Türkiye’nin siyasi tarihi, sadece kazanılan zaferlerle değil, aynı zamanda stratejik basiretsizlikler ve vesayet odaklı engellemelerle de doludur. 1995 yılında Milliyet Gazetesi’ne yansıyan o meşhur mülakat, bir ülkenin makus talihinin nasıl bizzat kendi yöneticileri tarafından mühürlendiğinin en acı vesikasıdır.
Kenan Evren’in, Turgut Özal’ın Birinci Körfez Savaşı sırasında Musul ve Kerkük’e girme planını nasıl engellediğini övünerek anlatması, sadece bir askeri müdahale tartışması değil; bir zihniyetin, Türkiye’nin enerji bağımsızlığına ve bölgesel güç olma idealine vurduğu bir darbedir. Bugün dönüp baktığımızda, “Bizim çocuklar başardı” nidasıyla iktidara gelenlerin, bu ülkenin evlatlarının geleceğini nasıl ipotek altına aldığını çok daha net görüyoruz.
Kenan Evren ve Turgut Özal: Statüko ile Vizyonun Çatışmasında Kim Kimdir?
1980 darbesinin lideri Kenan Evren ile Türkiye’yi dünyaya açmaya çalışan Turgut Özal arasındaki fark, aslında Türkiye’nin eski ve yeni arasındaki kavgasıdır. Evren, 12 Eylül sonrası oluşturulan hantal, içe kapalı ve “aman tadımız kaçmasın” felsefesiyle hareket eden statükoyu temsil ediyordu. Özal ise, Sykes-Picot ile çizilen yapay sınırların Türkiye’yi hapsettiği dar alandan çıkış yollarını arıyordu.
Kenan Evren, mülakatında açıkça Özal’ın Musul ve Kerkük hamlesini durdurduğunu söylerken, aslında Türkiye’nin stratejik derinlik kazanmasını engellediğini itiraf ediyordu. Bu, sadece bir toprak kazanımı meselesi değil, Türkiye’nin önümüzdeki yüz yılını kurtaracak bir enerji koridoru meselesiydi.
Musul ve Kerkük Planı Neydi ve Türkiye Neyi Kaybetti?
Turgut Özal, Birinci Körfez Savaşı’nın yarattığı otorite boşluğunu, Türkiye’nin tarihsel ve kültürel hakları olan Musul ve Kerkük üzerinde bir nüfuz alanına çevirmek istiyordu. Bu planın merkezinde sadece toprak değil, enerji güvenliği yatıyordu.
Bugün rakamlara baktığımızda tablonun vahameti daha iyi anlaşılmaktadır. Türkiye’nin günlük petrol ihtiyacı yaklaşık 650.000 varil seviyesindeyken, Musul ve Kerkük havzasının potansiyel üretimi 2.5 milyon varilin üzerindedir. Eğer Özal’ın vizyonu Evren’in vesayet duvarına çarpmasaydı, Türkiye bugün cari açık sorununu çoktan çözmüş, enerjide dışa bağımlılığı bitmiş bir bölgesel güç olacaktı. Evren’in “engel oldum” diyerek gurur duyduğu şey, aslında Türkiye’nin milyarlarca dolarının on yıllar boyunca dışarıya akmasına neden olan o barajın ta kendisidir.
Körfez Savaşı Sırasında Jeopolitik Dengeler Neredeydi?
1990-1991 yıllarında bölgede kartlar yeniden dağılıyordu. ABD’nin Irak’a müdahalesiyle birlikte Kuzey Irak’ta bir otorite boşluğu doğmuştu. Özal, “bir koyup üç almayı” hedeflerken, Türkiye’nin bu boşluğu doldurarak hem terör sorununu kaynağında kurutmasını hem de petrol yatakları üzerinde söz sahibi olmasını amaçlıyordu. Ancak Ankara’daki askeri vesayet ve statüko yanlıları, Batı’nın çizdiği sınırların dışına çıkmaktan korkuyordu.
Bu Tarihi Adım Neden ve Kimler Tarafından Engellendi?
