1. Haberler
  2. Haber Vakti
  3. SURİYE ÜZERİNE BİR Değerlendirme?

SURİYE ÜZERİNE BİR Değerlendirme?

Öncelikle Suriye’de gerçekleşenin gerçek bir ‘halk devrimi’ olduğunda anlaşmak gerekir

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Öncelikle Suriye’de gerçekleşenin gerçek bir ‘halk devrimi’ olduğunda anlaşmak gerekir. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bunu böyle ifade etti. Bu devrim başka halklar için de öğretici ve ilham verici olacaktır. Gelişmelere bu açıdan bakmayanlar, olanları tersten okuyup sıradan bir iktidar mücadelesi gibi algılıyor. Dolayısıyla da yanlış değerlendirmeler yapıyor. Bazıları da sırf ‘muhalefet olsun torba dolsun’ babından tersten de değil, amuda kalkmış öyle bakıyor. Gönlü Esad’da kalmış olanlar ise hepten şaşı bakıyor ve gerçeklikle inatlaşıyor. Devrimi gerçekleştiren güçlerle zıtlaşıp onlar üzerinden negatif değerlendirmeler yapıyor. Yanlış düşündüklerimizi ayırıp diğerlerini yazının hemen başında çöp poşetine koyalım.

Suriye devrimi modern çağın devrimidir. Tıpkı 15 Temmuz gibidir. Ama bu genel bir sınıflandırmadır. İkisi arasında benzerlikler olmakla birlikte önemli farklar vardır. En önemli ortak özellikleri ise halkın en geniş kesimlerinin katılımıdır. Devrimler sadece iktidarlara karşı yapılmaz. Bazen de ilerici bir iktidarı korumak için yapılır.

Klasik devrimler içerisinde Fransız ve Rus devrimleri öne çıkar. Bunları Çin devrimi izlemiştir. Bu üç devrimde de ‘şiddet’ devrimlerin belirleyici özelliği olmuştur. Çünkü güçler çatışması döneminin öylesine acımasız bir safhasında gerçekleşmişlerdir ki intikam arzusu ön planda olmuştur. Fransız devriminin resmi bir ‘terör dönemi’ vardır. Rus devrimi ‘proletarya diktatörlüğü’ Çin devrimi de ‘kültür devrimi’ ile kirlenmiştir.

Burada kastettiğimiz şiddet, iktidarın ele geçirilmesi için zorunlu olan çatışmalar değildir. İktidar ele geçirildikten sonra muhaliflere uygulanan ‘imha’ hareketleridir. Bu muhalifler devrimden önceki yönetimin taraftarları olabildiği gibi aynı zamanda devrimci güçler arasındaki farklı görüşler de olmuştur. ‘Devrim çocuklarını yer’ önermesi bu yüzden genel-geçer bir gerçeklik olarak algılanmıştır. O yüzden bunun hâlâ böyle olmak zorunda olduğu sanılıyor. Bu birinci yanlış.

Klasik devrimler sınıf temellidir. Onları izleyen ulusal kurtuluş devrimleri ise adından da anlaşılacağı üzere ‘ulusal’ karakterlidir. Peki Türkiye, Mısır, Latin Amerika ve Suriye devrimleri nedir? Bunların ortak özelliği ne sınıf ne de ulus temelli olmamalarıdır. Dayandıkları sosyoloji bir ülke içerisindeki etnik, dinsel, mezhepsel gruplarıyla tüm halktır. Kime karşı yapıldığı sorusunun cevabı ise emperyalizm ve ona bağlı güçler. Bu özellik onları post modern kılıyor.

Post modern devrimler tüm halkın, en azından halkın çok büyük bölümünün çeşitlilikleriyle birlikte katılımıyla gerçekleştiğinden devrim sonrası şiddet de pek görülmez. Mısır’da Mursi iktidarı ‘karşı devrime’ yenildi. Eğer şiddete başvursaydı belki de yenilmeyecekti. Ama o, karşı devrim ihtimaline karşı önlem almayı bile ihmal etti. Şiddeti asıl uygulayan karşı devrim oldu.

