1. Haberler
  2. Haber Vakti
  3. TÜRKİYE ORTADOĞU’NUN ALMANYA’SI MI?

TÜRKİYE ORTADOĞU’NUN ALMANYA’SI MI?

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye’nin “Ortadoğu’nun Almanya’sı” olup olmadığını sorgulayan bu analiz, göçmen ve mülteci kavramları üzerinden toplumsal kutuplaşmayı inceliyor. Almanya’daki Türk göçmenlere yönelik ırkçılıktan yola çıkarak, Türkiye’deki siyasi stratejisizliğin ve yabancı düşmanlığının “Kürt meselesi” yanına bir “Arap meselesi” ekleme riskini vurguluyor.


– Hangisi Göçmen Hangisi Mülteci ? – – Bir Sınır içi Suriye Hikayesi – – “Terörsüz Türkiye”nin Bombaları: Göçmenler, Mülteciler Mi?-

Kavramların Esareti: Toplumsal İletişimsizlik

Toplum ve hatta devlet olarak ( genel olarak ) “Kelime/Kavram odaklı” okumalar yapmakta ısrarlıyız. Örneğin bir yazıda, konuşmada “Şeriat” mı geçiyor; yazının ne içeriğiyle ilgileniyoruz ne de bağlamıyla; kelimeyi görür görmez kendi ezberimiz, fikrimiz ne ise; onu yüksek sesle etrafa duyuracak şekilde anons geçiyoruz. Yazı ile hiç bir iletişim, ilişki kurma ihtiyacı bile hissetmiyoruz. Aynı tutumu Laiklik, Kürt, Sünnilik, Atatürk, Osmanlı, İktidar, Muhalefet kelimelerini de görür görmez aynı ile yapıyoruz… Yani bir “İletişimsizlik” ve ardından “İtişme-Kapışma ataklığı” geçiriyoruz… Sosyal medya ortamında ise volüm daha yüksek…Tabi bundan acayip keyf de alıyoruz…


Almanya Örneği: Göçmen İsteyen Devlet, İstemeyen Toplum

Hatırlayalım: Alman faşistleri “Türk” kelimesini duydukları anda Türklere hakaretten Türklerin evini yakmaya; Türk kanaat önderlerine suikast düzenlemekten Türk evlerinin duvarlarına “Ölüm!” , “Defolun!” ya kadar uzanan “Göçmen istemiyoruz!” propagandası, provakasyonu yapıyorlardı. Oysa Göçmen isteyen bizzat Alman Devletiydi. Peki bir Devlet neden “Göçmen” ister? Devletlerin gündem masasında “Göçmen Ajandası” nasıl bir içerik, bağlam ve hedef üzere ele alınır?

Türkiye’nin Üç İnsan Transfer Hattı: Mülteci, Göçmen, Mübadele

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana üç büyük “insan transferi” hattı, adeta ülkeden geçen ulaşım yolları, enerji hatları ve hatta jeolojik gerçeklik olarak hep duran Fay hatları gibi ülkemizden geçiyor: Mülteciler, Göçmenler ve Azınlık/Mübadele.

Söz konusu bu üç insan transferi/trafiği bir birinden her açıdan farklı kategorilerdir; süreçleri de sonuçları da farklıdır. Üçüne ilişkine yasal düzenlemeler, kontrol/denetim mekanizmaları ve istihbari yönlendirmeleri de çok farklıdır.

Pek bu üç insan seli ne zaman ülkeye girer veya devlet bilerek davet eder. Üstelik gelen insan/halk kitlesi geliş sebepleri ve niyetleri açısından, baştan doğru okunmazsa eğer; bir ülkeyi ve neslini onlarca yıl meşgul edecek ” Sorunlar kaynağı ve yumağı” haline gelir!…

O zaman şuradan başlayalım: Almanya‘da sadece “Türk” kelimesini duyduğu anda “Öl… Defol!… Bas git!… Yakarım!…” diline yönelen Faşist / Yabancı düşmanı psikolojisinden ders çıkarmalıyız. Çünkü burada asıl tehlike ” “Öl… Defol!… Bas git!… Yakarım!…” ağzı-niyet-tavrı değildir; asıl tehlike başka bir dil, din, ırk, etnisite mensubuna olan özdeki düşmanlık ve kendi topraklarında başka bir dile, dine, ırka, etni siteye, kültüre mensub insanlara duyulan kin-öfke nöbetidir.


Göçmenler Medeniyet Kurucu Özneler midir?

