Özgür Özel’in Siyasi Söylemi: Çizmeyi Aşan İfadeler ve Tutarsızlıklar
Son dönemde CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in siyasi üslubunda gözle görülür bir sertleşme yaşanıyor. Partisindeki iç sorunlar ve tartışmalar devam ederken, Özel’in özellikle yargı mensuplarını ve Sayın Cumhurbaşkanı’nı hedef alan açıklamaları kamuoyunda tepkiyle karşılanıyor. Ankara Başsavcısına teşekkür ederken dahi İstanbul Başsavcısına yönelik eleştirilerde bulunması, kullandığı dilin ne denli kutuplaştırıcı olduğunun bir göstergesi. Ancak bu durum, sergilediği tutarsızlıkları ve ağır ithamları göz ardı etmemizi gerektirmez. Sayın Cumhurbaşkanı’na ve hukuk sistemimize yönelik hadsiz ve ölçüsüz ifadeleri, bu eleştiriyi kaleme almamızı zorunlu kılmıştır. İşlenen suçlara dair kanıtlar bu kadar açıkken, ısrarla “siyasi operasyon” iddiasının arkasına sığınması ve bunu yaparken kullandığı tehdit dili kabul edilemez. Bu tür ifadelerin siyasi ve hukuki sonuçları olacağı açıktır.
Tehlikeli Söylemlerin ve Cüretin Kaynağı Nedir?
Özgür Özel’in bu denli pervasız ve kabadayı bir üslup kullanmasının ardındaki motivasyon merak konusudur. Hangi güce veya çevreye güvenerek bu kadar tehlikeli sularda yüzdüğü ve toplumu gerebilecek sözler sarf ettiği anlaşılamamaktadır. Siyasi bir liderin, yapıcı eleştiri sınırlarını aşarak hakaret ve tehdit diline başvurması, siyasetin kalitesini düşürmektedir. “Millete güveniyorum” savunması ise inandırıcılıktan uzaktır; zira bahsettiği kitlenin, 15 Temmuz gecesi vatanı için sokağa dökülen kahramanlarla aynı ruhu taşımadığı ortadadır. Aksi takdirde, Nasrettin Hoca fıkrasında olduğu gibi, kendisini gaza getirenler tarafından yalnız bırakılması kaçınılmaz olacaktır.
Hukuk Önünde Hesap Verme Zamanı
Nitekim bu hadsizliğin cevapsız kalmadığı görülmektedir. Özel hakkında hem ceza hem de tazminat davası açılmış olması, hukukun üstünlüğü ilkesinin bir gereğidir. Herkesin konumunu ve hukuk çerçevesindeki sınırlarını bilmesi gerekir. Ancak açılan davalar dahi, sarf edilen ağır sözlerin toplum vicdanında açtığı yarayı kapatmaya yetmemektedir. Bu ülke sahipsiz değildir ve kimsenin güvendiği dağlara sonsuza dek kar yağmayacağı unutulmamalıdır.
15 Temmuz Ruhu ve “Sokağa Çağrı” Tehdidi
Birkaç gün sonra 15 Temmuz hain darbe girişiminin yıl dönümü. Böyle bir atmosferde, Özgür Özel’in kendi kitlesini sokağa çağırmakla tehdit etmesi son derece talihsiz bir açıklamadır. Unutulmamalıdır ki, gerçek bir sokağa çağrı, Sayın Cumhurbaşkanı’nın 15 Temmuz gecesi milletini meydanlara davet etmesi gibi olur. Meydanları boş sanarak sokağa çağırdıkları kitle, o karanlık gecede bankamatik kuyruklarındaydı. Türk halkı, yolsuzluk iddialarını veya haksızlıkları savunmak adına yapılan bir sokağa çıkma çağrısına asla itibar etmez. Bu tür çağrılar, ancak “nerede karışıklık, biz oradayız” diyen marjinal grupları harekete geçirir ki, güvenlik güçlerimiz Allah’ın izniyle onlarla başa çıkacak kudrettedir.
Halk ancak vatanına, güvenliğine, geleceğine ve iradesine bir tehdit hissettiğinde, şehit olmayı göze alarak sokağa dökülür. Bunun en canlı örneği 15 Temmuz’da yaşanmıştır. Saraçhane’deki kalabalıkları bir başarı sanmak veya Tahrir Meydanı gibi hayallere kapılmak büyük bir yanılgıdır.
Geçmiş Unutuldu Mu? Darbelere ve Demokrasiye Karşı Tutarsız Duruş
Özgür Özel ve partisinin, geçmişte hiç değer vermedikleri kavramlara bugün sarılmaya çalışması ise siyasi bir ironidir. Sürekli “sandık” vurgusu yaparken, kendi partilerinin geçmişte “sandık her şey değildir” dediği unutulmuş değildir. “Seçimle ya da başka türlü devireceğiz” diyen il başkanının sözleri hâlâ hafızalardadır. Atatürk ve İsmet İnönü dönemlerine atıfta bulunurken, Atatürk zamanındaki tek parti rejimini, İsmet Paşa dönemindeki “açık oy, gizli sayım” uygulamasını ve 27 Mayıs darbesine verilen desteği görmezden gelmektedirler.
Dahası, darbelere karşıymış gibi görünüp, “tüm KHK’lıları görevlerine iade edeceğiz” gibi vaatlerle darbecilere zımnen destek verdikleri unutulmamıştır. 15 Temmuz’a “darbe” demekten imtina edip bin dereden su getiren bir siyasi anlayışın, bugün darbe veya cunta gibi kelimeleri kullanmaya hakkı yoktur. Özellikle de 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasını sağlayan anayasa değişikliğine “hayır” oyu vermiş bir partinin bu konuda samimiyeti sorgulanmalıdır.
Kendi Tabanı Bu Söyleme İnanır Mı?
Kalkıp, kendi canı ve ailesinin hayatı pahasına, tankların ve savaş uçaklarının karşısına çıkarak milletine liderlik etmiş bir Cumhurbaşkanı’na “korkaksın” deme cüretini göstermek, en basit tabirle hadsizliktir. Bu sözlere kendi partisinin tabanının bile inanması zordur. Muhtemelen onlar da “Bu söylemler bizim değil, iktidar partisinin argümanları” diyerek tepki göstereceklerdir. Sonuç olarak, tıpkı traktör vaadinde olduğu gibi, bu sert söylemlerin de “halka karşı dikkat çekici olsun diye söylendiği” gibi bir izahatla geçiştirilmeye çalışılması muhtemeldir.






















