2025-07-11 | Yazar Analiz: Servet Hocaoğulları
“Silahı Bırak Kalemi Eline Al!” – CB Erdoğan’ın Tarihi Konuşması Öncesi Perde Arkası
Aslında Öcalan’ın yayınlanan videoda okuduğu metinde neden silah bırakıldığı ve sonraki aşamada nelerin olacağı tek tek anlatılmış. Fakat “PKK kendini fes etti ve silah bıraktı!” kadrajında “Donuklaştırılmış algı” stratejisi yürütüldüğünden; İstihbarat zekası hariç kimse başından beri Öcalan’ın okuduğu metinlerin izini sürmüyor. Oysa yarın CB Erdoğan’ın yapacağı tarihi konuşmanın tüm ana kodları Öcalan’ın videosunda zaten var. Çünkü metinler devlet aklının görev verdiği aynı masa/klavye/diplomasiden çıkıyor. Gelin “Malumu ilan” olacak metnin kodlarını birlikte hatırlayalım. Hatırlayalım ki; bu topraklarda neler yaşanacağını öngörelim!
İlk Süreçten Bugüne Ne Değişti?
Önceki çözüm sürecinin “PİK” yaptığı iklimde; Pervari/Siirt’teydim. O günlerde bölgenin konuştuğu ve özelde görüşme imkanı bulduğum tarafların ortak ufku ile “Halk söylemi”nin birebir kaydı yapılsa; Öcalan’ın videosundaki metin olurdu. Dolayısıyla kritik soru şudur: İlk çözüm süreci ile şimdi/mevcut sürecin arasındaki sürede ne değişmiş olabilir? Ve bölgenin durumu dikkate alındığında önceki süreçten ne çıkarıldı ve ne eklendi? Daha keskin bir cümle kuralım: Önceki süreçte “İç Cephe” eksenli bir “İç politikada uzlaşma” merkezde idi de; Yani “Aile içi meseleler” dili hakim oldu da; Şimdiki süreçte acaba “Uluslararası Diplomasi” ve “Dış Cephe Müttefikliği” gibi çok yönlü/çeşitlenmiş bir strateji mi var?!…
Öcalan’ın Çağrısı ve Yeni Hedefler
Örneğin; Kuzey Suriye-Kuzey Irak- Kuzey İran hattında olan; Yani Türkiye’nin güney sınırını bir uçtan bir uca kateden hattaki “Kürt” gerçekliğinde hangi plan işletiliyor? Öcalan videosunda (Türk Devlet Aklının Suflörlüğünde tabi) bu soruya öz olarak şu cümle ile cevap veriyor:
“Silahlı mücadeleden ve devrimci kürt hareketinden maksat olan, nihai hedef olan Ulus devlet hedefinden vazgeçilmiş olsa da; silahlı mücadeleden ilk amaç olan Kürt gerçeğini kabul ettirmek ve barış temelli toplumda kürtlerin varlığını eşit muhataplıkta kılmaktı. Bu gerçekleşti. Şimdi bu muhataplığın felsefi, politik altyapısını hızla müzakere etmek ve barış temelli toplum yolunda etkinleştirmek gerekiyor!”
Yani Öcalan özetle diyor ki; “Silah tutan eller, silahı bıraksın ve hızla eller kalem tutsun!”.
Kalemi Kim Tutacak: Kandil mi, Avrupa Diasporası mı?
Peki kalemi kim tutacak? Kandildekiler mi? Hayır! Şahsi gözlemimdir: Avrupa Kürt diasporası!… Yani DEM’in Avrupa ayağı.
İlk çözüm sürecinde ve o dönemin ilk seçimlerinde PKK’nın üçüncü nesli Türkiye’de idi!… “Ne varsa mecliste söyleyin!…” aşamasına getirilen bu durumda; Anayasa başta olmak üzere her konuda “Mermiden daha delici!…” gündemler fırtınasına gireceğiz. Yani “akıl tokuşturması” süreci başladı.
Tabi, Türk devlet aklı “akıl akıldan üstündür!” şiarına inanmaz. Çünkü devlet kendine muadil veya üstün akıl kabul etse; zaten o devlet kalmaz!… O zaman bu şu demek: Devlet aslında elini silaha götürene “Akıllı ol!…” der sadece. O zaman Öcalan’ın videosunda yaptığı çağrıda konu ettiği “Kürt farkındalığı kabulü içinde devrimin felsefi, fikri altyapısının hızla müzakere edilmesi ve yola devam edilmesi” çağrısının muhatabı Kandil değil ise; o zaman kim?
