Makale özeti:
Bu yazı, Narin davasında sanık bulunan üç kişinin cinayetteki rollerine odaklanarak köylülerin ve yetkililerin Narin’i korumadaki başarısızlığını kınıyor. Yazar, katili açığa çıkarmadaki başarısı için mahkemeyi övüyor ve kamu vicdanının Narin’in yanında durduğunu vurguluyor.
Anahtar Noktalar:
* Köylüler ve Güran ailesi, Narin’in ölümüne katkıda bulundu ve cinayetin izini sürmedi.
* Nevzat Bahtiyar, cinayet hakkında bilgi sahibiydi ancak bunu gizledi.
* Katil, Narin’in ağabeyi, amcası veya annesinden biri olmalı.
* Mahkeme, sanıkların cinayete karıştığını tespit etti ve onları mahkum etti.
* İddia makamı ve kamu vicdanı, Narin’in haklarını savundu.
* Köy avukatları, sanıkları kurtarmaya çalıştılar ancak bu, onların da suçlu olduklarının kanıtıydı.
* Mahkeme, sanıkların cinayetteki rollerini belirlemek için titizlikle çalıştı.
* Sonuç olarak, sanıklar Narin’in ölümünden sorumludur ve Ruz-i mahşerde yaptıklarının hesabını vereceklerdir.
Makalenin Tamamı:
Fazla söze gerek yok aslında. Olması gereken oldu. Güran ailesi ve köyün tümü vicdanlarda asla aklanmayacak. Çünkü el birlik Narin’i defalarca öldürdüler.
Meğer Narin’in o köyde kimsesi yokmuş.
Kimse sahip çıkmadı.
Kimse katlinin izini sürecek en ufak bir şey söylemedi.
Sanki Narin kendi kendini öldürmüş gibi herkes ya paçayı kurtarmaya çalıştı ya da paçayı kurtarma derdinde olanlara yardım ve yataklık etti. Nevzat Bahtiyar da bunlara dahil. Onun öldürmediğine mahkeme heyeti gibi ben de inanıyorum. Ama katili ve cinayetin nasıl işlendiğini bildiğine adım gibi eminim. O da bunu sakladı.
Katil ağabey, amca ve annenin üçünden biri. Bu kesin. Ama hangisi? Üçü de biliyor ve katil dışındaki diğer ikisi Narin’i korumadıkları halde onu koruyor. Bu utanç, bu vicdansızlık alınlarından asla silinmeyecek. Gerekçeleri ne olursa olsun. Bu da onları kaçınılmaz olarak cinayet ortağı yapar. İddia makamı doğru tespit yaptı mahkeme de doğru karar verdi.
Evet; o köyde Narin’in kimsesi yokmuş. Mahkemede, savcı dışında hiç kimse onun hakkını savunmadı. Zavallı yavrunun bir avukatı bile olmadı. Ama mahkûmiyet alan üç kişinin bir sürü avukatı vardı. Habire delilleri çürütmeye, mahkemeyi yanıltıp suçluları kurtarmaya çalıştılar. Bütün delillere yerli yersiz itiraz ettiler. Aslında bu halleri bile başlı başına delildi. Bu utanç tablosu, o avukatların da boynuna asılmıştır.
Fakat Narin’in öyle bir avukatı vardı ki kimse onunla baş edemez; Kamu vicdanı. Tüm Türkiye o meleğin yanındaydı. Diyarbakır barosunu kutlamalıyım. Kutlu bir görev yerine getirdiler. Türkiye ise kızlarının ahını yerde koyan bir anne-baba ile akrabalarına tanık oldu. Olayın nasıl olduğunun çok da önemi yok. Bunu herkes az çok tahmin ediyordur. Sonrası cinayetten de iğrençti. Sekiz yaşında hayattan koparılan bu kız çocuğu katilin yerine feda edildi.
Mahkeme heyeti iyi bir sınav verdi. Her itirazı, delil olabilecek her öneriyi dikkate aldı. Gecesini gündüze kattı. Cumartesi-Pazar demedi. Hukuk sistemimiz açısından bir yüz akı hikâyesi yazdı. Kimlerin bu işte dahli olduğu açıktı. Mahkemeden kimse olayı bir dedektif titizliğiyle aydınlatmasını ve kesin bir dille ‘katil şudur’ demesini beklemesin. Bir cinayet mahalli düşünün ki neredeyse herkes ne olup bittiğini biliyor ama hepsi kapı-duvar. Hiçbiri olayı aydınlatacak bir bilgi kırıntısı bile vermemek için adeta yemin etmiş.
Son söz: Narin’in günahı vebali hepsinin üstündedir. Ruz-i mahşerde hesabını verecekler.






