Türkiye’de 15 Temmuz kalkışmacıları yasalar çerçevesinde mahkemeler önünde yargılandı ve ‘devrim yasaları’ olmayan geçerli yasalara göre cezalandırıldı. Yani onlara özel yasa çıkarılmadı ve uygulanmadı. Tahminim Suriye de böyle olacak. Şimdilik yapılan açıklamalar bu yönde. Yani ‘intikamcılık’ yok. Büyük ihtimalle devrim güçlerinin birbiriyle çatışması da olmayacak. Fakat burada yeni bir anayasa ve yeni yasalar yapılması hatta devletin yeni baştan yapılanması şart.

Şimdi bu devrimin başlangıcına gidelim. Devrim 15 günlük bir iş değil. Neredeyse 14 yıl sürdü. 15 Günlük süreç, zafer aşamasıdır. Devrimin başlangıcı 2011 yılıdır. Olanları son 15 günlük açıklamayla sınırlamak ikinci yanlıştır. Bu kadar uzun sürmesinin sebebi, engellemek için dış faktörlerin olaya müdahil olmasıdır. Ama gebelik varsa doğum da kaçınılmazdır.

Dış faktörler sürecin uzamasına sebep oldu demiştik. Ne zaman ki onların rolü azaldı, devrimci güçler iktidarı ele geçirdi. Üçüncü yanlış devrimci güçlerin iktidarı almasını dış faktörlerin arasında oluşmuş hayali bir konsensüse bağlamaktır. İran’ın iddia ettiği gibi ‘İsrail-Amerikan komplosu’ falan da değildir. Böyle söyleyerek yenilgilerine kılıf uyduruyorlar. Devrime bir destek söz konusu edilecekse bu ancak Türkiye olabilir. O da stratejik ve taktiksel yöndedir. Diğerleri denklem dışıdır.

Başarı yalnızca Suriye halkının tüm farklılıklarıyla birlikte kendi gücü sayesinde olmuştur. İşin içinde pek çok farklı grubun olması bundandır.
Kimse onlara ‘alın size devrim, ben Esad’ı alıkoyuyorum, siz de geçin iktidarı alın’ dememiştir. Ancak devrim güçleri başkentin kapısına dayandığında ve silahlı güçleri dağıldığında Esad, ülkesinden kaçmak zorunda kalmıştır.

Dördüncü yanlış devrimin bir hazırlık aşaması olmadığı, spontane başladığı yönündeki düşüncedir. Hiç de öyle değil. Dış faktörlerin müdahalesi olmasaydı devrim daha 2012-13’de de gerçekleşebilirdi. Rusya ve İran karşı devrimci rol oynamıştır. Amerika ise kendi çıkarları uğruna terör örgütlerini işin içine sokarak suları bulandırmış, DEAŞ’la mücadele ediyorum bahanesiyle Suriye halkını bombalamış, Rakka’yı harabeye çevirmiş, PKK^yı Suriyelilerin başına bela etmiştir.

Devrim güçleri İdlib’de oldukları sürece bunu tasarlamış, hatta daha önce harekete geçmek istediklerinde Türkiye tarafından ertelenmişlerdir. Ve uygun zaman geldiğinde harekât başlatılmıştır. Bu uygun zamanın koşullarını okuyucuya bırakıyorum. Uygun zaman, dış faktörlerin etkisinin zayıfladığı koşulların bir araya geldiği zamandır.

Devrim sırasında üst üste gelen başarılara devrimci güçler dışında herkes şaşırdı. Kendi şaşkınlıklarını gizlemek için onların da beklemediğini, şaşkınlığa uğradığını söylediler. Esad güçlerinin taktik gereği geri çekildiğini öne sürdüler. Halbuki öyle olmadığı ortaya çıktı. Bu da beşinci yanlış.