Bence; Ayrılıkçı hareketin elli yılı aşkındır aktif olan ideolojik, kültürel, enformatik ve siyasi kanadı. Bence burada muhatap PKK’nın Avrupa’daki üçüncü nesli. “Sırtını PKK’ya yaslayanlar” dan sırtını “Avrupa Kürt diasporasına” yaslayanlar oyuna dahil edilecek. Çünkü çözüm sürecinde Türkiye’ye gelen ve seçim kampanyalarında aktif rol alan bu üçüncü nesil; şu an mevcut DEM partisinin de aklı!….
Kritik ip ucu hatırlatması: Önceki çözüm sürecinde PKK’nın Avrupa ayağının ülkemizdeki rolünün izi sürülürse anlatmaya çalıştığımız tablo daha net anlaşılacaktır…
İktidarın Politik Hamlesi ve Devlet Aklı
Ancak; CB Erdoğan ise, bundan sonraki süreç nasıl oluşursa oluşsun; kim hangi analizi yaparsa yapsın; “PKK’ya silah bıraktıran iktidar ve İttifak biziz!…” politik avansını sonuna kadar kullanacak. Yani “Terörsüz Türkiye” pratiğinin iç politikada estireceği rüzgarı iktidarın tahkimi için kullanacak/yönetecek. Hakkı da… Çünkü önceki çözüm sürecini işletme cesareti de göstermişti. Her ne kadar ilk süreç “Devlet aklı”ndan daha çok “Devlet aklının hükümeti öne sürerek test etmesi” olsa da; sonuç da: mimarı Erdoğan’dı. Şimdi de Bahçeli ile birlikte “Devlet aklının verdiği roller gereği” süreci itina ile yürütüyorlar.
Asıl Soru: Kuzey Suriye Denklemi ve ABD’nin Rolü
Geriye tek soru kalıyor ve asıl perde arkası oyuncular burada! diyeceğimiz başat bir gündem var: Kuzey Suriye’deki Kürtler!
Soru şu: Öcalan “Ulus devlet” hedefinden vazgeçtiğini söylüyor; ancak, ABD son on yıldır “Kürtlerin artık bir Ulus Devlet kurma zamanı geldi! Şartlar hazır!” stratejisi ve diplomasisi vardı! Acaba ABD de bu stratejiden vaz mı geçti!…
Kuzey Suriye’deki “Ayrılıkçı Kürtler ve ABD destekli Kürtçü Milisler” ne olacak? Daha keskin bir cümle kuralım: Kuzey Suriye’deki Kürtler konusu netleştimi ki; Öcalan’ın videosu ve sayın CB Erdoğan’ın tarihi konuşması ile “yeni bir sayfa” açılmış olsun!
Kim bilir belki de Trump-Erdoğan arasında kuzey Suriye’deki kürtler konusu da bir çözüme/denkleme ulaştı ve biz sadece “Silah bırakan PKK” ile değil “Ulus Devlet” fikrinden, şartlar gereği, vazgeçmiş bir “Ertelenmiş Kürdistan aklı” ile karşı karşıyayız!…
Sahi Trump-Erdoğan arasında bir mutabakat oldu mu?
Bir Hatıramın Işığında Sürecin Deşifresi
Aslen Pervari/Siirt’liyim. Çocukken “TSK’ya ait bir helikopter Pervari semalarında seyredecektir!” anonsu geçilir; biz de Siirt’ten dürbün ve fotoğraf makinesi sipariş ederdik. Helikopter seyir hâlindeyken dürbünle izler; “Buraya!” ısrarı üzerine helikopter durduğumuz evin damına yanaşır, bize fotoğraf çekme imkânı verirdi.
Çözüm Sürecinde Bir Anı
Çözüm sürecinin oldu/olacak eşiğinde ailece Pervari’deydik. Helikopter sesi duyunca eski günleri hatırladım. Balkona çıkıp fotoğraf makinemi çantamdan çıkarmam, objektifi helikoptere yöneltmem ve Skorsky helikopterden bir askerin namluyu bana uzatmasıyla fotoğraf makinemi elden bırakmam bir oldu! Anladım ki hem helikopterin türü değişmiş hem de “hatıra fotoğrafı” çekmek artık bir güvenlik işi olmuş. Zaten olacağı kestirdim; aşağıya inmemle kapıda beyaz bir araçla beni bekleyen emniyet mensuplarıyla karşılaşmam bir oldu. “Pervari’ye hoş geldiniz!” diyen sivil görevliye “Siz de hoş geldiniz!” deyince bakışma sonrası kimliğimi ibraz etmek durumunda kaldım.
