik-etki sırası herkese göre değişkenlik arz edebilir.
Ayrıca; sadece “biten/ateşkesli/sözleşmeye bağlanmış” savaşlar için değil; aynı zaman da süren bir savaşın kaybedilmemesi veya kazanılması adına da analiz-müzakere yapılmak durumunda…
Dolayısıyla soru şu. 1948’den bu yana İsrail savaş kazanıyor mu? Veya Müslüman dünya/Filistinliler savaş kaybediyor mu? veya Filistinliler savaş kazanıyor; İsrail kaybediyor mu? Bu bağlamda Trump’la bir çok ülkenin birlikte hazırlığı “Önerilmiş barış planı” kime savaş kazandırıp kime kaybettirecek?
Gelin birlikte KAZANMAK/KAYBETMEK kodlu temel zihin kodlarımızı netleştirelim. Veya Savaş-Barış tarihini nasıl doğru okuyacağımıza ilişkin metodolojik çerçeveyi netleştirelim.
- – İsrail-Filistin Savaşı “Ebedi” midir “Edebi” midir –
- Trump’ın ödülü “Nobel” midir “Noel” midir?
- – Yahudi’lerle “Kıyamet”imiz ne zaman koptu/kopuyor/kopacak-
*** TOPRAK KAYBI
Savaşı kimin kazandığının en somut çıktısı: Toprak kaybı/kazanımıdır.
Toprak kaybı olması için “Siyasi sözleşme” şartı var; aksi halde fiili işgal durumu sürüyor. Siyasi sözleşme olsa bile; itiraz “YERLEŞİK HALK/TABLET/ARKEOLOJİ” üzerinden yürütülebiliyor. Netanyahu katilinin Tablet talebi de Ermenistan uzun süre Karabağı işgalde gösterdiği “arkeolojik bulgular” hikayesi de bu bağlamda.
1948 yılında kurulan İsrail Devleti ve ardından 6 gün savaşları olarak bilinen Arap-İsrail savaşının İsrail tarafından kazanılması sebebi ( O zamanda İNGİLTERE-ABD Tezgahı var1…) ile İsrail “toprak” kazandığı iddiasında; filistin ise İşgal durumu var diyor.
İsrail “siyasi sözleşme” ile bunu dünya devletlerine dayatıyor. Ancak kesin bir olgu vardı artık: İsrail Devleti tanındı ( siyasi sözleşmesi tamam ) ve 1967 sınırı adı altında İsrail devletinin 1948-1967 arası toprak kazandığını dünya kabul etti.
Şimdi kritik soru şu: Filistin devleti ve destekçileri 1967 sınırlarına dönelim diyor ya; Yani “İşgal durumu” tanımı duruyor bi yandan; Peki Gazze toprağı Filistin’e ait olduğuna göre; bugün Gazze toprağı için mevcut “Barış Planı” neyi öngörüyor? Gazze’nin Filistin toprağının parçası olduğunu öngörüyor mu?. İddiaya göre evet öngörüyor. Dolayısıyla Gazze’yi, tanınan Filistin Yönetimi ( Batı Şeria /Abbas yönetimi) yönetecek deniyor planda!
Peki Gazze toprak olarak Filistin toprağı iken; neden Batı Şeria/Filistin devlet merkezini HAMAS yönetiyor?! Yani neden fiili bir “federatif durum” var?
O zaman kritik soru şudur: Bir devlete ait toprağı iki ayrı yönetimin yönetme durumu toprak kaybı ile sonuçlanacak bir zaafiyet taşır mı? Mesela HAMAS “Filistin federasyonu” mu öngörüyordu ki; Yıllardır Gazze’yi özerk yönetmekte ısrar etti? Yoksa HAMAS’ın ana hedefi Batı Şeria yönetimini de ele almak ve Filistin devletinin merkezinin HAMAS’a bırakılması mıydı?
1948’den bugüne “FEDARATİF FİLİSTİN” fikrini-modelini Filistin halkının içine fiili olarak sokanlar kimler mesela; Ve GAZZE-BATIŞERİA arasındaki geçmişten günümüze siyasi-askeri-ekonomik ayrılık-özerklik-federatif fiili durumun çözümü noktasında küresel güçlerin tezgahlarıyla Müslüman ülkelerin neler yaptığına bir bakmak gerekmez mi/ gerekir değil mi?
Mesela bu durum İsrail işgalinin yayılmacı hızını ve kökleşmesini kolaylaştıran bir fiili durum değil mi? Yani Filistin halkının ev yönetiminin 1948’den bu yana parçalı/özerkli/federatif durumda olması/bırakılması İsrail’in elini güçlendirici bir fiili durum değil mi(idi)?
