İmamoğlu’nun babası: “Ekrem’e “Kurtarıcı” demek doğru olmaz. Fakat halka liderlik yapabilir. Ekremi çocukluğundan beri tanırım; Yapar! Bu özellikleri var!…”. Sanırım babasına çekmiş, demek istiyor. Ailenin bir geleneği var; Kurtarıcı aile değiller fakat hep halka liderlik yamışlar (!.). Formülleri de basit: Ailenin çıkarları için; halkı sokağa davet etmek!… Aile “Sokakçı” yani…
Gelin “Sokakçı” ile “Sandıkçı” arasındaki farkı yakın tarihimle birlikte deşifre edelim.
2017’den beri Muhalefet partilerinin liderlerinin açıklamalarını ve seçmenlerinin kendi ifade etme biçimlerini; bir de “iktidar gitmeli; Çünkü….” diye devam eden gerekçelerini, herkes gibi, izledim. Kuşkusuz iktidarın da seçmenininin de tavrına tanık oldum.
MUHALEFETİN Liderini ararken yolunu kaybettiğini gördüm. Sokağa düşüp “Sokakçı” olduklarını gözlemledim.
Eğer muhalefetin ( Sadece CHP değil; Deva, Gelecek, Saadet, Yeniden Refah… v.b. dahil) liderini bulduğuna tanık olsaydık; zaten Erdoğan büyük olasılıkla sandık yoluyla gitmişti.
Gerçekten muhalefetin ( bütün partilerin) bir liderlik krizi var; Liderini bulamama bunalımı var.
Eğer, Bu krizin gerçekliğinde; son olaylar bağlamında; sadece CHP değil tüm muhalif partilerin liderini bulduğu ve bu kişinin de İmamoğlu olduğu iddiası/gözlemi varsa; Ön seçimde sandığa gidenlerin sayısı ve niteliğinin artık Erdoğan karşısında muhalefetin liderini bulduğunun resmi kabul ediliyorsa; O zaman “İmamoğlu yolsuzluk yapmamıştır; siyaseten önü kesilmek için yalandan gerekçeler üretilmiştir!” kanaati artık “Erdoğan sonrasının sosyolojisi” olmuştur ve bu sefer gerçekten Erdoğan gidecektir. Sanıkla gidecektir. Ancak “durum” böyle midir?… Değildir. Sandık yoluyla Erdoğan’ın gitmesi henüz örgütlenebilmiş değildir. Geriye tek seçenek kalıyor: sokakçılık!
Peki, İktidarın ve taraftarlarının ana krizi nedir? Kuşkusuz İstikrar! Yani iktidar seçmeninin liderlik değil çok ciddi bir istikrar krizi var. Bu “İstikrarsızlık” endişesi doğal olarak tüm alternatiflere ( CHP iktidarına veya ittifaklar dönemine karşı) derin bir “savunma refleksi”ne dönüşüyor. İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı olduğu bir ülkeyi veya Ali Babacan, Ahmed Davutoğlu dahil tüm muhalefet liderlerinin işin içinde olduğu bir tabloyu “İstikrar krizinden yönetim krizine evrilme” olarak görüyor. O nedenle “iktidar eleştirisini sadece sandıkta göstermek” tutumunda ısrar ediyor; sokağa çıkmıyor! Yani iktidar anahtarını elinde tutan kitle “Sokakçı” değil “Sandıkçı” bir kitle!…
Dikkat! İktidar seçmeni 2017’den beri düzenli şekilde sandıkta iktidarı cezalandırıyor; fakat tek bir ama tek bir sokak gösterisine girmiyor!… Onlarca mesaj veriyor; her olayda mesajını tutturacak bir politik pano buluyor; fakat sokak seçeneğine asla yönelmiyor. Bu kitle “Sandıkçı” kalmakta ısrarlı ve “Sokakçı” seçeneğini sorunlu görüyor. Hatta “Sokakçı” seçeneğini muhalefet “Demokratik tepki-Direniş” makyajı ile boyasa bile; tecrübeli olduğu için; kanmıyor…. Varsa yoksa şunu söylüyor: “Demokrasinin kanı sandıkta oydur!”.
Dikkat! Bu toprakların bir gerçeği var; mesajını sadece sandıkta veren ve sokağa yönelmeyen seçmeni Devlet kollar! Devlet kendi yöntemiyle sandık dışında başka seçeneklere yönelmeyen seçmene “İstikrarın bana emanet!” mesajını her fırsatta verir. Devlet “Sokakçı” olanları opera eder; Sandıkçı olanları uzaktan kollar!…
2017’den beri Erdoğan’ın devrilememe sebebi de budur: “Sandık sokağı yener!…”.
Muhalefet ise ( CHP zihniyetidir bu) sandıkta her yolu deniyor; çok nadir sonuç alabiliyor; Aldığı sandıktaki başarıların hepsi “İttifak” sonucu oluyor; fakat bir kez olsun; sadece birkez olsun; sokak seçeneği olmadan başarılarını/işlerini yürütemiyor. 31 Mart seçim tablosu bile “İttifak” ile muhalefete iktidarın ihtimalini verdi; fakat muhalefet “alışmışım bir kere” diyerek; sokak da sokak! diyor. Neden?
