“Bu100denTürkiye” Müzakerelerimiz devam ediyor.
ŞEHR-İ RAMAZAN MAHYASI: YENİ’DEN BAŞLAT!
BURSA İÇİN YENİ’DEN BAŞLAT!…
Bursa’nın geleceği geçmişinden ilham alamıyor. Bursa yerel yönetim KARNEsi ortada. Bursa “Osmalıyı kuran şehir” hafızasını kaybetti. Anadolu geleneğinde olan “Şehr-i Emin” yerini tipik modern huylu “kentlerin CEO’su” diyeceğimiz “Kariyerist Başkan”lara bıraktı.
Şehir yok edildi; yerine Kent ( Kapital/Rant Lobiciliği) yerleşti. İnsana ve hayata düşman kentleşme süreci ondan çıkar elde eden bir azınlık tarafından ısrarla sürdürüldü. “İnsanı yaşatki devlet yaşasın!” şiarı “Beni yaşat ki ben de seni yaşatayım!” örgütlenmesine evrildi. “Beytül Mal” sözlüğü “Beytimin malı” programına oturtuldu. Ve kentler kapital piramitler; kentliler de “taş/oy taşıyan kölelere” dönüştürüldü. Neden?
Bu trajedinin iki ana sebebi var:
Birincisi; Şehir ve Kent arasındaki ayırım/fark unutturuldu. Şehir öldürüldü ve Kentleşme yüceltildi.
İkincisi; Şehri Emin yani “İnsan bilgesi ve hizmetlisi” yerini “Kariyerist Politikacılara” bıraktı!…
Kentleşmenin ve Kariyeristliğin dibi/ist’i İstanbul oldu. CHP öncülüğündeki Yerel Yönetim modeli İstanbul’u alınca; “Şehri” yok ettiler ve yerine “Kentleşmeyi” yücelten rantçılığı getirdiler.
Ardından büyük yolsuzluklar yaptılar, çarpık kentleşmenin piri oldular ve varoşlarda metruk hayatlar yaşayan kitleleri sömürdüler/aldattılar… Çamur akan sular, çamurdan akan sokaklar ve çamurlaşmış ilişkiler… yığını oldu İstanbul. O dönemlerde;
Şehir’den anlayan Şehri kollayan bir görüş vardı: Milli Görüş. Ardından gelen ilk adım. Refah Belediyeciliği. Ve tabi öncüsü ve somut ispatlı örnekliği olarak; Erdoğan’ın İstanbul sevdası ve hizmeti. Erdoğan’ın 24 yıldır iktidarda tutan “Hafızadaki adam” sermayesidir… Erdoğan 24 yıldır “Şehirli” olarak bellendi/belletildi.
Zaten Erdoğan iki konu/gündem olunca tereddütsüz seçiliyordu: Devlet için Beka; İnsan için Şehir!
Muhalefetin de çözemediği iki gündemdi bu. Çünkü muhalefet konu Devlet olunca Küreselci; Konu insan olunca Kentleşmeciydi. Çünkü Küreselcilik ve Kentleşme Kapitalizm kuşunun iki kanadı idi. Muhalefetin mayasında hep Kapitalizm vardı. “Anti kapilaist!” ve “anti emperyalist!” olduklarını söyleseler de; pratikte küreselci ve kentleşmeci idiler.
Ve derken; Çok sular aktı köprü altından… AK Parti içinde Küreselciler ve Kentleşmeciler oluştu/döllendi. Ak Parti “taşıyıcı anne” yapıldı ve önce “Devlet” ardından “Şehir” düşmanı bir güruh/politik kariyerci sürü(m) oluştu parti içinde!.
Ve yükseldiler… Binalarla birlikte yükseldiler! Erdoğan’a diklenmeden “Dikeyleşme”nin formülünü buldular!
“İnşaat ekonominin lokomotifidir!”gerçekliğini/olgusallığını “Lokomotifin makinisti biziz!” diyen yorumlayan/konuşlanan “özellikli “Dikeyci” lobiciler” türedi. Ve yükseldiler… yükselen binalarla! Fakat oylar orantılı yükselmedi!… Onlar yükseldikçe; Oylar düşüşe geçti!…
“Oylar neden düşüşte; sizler neden yükselişte oldunuz!” diye sorulduğunda; çok net cevap verdiler: “Bu bize Allah’tan ikram!…” Yani kendilerini ve kaderlerini yücelttiler!… Halkın durumunu sorduğunuzda “Cepler para dolar! Oylar bize akar!” diye bir karınca duasından söz açtılar.
CB Erdoğan “Partiyi ticarete çevirenler var; kabul edilemez!… Bursası “Dava” partisi…” dese de; İkna edemedi bu yola düşenleri, Nitekim “Recep Tayyip Erdoğan sen çok yaşa!…” diye en çok bağıranlar; sesini yükseltenler yine onlar oldular!…Binalarıyla beraber yükselmeye devam ettiler!.
