Siyaset için “Bir toplumsal ticaret türü” dense; siyaset sözlüğüne uzak düşülmüş olmaz. Fakat “Müslüman” toplumlarda bir de bu ticaretin “Helal” olması söz konusudur. Müslüman toplumların hem ürün de hem siyasette “Helal” anlayışı şudur: Alış-veriş yapılan “Müslüman” olmalıdır; Alınan-satılan “Helal” olmalıdır ve üründe/hizmette “Haram katık” olmamalıdır…
Ancak Müslümanların ticaretteki helal kültüründe ciddi bir gevşeklik olduğu gibi; siyaset ticaretinde de ciddi bir “gevşeklik” gözlemlenmektedir…
üründe/hizmette artık “Alan da veren de rızalı” söylemi yeterli görülmektedir; üründeki/hizmetteki “Helallik” oranı pratikte artık odak-sorun konusu değildir. Kuşkusuz bu kültürün oluşmasında siyasetçilerin “Sonuç için herşey mübahtır!… Mübah olan zımni helaldir!…” zihniyeti etkili olmaktadır.
Şimdi bu alış-veriş kültürünü “Marketing” modeli ile nasıl işlediğine dair ana kodları hatırlatalım.
1) Markette çok reyon ve her reyonda çok ürün vardır. Yani ciddi bir ticari hacim vardır ve bu hacimde hem çeşitli iş insanları bundan kazanç elde etmektedir ve de onların şirketinde ekmek yiyen hatırı sayılır çalışanları vardır. Yani biz markete girdiğimizde; gördüğümüz reyonlar demek sektörler demektir; ürünler de aynı zamanda ekmek yiyen işçi insanlar demektir. Bu şu demektir: “Markette ürünlere neden bu kadar zama yapılıyor?!” diye şikayet etseniz bile; bu “Zam” devam eder. Çünkü bundan tüm tedarikçiler ve çalışanlar daha çok kazanır. Yani siz sadece BİM-A-101-ŞOK diye bellemeyin muhatapları… Aksine markette satılan ürünlerin her birinin firması-çalışanı kazanç elde etmektedir bu zamlardan… İşte bunun gibi siyaset ticaretinde de görünen kadro yoktur sadece karşınızda; çok ciddi bir sosyal tabaka bu ticaretten beslenmektedir.
2- Markette ürünlerin çoğunda “ürünün ömrünü uzatan katkı maddeleri” vardır. Siyasettede hizmetler açısından erkliğin/iktidarın ömrünü uzatmak için katkı maddeleri kullanılır. Yalnız ürünlerin ambalajında “son kullanma tarihi” belirtilmek durumdadır. Tüketicinin iade hakkı veya ürünün sağlığı riske etme olasılığının hukuka bağlanması sebebiyledir. Ancak hizmette “son kullanma tarihi” belirtilmez… Bunun sebebi bir tüketici olarak seçmenin hukuk anlayışı ile ilgilidir. O nedenle “şikayet” veya “suç duyurusu” olmadan son kullanma tarihi belirtilmeden ürünler-hizmetler reyonda durur….
3- Büyük marketlerin reyonlara koydukları ürünlerin çoğu, ürünü üreten marka-uygun firma ile ilişkilerinin sonucudur. Bazen bu büyük marketlere ürün satmak isteyen firmalar olur. Fakat çoğu zaman büyükleri ikna edip ürün vermek zordur. Çünkü marketler zinciri aynı zamanda “Ürün tekelciliği/Ürün elitliği” oluşturur. Siyaset ticareti de böyledir. Siyasi erkin büyükleri arasına girmek çok ama çok zordur. “Kapalı devre ticaret” ile “Kapalı devre siyaset” arasındaki en büyük benzerlik ortaya çıkardığı “zengin tabaka”dır.
4- Market çıkışında “Kasa” vardır. Ödeme yaparsınız. Yani aldığınız ürünün/hizmetin bedelini ödersiniz… Genelde marketingde şu özgür cümle vardır: “İşinize gelmiyorsa… almayın!.”. Siyasetin çoğu zaman seçmene ( fakat artık kasaya gelmiş olanlara) tavrı da aynıdır.
Fakat marketing kültüründe bir “odak” noktası daha var ki; asıl dikkat edilmesi, iz sürülmesi gereken bu odak noktasıdır: Markete girenin elindeki “ihtiyaç listesi”dir. Yani markete giren herkesin elinde/zihninde bir “ihtiyaç listesi” vardır. Bu ihtiyacı gidereceği reyon-ürün imkanı varsa; o zaman herkes marketin içindedir. Fakat aldıkları farklıdır. Çoğu zaman cebindeki para ile ihtiyaç listesi arasında “bütçeyi denklemek” vardır.
Nitekim “İktidar Marketi”ne toplumun her kesimi gider. Muhalifler de bu marketten alış veriş yapar. İktidarın şu övgüsü meşhurdur: “Biz de her reyon ve her reyonda her türlü ürün var!…”.
Fakat…
Bu aralar Market içinde bir “serzeniş-homurdanma” var!…
Tıpkı “ürün fiyatlarında fahiş fiyat uygulaması” olduğu üzere yani “enflasyon etiketleri” olduğu gibi; hizmet reyonlarında da aynı “enflasyon fiyatlaması” uygulaması var….
Yıl başında işçi ve emeklilere zama ile Marketlerin zam yapması arasındaki ilişki sebebiyle; CB Erdoğan’ın marketleri suçlaması, denetimi hızlandırması ve tüketiciye “Boykot!…” çağrıları gibi… söylemler; şu riski de getiriyor:
Vatandaş eş zamanı olarak şunu sorma hakkını kendinde görüyor: “Peki siyaset marketindeki pahalılık ( hayat pahalılığının yükünü orta ve dar gelirliye bindirmekle sonuçlanan süreçler) üzere denetimi kim yapacak ve kim boykot edilecek?”.
Kasa’da duranların ( çoğu maaşlı çalışandır; yani siyaset makam sahibidir aynı zamanda) tüketiciye/seçmene “İşine gelirse!…” tavrı içinde olması; zor durumda kalınca “Ben sadece çalışanım / sadece tayin edilmiş siyasetçiyim!…” demesi; yani tüketiciye/seçmene “Bizden alış-verişe mecbursun!..” duruşu göstermesi… bir toplumsal gerçeğe işaret etmektedir.
Türkiye’de “Enflasyon” krizi sadece üründe değil hizmet alanında oluşmuştur. Çifte kavrulmuş enflasyon içinde düşen vatandaş ne yapar?
İki ihtimal var:
Birinci ihtimal: Tüketicilik bir “bağımlı” halidiri; Dolayısıyla alışkanlıklar nedeniyle “söylene söylene” markete devam!… edilecektir.
İkinci ihtimal: “Daha uygun fiyata!” kampanyası ile ortaya çıkan yeni marketler zincirinin piyasaya girmesi ile oluşacak bir “Tepki Marketi” seçeneğinin oluşması…
Hangisi?
Benin gözlemim şu yanda: Fiyatları makul olan market çıkma ihtimali var. Ancak reyonlardaki ürünlerin hemen hemen hepsi aynı fimaların ürünleri olacaktır!…
Biz buna ne diyoruz: “Partiler gelir gider… Fakat kazananlar değişmez!….”. Partiler sadece kasada ödemesini rahat yapan bir müşteri kitlesi oluşturur!…
ANALİZ : Servet Hocaoğulları






