Soyadımla bana seslenerek Pervari’nin yerlisi olan akrabalarımı sordu bana. Çünkü 41 yıldır PKK ile mücadele eden geniş bir ailenin ferdiydim. “Bir dakika arayla hayattasın!” diyerek karşıda bana çevrilmiş Emniyet Müdürlüğünün kapısındaki kum torbaları üzerinde konuşlanmış görevliyi gösterdi. Meğer tam bir yıl önce PKK benim çıktığım balkonun altından/sokak köşesinden karakola saldırmış. Nazikçe tanıştık ve birkaç saat misafir edildim emniyette. Botan bölgesi koordinatörü olan bir albay ile “çözüm süreci üzerine müzakereler” hasbihâl etme imkânı buldum. O gün benim için “çözüm sürecinin kara kutusunun deşifre edilmesine tanıklık” gibiydi! O kadar özel ve o kadar kritik notlar vardı.
Geçmiş ve Bugün Arasındaki Kusursuz Uyum
O gün müzakere edilen strateji ve onun Suriye ile ilişkisi bağlamındaki olası anlaşmalar ile bugün yaşananlar arasında asla yedi farkı bulamazsınız. Tam aksine kalınan yerden devam ediliyor. Yani o günlerde dinlediklerim, tanık olduklarım “izlerken kopan film” gibiydi! “Makinist!” seslenişleri sonrası kopan yerin onarılmasıyla filmin devam etmesi gibi. Film kaldığı yerden devam ediyor aslında.
Ancak benden alınan söz gereği, özel durumlar haricinde o gün müzakere edilen PKK-Suriye denkleminin ana kodlarının bir kısmını burada paylaşayım. Çünkü yarın Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşma kodları, birebir geçmişte Pervari’de yapılmış müzakerenin kodlarıyla “kusursuz uyum” içinde olacak/kalacak!
Erdoğan’ın Konuşma Kodları ve Çözüm Süreci Anıları
1. Esed’in Devrilmesi ve Öcalan Çağrısı: Birleşik Strateji
Ecevit’in “Apo’yu neden teslim ettiler, anlamadım!” merakını gideren cümleyi Pervari’de o gün öğrenmiştim: ABD’nin “PKK’yı teslim edeyim; ancak karşılığında ve öncelikle Suriye’de Esed’i devir ve Suriye içine NATO adına gir!” teklifine karşılık Hükümetin/Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Önce PKK’yı feshedelim; sonra Esed’i devirmek için NATO adına gireyim!” öngörüsü süreci kilitledi. ABD’nin ısrarla “Önce gir; devir! Sonra PKK’yı feshedelim!” ısrarına karşılık “Hayır! Önce fesh et! Sonra girerim!” ikilemi sürecin sonuçlanmamasının ilk-ana nedeniydi. Gelinen nokta ise şimdi şu oldu: İkisi eş zamanlı yapıldı/yapılıyor.
Dolayısıyla Esed’in devrilmesi ile Öcalan çağrısı “birleşik kaplar” gibi “birleşik strateji” sonucudur. Ahmed El-Şara’nın Şam’a giriş koridoru ile PKK’nın o koridordan tasfiyesi bir bütünün parçasıdır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan yarın şu cümleyi kuracaktır: “Türkiye bölgesel barış ve güç olma yolunda 41 yıldır ayağında pranga olan ve hem Türklere hem Kürtlere zarar veren terör sorununu çözmüştür; terörsüz Türkiye yolunda büyük bir adım atılmıştır. Kürtlerin geleceği ile Türklerin geleceği tarihte olduğu üzere birlikte ve Türkiye’nin üniter yapısını, ulus kimliğini yaşatmakla mümkündür. Bölgedeki tüm Kürtlerin ‘Garantör Devleti Türkiye’dir!’ Terörsüz Türkiye yolunda Kürtler-Türkler el ele bölgesel güç ve zenginlik noktasında yeni bir sayfa açmıştır! Şimdi Türkiye Yüzyılı’na iç cepheyi güçlendirerek birlikte yürüyeceğiz!”
2. Siirt’teki Üç Arkadaşın Müzakeresi ve Siyasal Duruş
Ortaokulda sıra arkadaşı olan üç kişi Siirt’te buluşur çözüm sürecinde. Biri dağa çıkmış PKK’lı olmuş; diğeri Avrupa’da yaşamış HDP’li olmuş; üçüncüsü de Özal döneminde ihdas edilmiş koruyucu ailelerden birinin torunu ve politik olarak AK Parti’ye oy vermiş, devlet milliyetçisi bir Kürt!