Oysa dünyanın varolduğu günde beri, tarihin de tanıklığı üzere, kıtalar ve ülkeler ve de bölgeler “Tek dil, Tek Din, Tek Irk, Tek Kültür” üzere “Tek tip toplum ve Devlet” olarak varolamamıştır. Hatta Yazı/Mitoloji ile beraber yani kayda geçme eylemi tarihi boyunca şu cümle adeta gökyüzünde her gün doğumunda görünür olmuştur: ” Göç yoksa Medeniyet yoktur!… Göçmen yoksa Kimlik yoktur!… Göçmen yoksa zaten savaş da yoktur Barış da!…”.

Asıl kritik soru/cümle şudur: Göç tarihinin şimdiki zamanlarda geldiği “durum” nedir? Göçmenlerin tarihi misyonu hangi değişikliğe uğramıştır? Göçmenler eskisi gibi medeniyet kurucu özneler midir? Daha keskin bir soru: İnsanlığın geldiği aşama itibariyle Göçmen’e duyulan ihtiyaç ne durumdadır?


Göçmene mi Karşıyız, Yoksa Başka Dillere mi?

Bu ülkede “Kürtçe yoktur!”, “Kürt de yoktur!” dilini ve eylemlselliğini kullanan; “Türkiye‘de başka dil ve halk istemiyoruz!” diyen çevrelerin; Göçmene, Mülteciye ve hatta Azınlık/Mübadele hareketlenmelere tahammül etmesi mümkün mü? Bu zihniyet tepki vereceği zaman; gidip döveceği, öldüreceği, yakacağı… zaman; muhatabın masum olup olmadığına bakar mı? Kadın, Çocuk, Yaşlı ayrımı yapar mı? Yapmaz! Çünkü o özünde o dile, ırka, dine, kültüre düşmandır!…

İsrail‘in Filistin düşmanlığı da bu değil mi?

Zihniyetteki Çifte Standart

Türkiye‘de bu içerikte, niyette, hedefte Kürde, Araba, Farisiye düşmanlık besleyen çevreler var. Tabi biz bunları İngilize, Fransıza, Amerikalıya karşı aynı sertlikte aynı eylemsellikte görmüyoruz, göremiyoruz? Neden? Asgari cevabımız şudur: Bu potansiyel kindarlığı kinetik hale getiren güçlü-küresel adresler aynı zamanda bu enerjiyi kendi düşmanlarına yönlendirmek mahirdiler ve kullandıkları bu kitle de zaten zihniyet olarak buna müsaitlerdir…

Türkiye‘de, ne yaparlarsa yapsınlar yine de Amerikalılara, İngilizlere, Fransızlara hayranlık duymaya devam eden; onlar tarafından hangi darbe, entrika düzenlenirse düzenlensin yine de onlarla birlikte yaşamak adına ricada bulunan zihniyete sahip çevreler var ki; bu çevreler, ne kadar faydalı, zararsız, katma değer üreten bile olsalar; istenmedikleri ve ötekileştirdikleri mutlaka bir Kürt, Arap, Farisi ve hatta Rus, Çinli… bulurlar.

Oysa sadece “Türk” oldukları için… sadece “Kürt” oldukları için… sadece “Arap” oldukları için… sadece “Afganlı” oldukları için… Daha ötesi sadece bir Fransız, İtalyan, Yunan, Amerikalı olduğu… için; peşinen düşman saymak, ötekileştirmek ve haklara tecavüz edecek şekilde organize işlere girmek… Bir insanlık suçu olduğu kadar “Hastalıklı yapı”vardır…


Terörizmin İnsan Kaynağı ve “Yol Geçen Hanı” İkilemi

O zaman…. şu soru önem arz eder: “Sırf Türk, Kürt, Arap, İngiliz, Fransız… diye düşmanlık beslemek doğru değilse; O zaman topraklarımızda; kural getirmeden, şartlar elvermeden, ihtiyaç duymadan, bir sistem üzere olmadan, çerçevesiz, ilkesiz, yol haritasız… herkes gelip yaşasın mı? Deyişle “Burası yol geçen han’ı mı?”… “İsteyenin elini kolunu sallayıp girdiği çıktığı bir Muz Cumhuriyeti mi?”… Tabi ki değil! Bu ihmal, dalgınlık, beceriksizlik de en az ötekileştirme kadar tehlikeli… Çünkü bu sefer de “Kimliksizlik” ve hatta “Milletsizlik” sürecine düşülmüş olur.