CB Erdoğan “Diklenmeden dik durmak!” dedikçe; İsrail’e “One Minute!” dedikçe; onlar “Diklenmeden “Dikey” durmak!” diye anladılar ve uyguladılar; Kentin her yerinden görülen “Gök/Delen” sahipleri oldular. Halk mı? Onlar için “Ceplerine para konulunca; susarlar!…” diye tarif ettiler. Halkı susturamadılar; çünkü cepleri dolduramadılar!… Onların cebi mi; Onlar çok zekice cevap verdiler: Biz Erdoğan CEP’hesiyiz!”..
Sonra bir iç tartışma başladı AK Partide: AK Partililer ve AKP’liler!… Ha değişti… Ha yenilendi… derken; bugünlere gelindi. Oysa teşhis yanlıştı bize göre. AK Partide bir AKP sorunu yoktu. Bir Kentleşme şehveti sorunu vardı.
Oysa tartışmanın ve teşhisin odağı belliydi; Karar vermek gerekiyordu: Şehir mi Kent mi? diye.
Mesela: Bursa!
Konu “Şehir” olunca pür dikkat dinlenilmesi gerek; “Şehri kuran; Şehrin kurduğu Bursa” diye…
Bursa’yı kuran Orhangazi’nin Şehri nerede… kaldı; Eşi Nilüferin adını taşıyan bir Kent olan Nilüfer ilçesi nerelere vardı?…
Bir inkarın acınası romanı gibi!
Nilüfer İlçesi “Şehir” mi oldu ki; “Büyük Şehir”in geleceğinden beklenti içine gireceksin. Örneğin dünyada “Şehir nasıl kurulur!” diye kurucu dersler veren Bursa’dan geriye ne kaldı ki bize; Bursa’nın bir gün şehir olacağı umudunu taşıyalım!…
Bir de Milli Görüş’ün sicili var tabi bu şehirde. Hangi yönden Bursa’ya girsen hemen fark edilen “Dikey” zihniyetin sembolü var!… Kentleşmenin kötü bir heykeli gibi duran! Hani önce “Şehri görelim!” diye önü açılan; sonra tüm şehirden görülmesin diye önüne betondan gök-perde konulan!… Zekice!
Ve “Men teşebbehe bi Kavmin fe Hüve minhu” asıldı her Şehrin gökyüzüne böylece; Karınca duası diye belki de! veya Şehrin ayetel kürsileri vardı eskiden. Şimdi Kentlere girişte Taç kapı diye “Dikey”leşmiş ikonları var Mili (!) görüşlerden.
Ve benzeşti her şey ve herkes için partilerin tümü Kentlerde. Muhalefet ile iktidarın değişmez/sarsılmaz tek ittifakı vardı zaten geçmişte ve hep korundu bu ittifak gelecekle: Kentleşme!
Kentleşme bir “Kapitalleşme” kooperatifçiliğidir. Partiler üstü becerisi vardır!…
Şehir mi? Sahi o neydi?
Sanırım bir yanlış anlama var: Şehir deyince “Turistik Tarihi Kültür Miras Bölgesi” anlaşıldı nedense. Tıpkı Ramazan anlayışımız gibi.
Hani Kur’an ayı iken önce Oruç ayına; sonra Oruçtan İftar sofralarına ve derken İftar şölenlerine dönmesi gibi…
Oysa Ramazan demek kendin için, kendine “Yeni’den başlat!” tuşuna basmaktı. “Ey iman edenler! İman edin!” emri gibi. Biz ne yaptık Ramazanlarda; Yeni’den başlat tuşuna basmak yerine ; Masa üstünü/Kulluk masasını donatan yeni progmlar/eğlenceler/uydurulmuş dindarlık uygulamaları yükledik…
Tıpkı Şehirleri de aynı yüklemelerle/kirleterek(çıkarlaştırarak) öldürmemiz gibi!… Şehir de öldü ellerimizde Ramazan da!
Ne ilginç, ne ironi ne yaman çelişki değil mi: Mahyamızı da yazdık:
Ya Şehr-i Ramazan!
Şehir ve Ramazan arasındaki varoluşsal ilişkiyi anlatan bu terkibi bile; Şehri ayrı Ramazan’ı ayrı yazdık ve sonra Kirlettik!/Tükettik.
Ramazan ayında günahlar affediliyor ya; İşte sana büyük günahlardan örnekler!
Sahi “Şehr” bir de “Zaman” demekti ya!… Hani Ahmed Hamdi Tanpınar’ın meşhur “Bursa’da Zaman” şiirindeki ruh gibi!
Şimdiler de mi? Zaman oldu: Vakit; O da olduruldu: “Vakit demek Nakit demek!”. Zekice!
Madem ki Ramazan bize “Yeni’den başlat!” diyor; o zaman “Şehir gelsin Kentler gitsin!” için de “Yeni’den başlat!” tuuna basmak lazım!…
Değilse… hep söyleriz. İktidar “Yeni’den başlat!” tuşuna basmadığı için kaybedecek/kaaybediyor!…
Muhalefet mi; onların kafası karışık; iktidara gelmek için küresel güçlerle beraber bütün tuşlara aynı anda basıyorlar!… O nedenle bir türlü “Yeni’den başlat” çalışmıyor; Masa üstleri süreki doluyor!
Oysa tuş tek: Yeni’den başlat!
Ve ardından çağrını yap: “Bana Şehr-i Anlat!”.






