PKK’lı olan “Bütün kazanımlar sayemizde! Dolayısıyla normalleşme durumunda ‘yönetici olmak’ hakkı bizde! Dağdan ineriz; ancak yerel yönetimlerde yönetici oluruz!” diye ısrar ederken; Avrupa’da okuyan genç “Üç yabancı dil biliyorum, yüksek mühendisim; çözüm sonrası ülkeme, toprağıma dönme kararım var! Sen mi beni yöneteceksin!” serzenişinde bulunur. Üçüncü genç ise “Bu tarihi finali biz iktidar olarak risk alarak inşa ettik; birlikte etkin, bağımsız, güçlü Türkiye için el ele verelim! Bölgesel güç olmada paydaş kalalım!” der.
Yarın Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan bu üç gencin müzakeresini politik duruşa şu cümlelerle çevirecek: “Etrafımızda çok büyük oyunlar oynanıyor. Halklar barış ve kalkınma içinde geleceklerini yaşamak yerine masum insanların öldüğü ve kimseye faydası olmayan iç-dış savaşlar yaşıyor! Bu büyük oyunları bozmak ve bölgeye barış getirmek için tarihi bir adım atılıyor ve artık terörden bir şey elde edilmeyeceği anlaşılmıştır; artık silahla değil siyasetle, demokratik katılımla ve bölgedeki halkların zenginliği için birlikte hareket edecek kardeşliği tesis etmeliyiz. Bu yolda provokasyonlardan uzak durmalıyız. Artık PKK’nın silaha sarılma gerekçelerinin hiçbir karşılığı kalmamıştır. Çözüm demokraside ve Türkiye’nin ve hatta Suriye’nin üniter yapısını yaşatmaktadır. Halkların zenginliği için barış ve kardeşlik gerekir. Olan da budur!”
3. Yasal Düzenlemeler ve Yeni Anayasa İhtiyacı
Çözüm süreci döneminde “suça bulaşmamışların affı ve hatta yasal hakların verilmesi için yasal düzenleme” gündemi olmuştu. Pervari’de beni gülümseten bir halk esprisi de yapılıyordu: Bazı gençler “Belki biz de görev alırız! Suça bulaşmadan, kısa süreliğine biz de dağa çıkıp sonra teslim olalım!” diye günübirlik kaçamaklar yapıyorlardı. Yani şuydu gündem: Öcalan’ın çıkması süreci büyük tartışmalara iteceğinden bu seçeneği zamana bırakıp; sadece Kandil’dekiler değil, sırtını Kandil’e yaslayan “terörle iltisaklı” herkesin affedileceği ve sicilinin temizleneceği bir yasal düzenleme gündeme getirilmişti. Bunun için en kritik hamle “Terör Yasası”nı değiştirmekti. Pervari’de ve Siirt’te “Anayasal düzenleme” üzerine birçok müzakereye tanık oldum.
Yarın Cumhurbaşkanı Erdoğan çözüm sürecindeki “yasa hazırlığı”na ilişkin o günlerdeki müzakere turlarını şu cümle ile güncelleyecektir: “Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var. Kuşkusuz terörsüz Türkiye yolunda gerekli yasal düzenlemeler için TBMM çatısı altında bir komisyon kurulacak ve hızla çalışmalarına başlayacak. Terör Yasası’nda da gerekli düzenlemeler yapılacaktır. Artık her türlü fikir TBMM kürsüsünde özgürce ifade edilebilecektir. Varsa bir ihtiyaç, sorun, reform artık demokrasi içinde çözülecektir.”
4. Tavuk-Yumurta İkilemi ve Kuzey Suriye
Sohbet ettiğim Botan bölge koordinatörü görevli sohbet koyulaşınca bana takılmıştı: “Ben ulusalcı, Kemalist biriyim! AK Parti’ye hiç oy vermedim. Erdoğan’dan da kişisel olarak haz etmem! Ancak bu süreç tamamlanabilirse ki ihtimali yüksek, o zaman muhafazakârların Atatürk’ü olur!” demişti. Ben de çözüm sürecinin tamamlanmama riski nedir? diye sormuştum. Verdiği cevap şuydu: “Önce PKK feshi ardından Suriye’ye girmek mi; yoksa önce Suriye’ye girmek ardından PKK’nın feshi mi?” ikilemi çözülmedi. “Tavuk-yumurta” ikilemi var. Fakat horoz olan bu işi bitirir!” demişti. Ve bana “Sor bakalım kendine; PKK neden Kuzey Suriye’ye götürülüyor!” demişti.