Asıl can alıcı soru budur: Neden? Kenan Evren ve dönemin diğer aktörleri, Türkiye’nin büyümesinden neden bu kadar çekindiler? Cevap, 12 Eylül darbesinin hemen ardından ABD Ankara Büyükelçisi’nin Washington’a geçtiği o meşhur mesajda gizlidir: “Bizim çocuklar başardı” (Our boys did it).
Kendi milletine silah doğrultup yönetime el koyanlar, dışarıdan aldıkları bu icazetle ülkeyi yönettiler. Onlar için “başarı”, Türkiye’nin çıkarlarını korumak değil, kendilerini o koltuğa oturtan odakların çizdiği sınırların içinde kalmaktı. İşi gücü akşama kadar resim çizmek olan, estetik anlayışını topluma dayatan ve vizyonu sadece yasaklarla sınırlı olan bir zihniyetin, Özal’ın jeopolitik hamlelerini anlaması zaten beklenemezdi.
“Bizim Çocuklar” Mesajı Türkiye İçin Ne Anlama Geliyordu?
Bu ifade, sadece bir darbe bildirimi değil, aynı zamanda Türkiye’nin dış politikada bağımsız hareket edemeyeceğinin bir tesciliydi. Evren’in Musul ve Kerkük konusunda takındığı engelleyici tavır, aslında bu icazet kültürünün bir sonucuydu. Türkiye’nin kendi göbeğini kesmesine, bölgesinde oyun kurucu olmasına izin verilmedi; “bizim çocuklar” da bu görevi layığıyla yerine getirdi.
Basiretsiz Yönetimlerin Bedeli Bugün Nasıl Ödeniyor?
Evren ve benzeri zihniyetlerin engellemeleri, Türkiye’ye sadece ekonomik olarak değil, güvenlik açısından da pahalıya mal oldu. Musul ve Kerkük’te kurulacak bir Türk nüfuzu, bugün otuz yılı aşkın süredir mücadele ettiğimiz terör örgütü PKK’nın bölgedeki yapılanmasını en başından engelleyebilirdi. Basiretsiz yönetimler yüzünden kaçırılan bu tren, bugün sınır ötesi operasyonlarla düzeltilmeye çalışılan güvenlik risklerinin de asıl kaynağıdır.
O gün Özal’ı “maceracılıkla” suçlayanlar ve Evren’in “sağduyusunu” alkışlayanlar, bugün Türkiye’nin enerjide ve savunmada attığı her bağımsız adıma yine aynı reflekslerle saldırıyorlar. O gün Evren’i ayakta alkışlayan zihniyetin bugünkü uzantıları, aslında değişen hiçbir şey olmadığını, sadece maskelerin farklılaştığını kanıtlıyor.
Sonuç: Tarihin Tekerrürü ve Çıkarılan Dersler
Kenan Evren’in 1995’teki o itirafı, Türkiye’nin nasıl bir iç kuşatma altında tutulduğunun kanıtıdır. Kendi ülkesinin zenginliğini elinin tersiyle iten, “risk almayalım” diyerek Türkiye’yi enerji fakirliğine mahkum eden bir liderlik, ancak vesayet odaklarının temsilcisi olabilir.
Özetle şu noktalar unutulmamalıdır:
- Kenan Evren, Türkiye’nin enerji bağımsızlığını sağlayacak Musul-Kerkük vizyonunu şahsi ve zümresel korkularıyla engellemiştir.
- “Bizim çocuklar” nitelemesi, darbecilerin kime hizmet ettiğinin açık bir beyanıdır.
- Dünün basiretsiz figürlerini alkışlayanlar, bugün Türkiye’nin bölgesel bir aktör olma çabasını baltalamaya devam etmektedir.
Tarih, cesur adımlar atan vizyonerleri de, o adımlara çelme takan statükocuları da kaydeder. Bugün yapmamız gereken, bu “bizim çocukların” yarattığı tahribatı görmek ve Türkiye’nin kendi öz kaynakları ve milli iradesiyle çizdiği yolda, geçmişin o dar ve karanlık zihniyetine bir daha asla geçit vermemektir.






















