Giriş: ABD’nin Bölgesel Stratejileri ve Türkiye’nin Kararlılığı
ABD Büyükelçisi’nin süreci “Barrack”laştırdığı yönündeki tespitler ve Suriye’deki olası gelişmeler, bölgedeki karmaşık dinamikleri bir kez daha gözler önüne seriyor. ABD, “şeytan zekası” ile politika üreterek sağdan, soldan, önden ve arkadan yaklaşma stratejisi izliyor. PKK’ya Türkiye için silah bırakma çağrısı yaparken, Suriye için “Silahınla Suriye ordusuna katıl!” demesi, aynı zamanda PYD’nin PKK olduğunu belirtip, Suriye yönetimine katılım için borçları olmadığını eklemesi, ABD’nin bilindik A’dan Z’ye planının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Ancak Türkiye, kendi planına odaklanmış durumda.
“Terörsüz Türkiye” Vizyonu ve Bölgesel Etkileri
Geçen ay “Türkiye Yüzyılının İlk Sınavı: Terörsüz Türkiye” dosyasını, daha önceki sayılarda ise “Kürtlerin Kaderi: Türkiye Yüzyılı” başlıklı kapak dosyalarını hazırlamıştık. Türkiye, ikinci yüzyılının önünü açmak adına önemli bir strateji uyguluyor: Arap ve Kürtlerin Cumhuriyet’e aidiyetini sağlayarak Türkiye’nin bölgesel güç olmasında paydaş olmalarını planlıyor. Türkiye, bu stratejisinde kendi göbeğini kendisi kesiyor.
ABD ise Türkiye, Suriye, Irak ve İran’ı ilgilendiren “ayrılıkçı Kürtçüler” kartını yeniden karıyor. Bunun birçok sebebi var. Ancak Suriye ve Türkiye hükümetlerinin ortak bir niyeti var: Suriye’de PKK gibi bir duruma asla müsaade etmeyecekler. ABD Büyükelçisi de bu mutabakatın keskinliğinden haberdar olduğunu ikrar ediyor.
Farklı Bakış Açıları ve Ortak Hedef: Terörsüzlük
Kuşkusuz herkes sürece kendi değerleri, tecrübeleri ve niyeti ile bakıyor. Herkes zihnindeki gözlükle “yakın” veya “uzak”a bakıp görüyor veya bir “gözlük” kullanıyor. Önemli olan, “Terörsüz Türkiye’yi” mümkün kılacak katkıyı herkesin sunma çabasında olmasıdır.
Trump’ın “İsrail ile Suriye arasında kalıcı barışa katkı sunmak istiyoruz!” ifadesi ile Barrack’ın “Devlet borcumuz yok!” ifadesi arasında bir “akıl zinciri” olduğu görülüyor. Bu, ABD’nin İsrail’e “Suriye’deki kurguma uyum sağla!” dediği anlamına geliyor. Oysa İsrail, bölge “terörlü bölge” olursa yol alabiliyor. Dolayısıyla “Terörsüz Türkiye” mümkün olduğunda, Türkiye’nin liderliğinde “Terörsüz Bölge” aşamasına geçilecektir. İşte bu, İsrail’in de kırk yılı aşkındır sömürdüğü bir gücün kaybı demek olacaktır. Bu nedenle “Terörsüz Türkiye” bir iç politika temennisi değil; bölgesel büyük bir hamledir.
İç Politika ve Gelecek Senaryoları
İç politikada, olanı açıktan karşısına alamayacak; ancak iktidarın muhkemleşmesi de kendi planlarını bozacağı için süreci polemiğe boğmak isteyenler çoğalacaktır. Hatta ne olup bittiğini anlamakta zorlanan “temenniciler” ile “teenniciler” sosyal medyada kapışsa da; tarihsel virajda sadece PKK değil, dünyanın genelinde 11 Eylül sonrası ABD tarafından üretilmiş terör haritasının da yırtılma ihtimali var. Ancak stratejik ve kontrollü plan elden bırakılmadıkça.
2028’e Doğru Siyasetin Gündemi
Bu durumda doğal soru akla geliyor: Cumhurbaşkanı Erdoğan “2028’de seçim olacak! Erken seçim gündemi milletin gündemi değil!” demişti. O zaman “erken seçim” olmayacak! Erken seçim yoksa, 2028’e kadar siyasetin başat konusu ne olacak? Af, Anayasa, ekonomide iyileşme, yeni ittifaklar mı? Yoksa Ukrayna-Rusya, Hindistan-Pakistan ve İsrail-İran savaşı gibi Türkiye’yi yakından ilgilendiren yeni gelişmeler mi?
Başta da belirtildiği gibi: ABD “şeytan zekası” işletir! Sağdan, soldan; önden, arkadan yanaşır!






