Benim gördüğüm, her şey planlı programlı. Sırasıyla art arda önemli şehirler ele geçirilmiş ve doğrudan iktidar odağına, yani başkente ulaşılmıştır. Devrimciler arasında hiç de ‘bu işler nasıl da oluyor böyle’ gibisinden bir şaşkınlık görmedim ben. Hepsi, ne yaptığını, niçin yaptığını bilen insanların işiydi.

Esad güçleri işte bu planlı ve kararlı gücün karşısında tutunamadıklarından direnemediler ve geri çekilme değil, dağılarak kaçtılar. Üstelik güçleri de tükenmişti. Karşılarında ise daha zinde, daha imanlı ve de haklı bir güç vardı. Tarihin saati onlardan yana işliyordu. En sonunda diktatör de ülkeden kaçmak zorunda kaldı.

Devrim henüz tamamlanmış değil. Ülke bütünlüğünün sağlanması şart. Bu da YPG’nin silah bırakması ya da ülkeyi terk etmesiyle mümkün. Çünkü yeni geçici hükümet, devletin kontrolü dışında hiçbir silahlı güce müsaade edilmeyeceğini açıkladı. Bu da olması gerekendir zaten. Devlet içinde devlet olmaz. O, üniter bir devlet değildir.

Suriye halkı bu zaferi elde etmek için çok büyük bir bedel ödedi. Nasıl bir zulüm rejiminde yaşadıkları, nasıl kırdırıldıkları ne çileler ne işkenceler çektikleri, varil bombaları ve kimyasal silahlarla nasıl katledildikleri, ev, bark, işyeri, hastane, okul ve ibadethanelerinin nasıl yerle bir edildiği, tarlalarının yakıldığı, ülkelerinden ayrılmak zorunda kalıp nasıl vatan hasreti çektikleri yıllardır uzun uzun yazıldı. Kimisi Esad’ın, kimisi onun müttefiklerinin, kimisi bunlara karşı gibi görünüp ülkelerini talan etmeye çalışanların bombardımanları, onların besleyip semirttiği terör örgütlerinin zulmü, kimisi de kaçmaya çalışırken doğanın, bu koşulların ürettiği hastalıkların, azgın denizlerin elinden olmak üzere bir milyon civarında can kaybettiler.

Doğrusunu söylemem gerekirse bir halk için bu çok büyük bir acıdır. Bunun tek getirisi bu insanları birbirine yaklaştırmış olmasıdır. Sanırım bir üst kimlik olarak ‘Suriyelilik’ bilinci doğuyor. Şimdi, ülkenin ve devletin yeniden kuruluş döneminde bunun pekişeceğini umut ediyorum. Bazılarının ‘birbirlerine düşerler, düşebilirler, İran gibi olur, Taliban gibi olur’ türü karga sesleri çıkarmasını doğru bulmuyorum. Bu tür uyarılar devrimin başarısına hizmet etmez. Bu da altıncı yanlış.

Onlar bu akıllara muhtaç Zapatalar ya da kafa kesiciler değil. Gördüğüm kadarıyla aklı başında tipler. Açıklamalara bakarsanız anlarsınız. Bu tür şeyler dillendirmek durduk yerde olup olmayacak düşünceler üreterek kafa karıştırmaktan başka işe yaramaz. Hele bir görelim bakalım devrimin seyrini nereye varacak? Bence malum; Devrim çocuklarını yemeyecek. Ne yazık ki hâlâ ‘Esad’ın geri dönebileceği’ gibi saçma bir fikre sahip olup devrimi karalamaya, kötülemeye, Esad’ın yaptıklarını görmezden gelip bu yeni yönetimin ‘terörizm eğilimli’ olduğu propagandasını yapmaya çalışanlar var. Onlar da tarih öncesinin dinozorları.

SURİYE ÜZERİNE BİR Değerlendirme?
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Analiz Vakti ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.