Çünkü tarih boyunca “Toprak kaybı” bir sonuçtur. Bu sonuca getiren durumlar, problematikler veya ihmal-operasyon zinciri vardır!… Ve Halkın ve yönetimin tek vücut/bütün olmaması durumu düşman için “zayıf halka”dır!…
***
Dikkat!
Fransa-İngiltere-Almanya ısrarla “Tek Filistin / Tek Toprak” içeriğinde Filistin devletini tanımaktan dem vuruyorlar ve “Gazze Filistin toprağının parçasıdır ve yönetimi Batı Şeria / Abbas yönetimine bırakılmalıdır. Fiili Federatif durum bitirmelidir!…” diyorlar!…
Peki bu tez-fikir-plan noktasında mutabakat var mı? Var!…
Peki HAMAS da bu finalle sonuçlanacak yani fiii federatif durumdan çıkma ve Batı Şeria merkezli Filistin devletine katılma modeline onay veriyor mu? Veriyor!…
Yalnız… HAMAS’ın tek bir şartı var; Filistin’deki fiili federatif durumu sonlandırmak için: Gazze’nin Filistin toprağı olmaktan çıkarılma tuzağına izin vermemek ve bunun için bu bölgenin “Silahsızlanması”na izin verilmemesini istiyor.
Dolayısıyla HAMAS kendisiyle temasta olan KATAR merkezli MISIR-SUUD-ÜRDÜN-TÜRKİYE-SURİYE gibi komisyondan net garanti istiyor: Gazze Müslüman ülkelerin silahlı kuvveti tarafından yönetilecek Batı Şeria ile yönetimi öyle tekleştirilecek!… Yani HAMAS bıraktığı silahı Müslüman ülkelerin almasını ve Gazze’yi tüm aşamalarda aracı olan Müslüman ülkelerin askeri kontrolünde olmasını istiyor. Zaten türkiye dahil Müslüman ülkeler bu garantiyi HAMAS’a veriyorlar!…
Trump’ın “Barış’a çok yakınız; hassas detay çalışılıyor…” demesinin içerik-kapsamı bu!…
***
Peki Müslüman ülkeler Gazze’yi silahla yönetmek modelini yürütebilecekler mi? Bir açıdan evet bir diğer açıdan hayır! Çok büyük bir risk alınmış olunacak!
ABD-İNGİLTERE-FRANSA-ALMANYA-İSRAİL sicili dikkate alındığında bu riski bölge ülkelerin alması çok büyük tarihi bir risk gerçekten! Fakat bu riske girmek zorunda olduklarına inanıyorlar, Çünkü bu riski alamazlarsa/almazlarsa…. Kendileri hakkında zaten var olan riskler daha da büyütülecek; ABD-İNGİLTERE-FRANSA-ALMANYA-İSRAİL tarafından…
Nitekim Suriye’deki gelişmelerle Türkiye’nin Gazze konusunda bu riski alması arasındaki etkileşim bu bağlamda olan bir durum. Diğer her bir ülkenin de benzer kendileri açısından risk konuları var. Bu şu demek;
MISIR-KATAR-SURİYE-SUUD-TÜRKİYE istem dışı GAZZE pilot alanındaki senaryolar sebebiyle RİSK MÜTTEFİKLİĞİ içindeler artık!… Özellikle, SURİYE-TÜRKİYE mutlak müttefik durumdalar!…
Türkiye’nin “Yüzlerce yıl bizim yönettiğimiz topraklar!…” temposu alınan riskin hem iç hem dış politikada altını doldurmaya yönelik reel politik bir gerekçelendirme stratejisi…
Oyun büyük! Risk büyük! “Yaşasın!” ve “Kahrolsun!” temposunu vidanlar ve hatta sivil aktivistler canlı tutabilir/tutmalıdır da! Ancak; Oyun ve risk devletlerin-istihbaratların işi…
Bazen bazı STK başkanlarını görüyoruz; Devletlere ve istihbaratlara talimat veriyorlar!… Bunu Oyunun parçası olmak sanıyorlar! Fakat değiller! Çünkü devletler ve istihbaratlar sözlü olmayan talimatlarla çalışırlar ve STK’lar kendi dünyalarında başka şey görürken onlar çoktan başka bir oyunun ve riskin zaten parçası kılınırlar…
O nedenle “TOPRAK SINIRI” konusunda savaşı kaybetmenin veya kazanmanın bir sebebi de “SINIR”ını bilmekle ilgili!…
Tabi, bu arada bir de İsrail’in hazırlıkları var!






















