Saabilik’ten söz edeceğiz bu yazımızda;
“Sızıntı Dini” şeklinde tanımlıyor Ahmet Yozgat Hocamız bu terimi.
Bu yazı Ahmet Yozgat hocamızın 12 Haziran 2020 tarihli bir makalesinden kısaltılıp ve sadeleştirilmek suretiyle alıntı yapılmıştır.
Büyük Ümmetlere sızarak, onların “Yetkin Dinler”ini ifsad eden, bozan, sulandıran bir inanç sistemidir Sabilik!
Babil-İran ve Mısır inanç sistemleri içerisinde;
Maniheizm ve Heretik/Hermetik gibi iç Tarikatlarda, Saabi özelliği taşıyan yönelişler bulunması ile birlikte, asıl işaret edilenin “Hindistan Kültü” olduğunun da altını çizelim, bir kere daha.
Çünkü bu Kültün, inancın;
Babil-İran ve Mısır Kütlerinden farklı olarak, yekpare bir Saabilik yapılanması olup yegane Ritüeli diyebileceğimiz Nirvana’nın, “insan-insan”dan “insan-tanrı” bina etme İnisiyasyonu, Ezoterik Eğitiminin, tam bir “Saabileştirme” metoduyla alakalı olduğunu söyleyebiliriz!
(Nirvana; Yücelme, yükselme..Tanrılaşma..)
Bu anlamda metod;
Reenkarnasyon tekniğini kullanarak, Tanrılaşma sürecini, “Kast Sistemi” içerisinde uygulayagelmekte ve kendi adına başarılı da denilebilir.
Saabiliğin temel imanının;
Ezoterik “Işık Tanrısı” ve onun, “Düşmüş İnsan”daki “Töz”ü, cevheri olduğu malum.
Temel Ritüel de adı olmayan haliyle Işık Tanrının, Sızıntı işleminden ibaret..
Yani Saabiliğin Tanrı anlayışını;
“Sızan Ruh”un ifade ettiğini söylemek istiyoruz. Bu anlamda, “İsimsiz Saabi Tanrı” sızdığı her Dinin kutsalının adıyla anılan bir özelliğe sahip.
Yani Yahudilikte Yahve;
Hıristiyanlıkta Baba ya da Oğul İsa olabilen bir İlah anlayışı söz konusu..
Hatta ve haşa; Müslümanlıkta da “Allah” adıyla anılan bir asalağın kutsallığından söz edilebiliyor!
Saabiliğin adı olmayan Tanrısı gibi, bir Peygamberi de bulunmamakta bu anlayışın.
Doğal olarak, bir ritüeli de yok!
Bu nedenle; sızdıkları her dinin Peygamberini, peygamberleriymiş gibi, ritüellerini de kendi ritüelleriyimiş gibi kabul etmiş görünen bir takiyye hali yaşamakla mükellef Saabiler!
Zaman içinde gelmiş geçmiş her Peygamberin Ümmeti arasına yayılıp Tevhid Dininin dindarlarıymış gibi bir “Takiyye Münafıklığı” içerisinde köşe başlarını tutan Saabi anlayışa, tarih boyunca rastlanagelmiştir.
Her Sızıntı işleminin ardından; Tevhid İnancındaki Takva sahibi bağlıların samimiyetinden istifadeyle;
Onların, inisiye yoluyla ve gönüllü olarak Saabileştirildikleri tarihen sabittir.
Şanı Yüce Allah’ın;
“Son Tevhidi Din İslam”ı koruyacağı vaadinin “Müslümanlığı” Sızıntıdan korumanın vaadi olmalı..
O nedenle diyoruz ya;
15 Temmuz Gecesi; Türkiye’nin üzerine, “İlahi El” bizatihi dokunmuş gibiydi.”
Yani koruma, hissedildi.
Zira o gece, Türkiye; topyekun Saabi Saldırısı altındaydı!
Unutulmamalı ki;
“Tevhid Dininin tek Kutsalı, Şanı Yüce Allah’ın, bizatihi kendisidir!”
“Haniflik ve Sabilik” karşıtlığından hareketle diyebiliriz ki;
Saabilik, “Gayri Haniflik” olup, “Ahad Olmayan Tanrı Anlayışı”na sahip Münafık/Çokyüzlü ve Takiyyeci bir Din anlayışıdır!
Yani en başta ve çoğunlukla, “İhlas’ı Bozan” bir yapı söz konusu;
Bunun yanı sıra, Ritüeli/Ameli tahkim edip çoğaltarak, zihinleri bulandırmakla da meşhurdur!
Ahir zamanda; Saabiliğin, Semavi Dinler olarak bilinen Yahudilik ve Hıristiyanlığın arkasından ve Tevhid’i yeniden bina ve “İhlas”ı ihdas için gelen Müslümanlığı dahi, Saabileştirmek hususunda, sinsi bir tehlike olduğunun öngörüsü ile Kur’an, Sabiilik kavramını literatürüne almış görünüyor.
Ve bu manada; zamanımızın insanın, dikkatini çekiyor!
Çünkü Saabileşmek; belki de en tehlikeli “Münafıklaşmak” olarak tarif edilebilir Müslümanlık açısından.
Bu seviyede bir Münafıklığın bina edilmesinde, Takiyye yöntemi, kolaylaştırıcı bir metod olarak kullanılmakta.
