Suriye,lübnan,iran kısacası Bölgedeki karmaşanın Özüne bir yolculuk yapalım.
Suriye’nin İsmi ve Erken Dönem Tarihi
Bölge, ilk yazılı tarihinde, Mezopotamyalılar tarafından Eber Nari (“Nehrin karşısı”) olarak biliniyor, günümüzdeki Suriye, Lübnan ve İsrail (topluca Levant olarak bilinir) topraklarını kapsıyordu. Eber Nari tanımlamasına Ezra ve Nehemya İncil Kitaplarında ve ayrıca Asur ve Pers Krallık yazıcıları raporlarında da atıfta bulunulmaktadır. Bazı akademisyenler Suriye’nin modern dönem adı tarihçi Herodot’un Mezopotamya coğrafayası tamamına “Asur” deme alışkanlığından kaynaklandığını ve Asur İmparatorluğunun MÖ 612 yılında yıkılmasından sonra Batı kısmının “Asur” olarak anılmaya devam edildiğini iddia etmektedirler. Selevkos İmparatorluğu ardından bölge “Suriye” olarak bilinmeye başlanmıştır. Bölgenin Asur olarak anılma teorisi, Suriye isminin İbranice’den geldiğini ve askerlerinin kullandıkları metal zırhtan dolayı (“Siryon” zırh anlamına gelir, özellikle zincir zırh) İbranilerin bu topraklarda yaşayan insanlara “Siryons” demesinin iddia edilmesi üzerine çürütülmüştür. “Suriye” tanımlamasının, Kuzey Eber Nari ile Güney Fenike (Sidon’un bir parçası olduğu modern Lübnan) bölgelerini ayıran Hermon Dağının Siddon dilindeki isminden, yani “Siryon’dan türediği yönünde başka bir teori daha vardır. “Suriye” adının Sümerce dilinde Hermon Dağı’nın adı olan “Saria” dan geldiği de öne sürülmektedir. Tarihçi Herodot, “Siryon” veya “Saria” tanımlamalarını bilmediğinden ve onun Tarih Kitabının daha sonraki Antikçağ yazarları üzerinde büyük bir etkiye sahip olmasından dolayı, modern Suriye’nin adı “Asur/Assyria’dan türemiş olması daha muhtemeldir. İbranice, Siddonca veya Sümerce kelimelerden değil, Akkadca dilinde “Aşur” kelimesinden gelir. “Aşur”, Asurluların baştanrısının adıdır.
Bölgedeki Tell Brak gibi yerleşim yerleri tarihi en az MÖ 6000 yılına kadar eskiye uzanır. Medeniyetin Güney Mezopotamya’da Sümer bölgesinden başladığı ve daha sonra Kuzeye doğru yayıldığı uzun zamandan beri zaten bilinmektedir. Ancak, Suriye antik şehri Tell Brak’ta (günümüzde Tell Brak köyü) yapılan kazı çalışmaları bu görüşün aksi yönünde gelişme göstermiş olduğu iddia edilmiş ve bilim insanları uygarlığın gerçekten Kuzey’den mi başladığı, yoksa Mezopotamya’nın her iki bölgesinde eş zamanlı gelişmelerin olup olmadığı konusunda bölünmüş durumdalar. Akademisyen Samuel Noah Kramer’in “Tarih Sümerde Başlar” tezi hala en yaygın kabul gören görüştür. Bunun nedeni, Tell Brak gibi Kuzeydeki toplulukların yükselişinden önce, Ubeyd Kavminin Güney Mezopotamya’daki varlığının kesin olmasıdır. Bu tartışma, Kuzeyde daha erken bir gelişme olduğuna dair daha kesin kanıtlar bulununcaya kadar devam edecek ve şu anda, tartışmanın her iki tarafı da kendi iddialarını kanıtlamak üzere kesin kanıt gibi görünen şeyleri sunmaktalar. Antik Tell Brak’ın keşfine kadar (ilk olarak 1937/1938 yılında Antik Yakındoğu uzmanı Arkeolog Max Mallowan kazı yapmıştı) Mezopotamyadaki uygarlığın kökenleri hakkında hiçbir şüphe yoktu ve bir zamanlar Mezopotamya olan modern ülkelerde gelecekte elde edilebilecek buluntuların bu konuda karar vermeye yardımcı olması kesinlikle mümkündür. Bu aşamada uygarlığın Sümerde Başladığına dair kanıtlar çok daha kesin görünüyor.
Antik Suriye’nin önemli iki şehri; Ebla ve Mari idi; her ikisi de (MÖ 5.bin yılında Mari ve 3.bin yılında Ebla) Sümer şehirlerinden sonra kurulmuş ve her iki şehirde de Sümer yazısı kullanılıyor, Sümer tanrılarına tapınılıyor ve Sümer tarzında giyiniliyordu. Bu şehir merkezlerinin her ikisi de Akkad ve Sümer dilinde yazılmış, insanların tarihsel gelişimini, günlük yaşam tarzını, ticari işlemlerinin kaydedildiği ve kişisel mektupları içeren geniş kapsamlı çiviyazılı tablet koleksiyonların deposoydu. 1974 yılında antik kent Ebla’da yapılan kazılarda, sarayın yandığı, Asurbanipal’ın Ninova’daki ünlü kütüphanesinde olduğu gibi, kil tabletlerin ateşte pişirildiği ve korumaya alındığı ortaya çıkmıştı. Babil Kralı Hammurabi güçlerinin, MÖ 1759 yılında, Sümer antik kenti Mari’de tabletleri yakmalarının ardında, bazı tabletler yıkım molozlarının altında gömülü ve 1939 yılında keşfedilene kadar sağlam kalmışlardı. Mari ve Ebla tabletleri, araştırmacı arkeologlara MÖ 3.bin yılında Mezopotamyada sürdürülen yaşam tarzı hakkında nisbetten eksiksiz bir anlayış sağlamıştır.






















