Dağın eteğinde şehir olmakla; sırtını dağa yaslamak farklı…
Bir de başı dumanlı, karlı olmakla; insanın başının üzerinde taşıdığı dağ olmak çok daha farklı
Bir de “Dağ ozanları” vardır; Halit Erkiletlioğlu ağabey gibi… Ömrünü kültür yolunda “Dağ”lamış!…
İnsanın bana göre iki hikayesi vardır; Madalyonun ön ve arka yüzü gibi. Biri “Din”dir diğeri “Şehir”…
Örneğin; Vahyin genelde bir Dağ hikayesiyle başlaması da ayrıca not düşülmeli…
Tabi tüm mitolojilerin dağın başında salınan bulut gibi olmasını da eklemek lazım…
Erciyes’e gelince….
Onu da Dağ sevdalısı, göz nurunu bu dağa “Hira” kılmış üstadlardan dinlemek lazım.
Geleceğe emanet edilmiş mektuplara ben “Belgesel” diyorum… İşte o mektuplardan birini “Şehir Postacısı” getirmiş. Zafer Geyikçi Yönetmenliğinde yani Posta Pulu ile gelmiş… Var olsunlar.
Araştırmacı yazarlar birer Postacı değil midir; Tarihten gelen ve Tarihin evi şehirlerin kapısını/hafızasını çalan…
Kayseri okumaları yapan bir “talebe” olarak heyecanlandım. Emek vermiş tüm Erciyes sevdalılarına teşekkür ediyoruz….
Tabi Halit Erkiletlioğlu gibi duayenlerden ayrıca dinlemek lazım; Erciyesi… Çünkü “Canlı Erciyes” tadı veriyor…






