Yani ilkesiz inkarcılık da zararlı; ilkesiz kabullenme de zararlı…

Siyasi Stratejisizlik: İktidar ve Muhalefetin Göç Karnesi

Peki, 23 yıldır kesintisiz iktidarda olan ve 15 Temmuz’dan bu yana Cumhur İttifakı bileşenleri; acaba söz konusu ettiğimiz: Göçmen, Mülteci ve Azınlık/Mübadele konusunda nasıl bir strateji içindeleler ve gelinen noktada nasıl bür ülke tablosu bırakıyorlar?

Bir taraf inkarcı davranıp “Göçmensiz Türkiye” derken; öbür taraf da “Terörsüz Türkiye” derken… Acaba; an itibariyle ne kadar mülteci, göçmen ve mübadele ( yeni varsa…) insanı-kitlesi var?

Mersin-Hakkari hattında ( Güney sınırı illerimizde…) ve özellikle 6 Şubat depremi sonrası ortaya çıkan tablo bize en deprem kadar uyarıda bulunuyor: TürkiyeSuriye/Suriyeliler” konusunu sadece PKK‘yı bitirmeye indirgeyen bir güvenlik-istihbarat meselesi sanıyorsa!… veya bu sanıya eş bir durum oluşursa; Türkiye‘nin artık bir “Kürt” meselesi kadar “Arap” meselesi de olacak!

Muhalefetin Stratejisi(zliği)

Zaten… Muhalefet kanadı: Başta CHP ( Ve bu konuda Zafer – İyi Parti- Anahtar Parti… şerhleri olsa da aynı stratejide duruyorlar…: Çünkü, özü itibariyle mutlak bir Kürt ve Arap ve diğer yabancıları da “İstenmeyen göçmenler”, “Bir an önce gitsin mülteciler” ve “Türküm demeyen kalmasın!…” formlarında hareket ediyorlar… ) olmak üzere bir çok çevrenin Göçme-Mülteci-Mübadele stratejisi yok!…

Cumhur İttifakı’nın “Ensar-Muhacir” Söylemi

Cumhur İttifakı da ısrarla konuyu “Ensar-Muhacir” kadrajında tutundurmaya çalışırken; Göçmen-Mülteci-Mubadele konusunda hangi stratejiye sahip olduğunu; hangi sistemi işlettiğini ev en önemlisi bu üç alandaki insan kaynağının eğitimde, kültürde, ekonomide, siyasette, tarımda, teknolojide ne kadar etkin oldukları veya etkinleştirdikleri noktasında enforme etme ihtiyacı hissetmiyor. Ya “Ensar-Muhacir” diyor, ya da “Beka!” diyor…

Tarihsel Paraleller: ABD, Osmanlı ve “Devşirme” Sistemi

Oysa; New York Belediye başkanı seçilen Mamdani ne diyordu Trump’a ” New York’u göçmenler kurdu! Göçmenler güçlendirdi! Şimdi de göçmenler yönetecek!…”.

Sahi Amerikan‘ın tarihi bir kaç yüzyıl ve de gerçekten de Amerikayı Göçmenler, Mülteciler kurdu!

Yine sahi (mi?) Osmanlıyı göçmenler mi kurdu ve güçlendirdi? Yoksa Türkler heryerde göçmenleri ve mültecileri yönetebildiği için mi; üç kıtaya hükmetti!

Son sahi (ci mi?): Osmanlı‘da “Devşirme” aslında bir Göçmen ve Mülteci stratejisi miydi?

Analiz: “Kürtçülük” Meselesinden “Arapçılık” Meselesine mi?

“Türkiye’nin Güney Raporu / Milli Cumhuriyet” çalışmamızdan bir cümle: ” Kürtler ve AraplarTürkiye Cumhuriyet”inde kaynaştırılamazsa; Cumhuriyet Millileşemeyeceği gibi; Türkiye‘nin ilk yüzyılında örgütlenmiş bir “Kürtçülük” meselesi gibi ikinci yüzyılda da örgütlenmiş bir “Arapçılık” ile yaşamak durumunda kalacak!

“Terörsüz Türkiye” derken kastedilen ” Teröre başvuran bazı Kürtler!” olmasa gerek! Çünkü Terör dediğiniz şey; daha çok: Göçmenlerin, Mültecilerin ve Azınlık/Mübadele kategorisindenki insanlardan devşirilir, örgütlenir ve etkinleştirilir!…

Göçmeni, Mülteciyi, Azınlık/Mübadeleyi yönetemeyen iktidar-devlet zaten terör örgütlenmesi noktasında zaafiyet içindedir!…

TÜRKİYE ORTADOĞU’NUN ALMANYA’SI MI?
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Analiz Vakti ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!