Yılın sonuna yaklaştığımız şu günde TCMB politika faizini yaklaşık iki yıl aradan sonra 250 baz puan indirerek %47,5’e düşürdü. Yüksek faiz, ekonomilerin en zorlu düşmanlarından biridir. Bankalar kredi faiz oranlarını buna göre belirler. Politika faizi, Merkez Bankasının bankalara verdiği borçların faizi demektir. Bunun oranı bankaların mevduata ve kredilerine uygulayacağı faiz oranını etkiler. Reel faiz ise enflasyon etkileri çıkarıldıktan sonra oluşan orandır. Politika faizini suni olarak belirleyebilirsiniz ama bu reel faizi etkilemez. O kendi mecrasında şekillenir. Dolayısıyla politika faizinin reel faizle uyumlu olması gerekmektedir. Bu nedenle MB bu oranı piyasa koşullarına göre ayarlar.
Faiz oranının yüksekliği, yatırımı, istihdamı, konut ve araç satışlarını, bireysel kredi kullanımını, bu yolla piyasa alış-verişini negatif etkiler. Dolayısıyla ekonominin çarkları yavaşlar, üretim ve kalitesi düşer.
Gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini etkileyen en önemli parametrelerden üçü faizle birlikte kur ve enflasyondur. Aralarındaki denge çok hassastır. Bunlardan birini tutarsan diğeri kaçar. Dolayısıyla bunlar arasında denge tutturmak çok önemlidir ve çoğu zaman da başarılamaz.
Günümüzde gelişmiş ekonomiler de enflasyon sorunu yaşıyor ve onu faizle dengelemeye çalışıyorlar. Onların kur sorunu yok çünkü güçlü paralara sahipler. Paranın gücü, onu destekleyen rezervlerden kaynaklanır. Rezervler ne kadar yüksekse o ülkenin parası o kadar sağlamdır. Bunun yanında üretim, istikrar, ihracat, istihdam, verimlilik ve siyasi istikrar paranın değerine etki eden önemli faktörlerdir. Güçlü paraya talep artacağından o para değerlenir.
AK Parti iktidarında saydığımız üç parametrenin birden düşüşüne tanık olduk. Politika faizi %10’un altına geriledi. Bu önemli bir başarıydı, ekonominin doğru yolda olduğunun göstergesiydi. Ne yazık ki o bahar fazla sürmedi. Bu durum, kapitalizm kuramcılarının ve ‘yasa’ seviyesine yükseltilmiş kurallarının sarsılması, tabuların bozulması anlamına geldiğinden ekonomimizin yoğun saldırılar altında sarsıldığını gördük. Türkiye hızla ekonomik bir türbülansa sürüklendi. Bunda çevremizde harlayan savaş ateşlerinin ve tüm dünyayı etkileyen pandeminin de etkisi büyüktü. Sonuç olarak kur ve enflasyon aşırı bir yükseliş gösterdi. Böylece faiz politikası da etkilendi ve oran %50’ye dayandı.
Türkiye geri çekilmek zorunda kaldı. Büyüme oranı yavaşladı, milli gelir düştü, yatırımlar azaldı. İki senedir bu bantta seyrettik. Şimdi Merkez bankası yeniden atağa kalkıyor. Yaşananlardan dersler çıkarıldı tabi. O yüzden bu kez daha tedbirli ilerlenecek, parametrelerin dengesi hassasiyetle gözetilecektir. Bu nedenle açıklanan faiz indirimi önemli bir karardır. Ekonomimizin yeniden düzelme trendine girdiğini gösterir.
Türkiye bu kez başarabilir, ekonomisi güçlü ülkeler arasında kendine sağlam bir yer bulabilir mi? Buna şimdiden karar vermek kolay değil. Ne var ki zorlamaya devam edecek. Ne demişti Napolyon; ‘Yenile yenile yenmesini öğrendim. Onun sonu iyi olmadı ama benim görüşüm Türkiye’ sona yaklaşmakta olan değil, henüz başlangıçta olan bir ülke. Önünde uzun bir yol var. Elbette düşe kalka ilerleyecek. O da bunu yapıyor. Başarma şansı yüksek.






















