Erdoğan Karşıtı Seçmen: 23 Yıllık Statik Oy Oranı ve Temel Krizler
23 yıldır, yerel ya da genel düzeyde hiçbir hizmeti konu etmeden, Erdoğan’a oy vermeyen sabit bir seçmen kitlesi bulunuyor. Bu kitlenin oy oranı yüzde 40 bandında seyretmektedir. Hatta 2017’den itibaren başlayan “Erdoğan’ı devirelim!” ittifakı göz önüne alındığında, bu seçmen kitlesi neredeyse yüzde 45 bandında sabitlenmiş durumda. Kabaca yuvarlarsak: Türkiye’deki her iki kişiden biri 23 yıldır Erdoğan’a oy vermiyor. Bu durum, toplamda “Toplumun yarısı Erdoğansız bir Türkiye istiyor!” anlamına geliyor. Ancak bu seçmen kitlesinin çözemediği iki temel krizi var: Lider ve Model.
Muhalefetin Liderlik Sendromu ve Alternatifsiz Model Arayışı
Yani Erdoğan’dan Türkiye’yi yönetmek için iktidarı alacak bir Lider çıkarılamadı; bu “Lidersizlik sendromu” aşılamadı. Ayrıca, AK Parti iktidarının 23 yılda hayata geçirdiği “Politik Model”in yerine, bu seçmen kitlesini heyecanlandıracak ve ikna edecek alternatif bir modele kavuşulamadı.
Politik ‘Uyku Felci’: Çözüm Arayışı mı, Seçenek Peşinde Koşmak mı?
Bu seçmen kitlesinin “İmamoğlu veya Yavaş seçeneğinde kesin Erdoğan gidiyor!…” duygusu, adeta bir “Uyku Felci” gibidir. Yani, bir tarafını hareket ettirmedikçe uyanamadığı bir “Politik kabus” durumu söz konusudur. İmamoğlu’na yönelik soruşturmaların siyasi olduğu kabulü, bu seçmen kitlesinin firesiz tamamında mevcuttur. Çünkü bu seçmen kitlesi “çözüm” peşinde değil, “seçenek” peşindedir!
Çözüm ve Seçenek Arasındaki Fark: Kontrolsüz Kitlelerin Yatağı
Çözüm aramak, üretken, metodik, etkin ve en önemlisi stratejik örgütlenme içeren bir “bilinç” halidir. Oysa seçenek aramak; çaresizlikten çıkma hırsı, öfkesini politikleştirme duruşu, seçeneksizliği aşağılama dili ve “gözüyle devirme!” polemiği taşır. Seçenek aramak, “Kontrolsüz kitle” yatağıdır ve parçalı yapıya mahkumdur. Ancak “iktidarı devirme enerjisi” içten yanmalı bir motor gibidir. Seçenek arayışı kesinlikle bir “Yöneliş seli”dir; önüne kattığı ile büyür!
İktidarın ‘Alternatifsiz Mecburiyet’ Stratejisi ve Riskleri
İktidarın, kendini seçmenine “Alternatifsiz” gösterme gayreti, yani “Seçeneksiz mecburiyet” stratejisi, bünyesinde iki risk taşıyor: Muhalefet sosyolojisinin “beton etkisi”nde akmasına neden olmak ve iktidarın meşruiyetini “yasal” olana indirgemek! Türkiye’de hiçbir normalleşme, muhalefet sosyolojisini kendi içinde kırılgan ve yer değiştirebilir kılamaz. Yani seçmen nehri artık “ileride bir yerde buluşturulacak” şekilde bütünleştirilemeyecek kadar bölündü ve zıt yönde akıyor.
Bölünmüş Nehir Metaforu: ‘Aynı Gemideyiz’ Sözü Neden Anlamsız?
Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gemiyi bölünmüş nehrin sadece bir yatağında akıtıyor/yürütüyor! O nedenle “Aynı Gemideyiz!” metaforu, diğer akan yatağın içindeki sosyolojiye hiçbir şey anlatmıyor.
Muhalif Seçmenin ‘Gemiye Kayıtsızlığı’ ve Can Simidi Arayışı
Hatta nehrin diğer akan yatağındakiler (23 yıldır Erdoğan’a hiç oy vermemiş kitle), “Gemisiz/İktidarsız” durumda kaldıklarından kendi aralarında “Can simidi seferberliği” içindedirler. Ve debi yüksek akıntıda oldukları için; “Geminin batması”nı kendilerinden bağımsız akıp giden “Bir azınlığın gemisi” diye bellediğinden; asla kaygı duymamaktadırlar. Kuşkusuz Erdoğan liderliğindeki Gemi’ye “Nuh’un Gemisi” misyonu veren radikalleşmiş seçmen çevreler olsa da; bölünmüş nehrin bir kolunda ve Gemi içinde olsun veya olmasın; akıp gidenlerin ortak bilinci şudur: “Gördüğümüz Gemi olsa olsa ‘Devlet’tir!”
Nehir, Kaynak ve Bilinçaltı: Türk Siyasetinin Gerçek Dinamikleri
Oysa; odaklanmamız gereken/ öncelikli görüş alanına getirmemiz gereken “Gemi” veya “Can simidi” kadrajı değildir. Bizzat nehrin kendisidir! Nehrin hangi kaynaktan geldiği ve nereye döküleceğidir!
Bu bağlamda iki görüş var:
Birinci Görüş: Üç kıtaya hükmetmiş “Anadolu kaynağı” akmakta ve Türkiye Yüzyılına dökülecek bir seyirdedir!
İkinci Görüş: Dindarların yağmur duası kabul edilmiş ve SAĞ’nak halinde akan yağıştan gelen bir su kütlesi vardı; ve bu azalmakta ve yakında bitecektir!
Erdoğan’ın ‘Politik Mühendisliği’ ve Bilinçaltı Sondajları
Şahsi görüşüm bu iki görüşün dışındadır: Politik Bilinçaltımız “Su kaynağı”dır ve buraya yapılan sondajlardan elde edilen ile “Yatağında akan iktidar!” söz konusudur! Türk siyasetinin yüzyıldır bilinçaltına ittiği rezervlerden beslenilmekte ve sondajlama yöntemiyle; “Çıktığı kadar akar!” kuralı işletilmektedir! Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Politik Mühendis” olduğu ve nereye sondaj yapılacağı basiretinin olgusal gerçeği tam da budur!





