Bu cümlelerin aksisedasını yarın Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan şu mesajla duyacağız: “Senin teröristin benim teröristim olmaz! Terör terördür! Terörün her türlüsü reddedilmelidir. Halkların geleceği ‘tek devlet-tek vatan-tek bayrak-tek millet’ bilincinde ve mutabakatındadır. Türkiye PKK’nın feshi ile üniter-ulusal yapısını koruyacağını ispatlamıştır. PKK’nın kendini feshetmesi hem doğrudur hem de kaçınılmazdı, çünkü devlet kararlıydı! Aynı şekilde Suriye’nin de üniter/ulusal yapısı korunmak zorundadır. Türkiye Kuzey Suriye’de Suriye devletinin üniter yapısını tehdit edecek hiçbir oluşuma, eyleme izin vermez. Bu noktada Suriye hükümeti ile iş birliğimiz var ve ilerleteceğiz! Dolayısıyla sorun bitmedikçe ve Suriye hükümeti talep etmedikçe Kuzey Suriye’den çekilmeyeceğiz! Emin olduğumuz zaman aşama aşama çekilebiliriz!”
5. Kardeşlik Çağrısı ve DEM ile Süreç
“Apo’yu verenlerin planı işliyor!” demiş ve sormuştum “ABD Kuzey Suriye’de butik devlet kurar mı?!” diye. Botan bölge sorumlusu görevlinin cevabı ilginçti: “Türkiye izin vermez ve hatta ABD’ye rağmen Suriye’ye girer! Fakat iş çok uzar! Erdoğan’ın iktidarının ömrü yetmeyebilir!” ve eklemişti: “Biz Pervari’de halkı korumuyoruz sadece; Pervari halkı da bizi koruyor! Halk bizi korumasa buralarda büyük acılar yaşanırdı! Kardeşliğimiz sağlam! Bak ben bile ailemi bir Kürt koçere (Kürt yörüğe verilen isim) teslim ediyorum!” demişti.
Yarın Cumhurbaşkanı Erdoğan şu cümlelerle çağrı yapacaktır: “Tarihi bir gün yaşıyoruz! Artık silah yok! Terör yok! Kardeşim var! Bin yıldır Kürtlerle Türklerin kardeşliği gibi. Şimdi el ele verip sorunlarımızı hızla çözmenin, kalkınmanın, bölgesel güç olmanın zamanıdır. Bu süreci sabote etmek isteyenlere izin vermeyeceğiz! Muhalefetin bu süreci itibarsızlaştırmasına izin vermeyeceğiz! DEM ile yürüttüğümüz olumlu süreci hızlandıracağız!”
Kürt Farkındalığı ve Gelecek
Son olarak; çözüm süreci günlerinde AK Parti’nin kurucuları olan ailelerle sohbetimde sormuştum: “Çözüm süreci ne demek?” diye; iki kritik cevap almıştım: Bölgesel güç olmak! ve Kürt farkındalığının ve bu farkındalığın barış için katkısının yükselen dönemi!
Bu son cümleden anlamıştım ki bölgede AK Parti’nin oyları hızla düşecek ve HDP yükselecek! Çünkü oy verme iradesinin yönelimine işaretti bu: Kürt olmak farkındalığı!
PKK ile mücadele etmiş tüm Kürtlerin de çözüm sürecinde ortak psikolojisiydi: Kürt olmak farkındalığı!
İşte PKK bu farkındalığın kendisine hizmet edeceğinden emindi. Her türlü stratejiyi, taktiği kullandı. Ancak sonuç alamadı. Çünkü “Kürt olmak farkındalığı” aslında bir “kültürel kimlik” enerjisiydi; değilse Türkiye’yi bölecek bir politik kırılma/fay hattı değildi!
Zaten Öcalan yayınlanan videoda ne diyordu: “Ulus devlet talebinin anlamsızlığını bir kere daha belirtiyorum. Ancak maksat hasıl olmuş ve Kürt farkındalığı oluşmuştur. Şimdi bunun felsefi, sosyolojik altyapısı için gerekli olan demokratik çaba verilerek yola devam etmeliyiz! Fesih kararı her şey hesaplanarak verilmiştir! Yoldaşlarım bundan emin olsunlar!”
İşte çözüm sürecindeyken Pervari ve Siirt’te Öcalan’ın bu videoda söylediği altyapı için gerekli kıvama gelmiş bir nesil vardı/gördüm: Avrupa’da yaşayan “Kürt farkındalığını Kürtçülük ideolojisine dönüştürülmesi” üzerine çalışan üçüncü nesildi bunlar!
Bu şu demek: “PKK’sız DEM” beklendiği üzere büyüyecek! Fakat üniter devlete entegre olarak!
Risk Var Mı?
Risk var mı?
Yazar Analiz: Servet Hocaoğulları