Aynı zamanda Firavunlaşmak ve Müşrikleşmek/Paganlaşmak da Sabiliğin aktivitelerinden biridir!
Vahim olan bu da değil;
Saabi inanç sistemine dahil olan insan, toplum ve hatta uluslar;
Ne Münafıklaştığının,
Ne Firavunlaştığının,
Ve ne de Müşrikleştiğinin farkına varamıyor, vardırılmıyor!
Aksine, “Mümin”leştiğinin sanısı içinde bir “Gaflet” durumu söz konusu Saabi topluluk arasında!
Saabi anlayışın en son, bu itibarla en gelişkin halinin de Fetöcülük olduğu artık ayan beyan ortaya çıkmış durumdadır!
Saabi anlayış; Allah’ın isimlerinden olan “Nur”a karşı “Işık”ı öneriyor kutsuyor
Geçerli olduğu Dönemde, Fetöcülerin, öğrenci evlerinin, “Işık Evleri” olarak sıfatlanmasının nedeni budur işte!
Ve yine söz Fetö’den açılmışken;
Sızıntı Ezoterizminin ya da Saabiliğin ne anlam ifade ettiğini anlamak açısından; Fetö’nün, bağlılarına bir önerisi olmuştu;
Takiyyenin gereği olarak;
“Bulunduğunuz ülkelerin geçerli Dinine uyumanızda bir mahsur yok!”
Yani Türkiye’de namaz kılıyor olmanız çok önemli değil; Almanya’daysanız, “Kilise”ye gidebilirsiniz.
Bunun gibi İsrail’deyseniz, “Havra”ya gitmeniz de bir mahsur yok.
Çin’deyseniz şayet; “Pagot”a giderek o mabetlerin gereğini yerine getirir ve orada geçerli olan halde ibadet edebilirsiniz.
Çünkü adı her ne olursa olsun, Tanrınız bir ve o Işık Tanrısıdır!”
Yani Ezoterik bir “Kollektif Tanrı”dan söz ediyor Fetö, kendi Tanrısından!
İşte, yukarıda sözü geçen “Diyalogçuluk”un temel öğretisi de buydu!
Fetöcülüğün önemli projelerinden olan, “Dinlerarası Diyalog” meselesi, Satan’ın Kıyamet Projesi diyebileceğimiz, tüm “Dinleri Saabilikte Birleştirme Planı”na işaret etmekteydi.
Yani zannedildiği gibi “Diyalogçuluk” İslamı, Hıristiyanlaştırma veya Katolikleştirme değil… Aksine; hem Katolizmi, hem İslam’ı (ve diğer din ve inançları) Saabi potasında eriterek, benzeştirmekti!
2. Binyılın, yani Selçuklu Döneminin, “Kıyamet Tetikleyicileri” ya da o zamanın Binyılcıları olan Tapınakçıların; Saabi inanışında idiler.
İşin garibi; kendilerine, “İsa’nın Yoksul Askerleri” diyen Mabetçiler ya da Tapınakçıların; Saabileşme yöntemini yani Saabi Eğitim Metodunu, Müslüman Batınilerden öğrendikleri biliniyor.
Devrin Saabi Müslümanları, Hasan Sabbah Fedaileriydi yani Haşhaşiler!
Sayıları, yaklaşık otuz küsur olan; Horasan ve Suriye mıntıkasına serpişmiş “Kaleler Devleti”nin Saabi Suikastçileri; Selçuklunun orta yerine sokulmuş Alamut Kulelerinde yaşıyorlardı/saklanıyorlardı.
Selçuklu; hem Sabbahçılara, hem de Tapınakçılara karşı savaşmak durumundaydı.
Bu sebeple Tapınakçılar ve Haşhaşiler ittifak yaptılar.
Bu esnada; İsa’nın Yoksul Askerleri, “Hasan Sabbah Fedaileri” tarafından eğitimdi ve 5 Dereceli bir “Nirvana Eğitim Süreci” sonunda, Tapınakçılık da bir “Ezoterik Saabi Tarikat” halini aldı!
Fakat yine de Takiyye Münafıklığını elden bırakmadı ve Devrin Papasını kandırarak, “Kayrılmış Hristiyan Tarikatı Beratı”nı aldı ve çıkarları için kullandılar.
Amaçları; Katolizm içinde “Paralel İnanç” ve “Paralel Vatikan” kurmaktı!
Papa ve Fransız Kralı, onların bu planını deşifre etti ve bir komployla Tarikatı dağıttı.
Kaçak Tapınakçılar, o günden beri, “Sızıntı Ustaları” olarak başta Masonluk olmak üzere, buldukları her Toplumsal Organizasyona hatta Dinlere ve Devletlere dahi sızarak gizli ve etkin bir “Paralel Dünya” oluşturdu ve İnsanlığa yön verdiler.
Bin yıllık Planlarla “Paralel Kader” biçimlendirmeye dahi kalkıştılar!
Ama günümüzde, duvara toslamış görünüyorlar!
Buna rağmen, inatçılıkları devam ediyor!
Bu günlerde; bekleyip göreceğimiz, kısa bir süreç yaşanmakta olduğunu da da söyleyelim!





















