MUSTAFA KEMALİN ASKERLERİ (2)
Bu sloganın iç politika malzemesi olarak kullanıldığını ve ordu içerisinde bir kısım asker tarafından hem de resmî törende atılmasını doğru bulmadığımı daha önce yazmıştım. Her ne kadar doğru bulmasam da iç politikada kullanılmasının bence bir mahsuru yok. Fakat bu iş ordu içerisine yansıtılmaya çalışıldığında zararlı sonuçlar doğurur. Teğmenlerin mezuniyet töreninde bir kısmının ayrılarak geçerliliği sonlandırılmış bir yemin etmesi ve onu da bu sloganın kılıfına sarması çok yanlış olmuştur.
Teğmenlerin çoğunluğu bu eyleme katılmadı. Kendilerini ‘Mustafa Kemal’in askeri’ hissetmediklerinden değildir bu. Yapılan disiplinsizliğe alet olmamak içindir. Bu anlamda bu slogan, geleceğin subayları arasında ayrılıkçılık yaratacak şekilde kullanılmış oldu. Nitekim Genel Kurmay, Mustafa Kemal’i ‘ebedi başkomutan’ olarak gördüğünü açıklamış ve bu konudaki istismar kapılarını kapatmıştır.
Artık açıkça ortaya çıktı ki dünyamız bir büyük savaşın eşiğindedir. Emperyalistler dünyayı yeniden bölüşmek istiyor. Her ne kadar bir kısım muhalefet, buna inanmayarak gaflet içinde olsa da ne yazık ki ülkemiz hedef tahtasına konulmuş ülkeler arasındadır. Türkiye’nin hedef alındığı bir senaryo ile, üstelik bizim de katılıyor olmamıza rağmen Norveç’te bir NATO tatbikatı bile yapılmıştır.
Laikliği vülgarize bir şekilde kavramlaştırmış bir kesim manevi değerlere ve inançlara karşı bayrak açarak çok yanlış bir iş yapıyor. Normal zamanlarda bunlar tartışılır ama içinde bulunduğumuz konjonktürde zararı büyüktür. Savaşlar bilgisayar oyunu değildir. Maneviyat işidir. Bizim asker ocağımız ‘Peygamber Ocağı’ olarak bilinir. Askerimiz de ‘Asâkiri Mansûrei Muhammediye’ dir.
Malazgirt’ten Haçlı ordularının saldırılarına direnmeye, İstanbul’un fethinden Çanakkale savaşlarına kadar ordularımız taarruza geçmeden önce toplu namaz kılınması bir gelenektir. Zaferleri bu maneviyat getirmiştir.
Savaş elbette arzu edilen bir şey değildir. Ama özgürlüğüne ve bağımsızlığına düşkün bir millete dayatılırsa ona da boyun eğilmez. Tarihimizde bunun örnekleri çoktur. En yakını da Kurtuluş Savaşımızdır. Ve eğer kapımıza dayanmış bir tehdit varsa, ortak değerlerimizi birbirimizin karşısına koyarak ayırıcı değil, birleştirici yaklaşımlara ihtiyaç vardır.

[ad_2]






