Çünkü CHP artık omurgası “Sokak hareketleri”ni örgütleyen örgüt dokusuna sahip. Yani sokak yoksa CHP yoktur! CHP’nin ısrarla 25 yıldır sokak dışında yol bilmemesinin sebebi de CHP’yi teslim almış “Sokak örgütleri” olmasından kaynaklanıyor. CHP zihniyeti “Sokakçı”dır. CHP ısrarla bu sokak tutkusunu “Demokratik refleks” veya “Demokratik direniş!” olarak anlatsa bile; halkın ezici çoğunluğu bunun böyle olmadığını görüyor/biliyor/yaşıyor.
Nitekim Taksim’de İşçi bayramı; Üniversitelerde sivil tepki; meydanlarda halk iradesi…. Yenikapıda İttifak gösterisi… Gezi’de çevre duyarlılığı sunmak gibi…. hiç bir sokakta buluşmalarını “demokrasi gösterisi”ne dönüştürüp; kazasız-belasız; devlete, topluma ve ekonomiye zarar vermeden tamamlamayı başaramamıştır CHP.
CHP’nin başlatıp demokratik bitirdiği tek bir sokak hareketi yoktur. İmamoğlu’na sahip çıkmak konusunda da devlete, topluma, ekonomiye zararla sonuçlanacak sokak eylemlerini örgütlemek peşindedir. Çünkü zihniyeti bu; alışkanlığı bu!…
Dikkat! FETÖ, DEM, Muhalif tüm partiler, Sivil-Medya kuruluşları CHP’nin. bu “Sokakçı” zihniyetini hep suistimal etmiştir. Kendilerini CHP’nin sokakçı eylemlerinin arkasına saklamıştır.
Nitekim, tüm muhalif partiler, evlerinde oturup; CHP’yi sokağa dökmek üzere strateji geliştiriyorlar ve CHP’yi “Helal size! Demokratik eylemlerinize!” diye gaz veriyorlar. Hatta entelektüel çevreler ısrarla “Sokak eylemi yoksa; Demokrasi yoktur!…” diye paradigma sunuyorlar…. Medya dünyasındaki tanınmış tüm tipler “Sokakçı” ağzılarını gevşeterek kullanıyorlar; özellikle gençleri kışkırtıyorlar; ve tribünden oturup izliyorlar. CHP içindeki tekme-tokat kavgalar bile “Partinin demokratik şehvetinden kaynaklı enerji patlaması” olarak tarif edilip durdu. Oysa doku belli; ziynet belli; alışkanlık belli. Sokakçılık!
Tabi bir de “İdeolojiler sokakçı olursa devrim gelir!” diyen, bir “Solcuyum; o nedenle sokakçıyım!” diyen CHP içindeki tiplerin afra-tafraları ayrı.
Dolayısıyla “Sokak eşittir Demokrasi” denklemi/işlemi CHP üzerinden yürütülüyor. İmamoğlu’nun her cümlesinde “Erdoğan! Savcılar! Delikanlıysanız! Beni tutuklayın! Bak milyonlara sokağa dökülecek! Sandık gelecek! Sen de gideceksin!” demesi CHP’nin içindeki “Sokakçı” örgüte çağrı ve halkı da sokağa davet gazıdır.
Dolayısıyla Devlet doğası gereği CHP karşısında konuşlanmaktadır. Çünkü devlet “demokrasinin sokakta yürümesi” ile “sokakta devletin üstüne yürümek” arasındaki farkı bilecek ve gösterecek tecrübededir. Devlet “demokratik gösteri” ile “sokak vandallığı ile demokrasiyi döllemek” arasındaki hedef farkını okuyacak kadar tecrübelidir.
Deva, Gelecek, Saadet, Yeniden Refah gibi diğer muhalif partiler ise zaten çifte kavrulmuş bir “yönsüzlük/beceriksizlik/çözümsülük” içinde patinaj yapıp duruyorlar. Ne sokak performansları var, dolayısıyla “Sokakçı” değiller. Ne sandıkta başarı hikayeleri var; Dolayısıyla “Sandıkçı” değiller!… Çünkü hepsinde bir ” Gerçek liderlik” ve “Gerçekçi örgütlenme” krizi var.
Hatta “Hazıra konmak” stratejileri dışında bir “gelişme” de plan da maalesef yok. Parti liderlerinin sadece CV’si ile övünen bir örgüt yapıları var ve tabi bir de “Erdoğan’da vizyon yok; geçmişteki vizyonun da sebebi bizdik!” tatmini etrafında dönüp dolaşan bir kısır döngü çarkı var. Hatta liderlerinin CV’sinin yanına kendi Cv’lerini koyarak “En entelektüel, demokratik, dünya görgüsü bizde!” diye tuhaf bir “CV örgütü” halleri var.
Üstelik, varsa yoksa iktidara değil de daha çok CHP seçmenine oynuyorlar. Veya iktidarın seçmeninin kendisine fevc fevc gelmesinin rüyasını görüyorlar… O nedenle “Erdoğan sendromu” içinde CHP ve DEM’den çok daha fazla Erdoğan düşmanlıkları var. Millet İttifakındaki performansları da bu bağlamdaydı. Yani CHP dışındaki muhalif partilerin çoğunu “sokakçı” ve “sandıkçı” karakterleri henüz oluşmadı.
Hatta Öcalan’ın çağrısını bile şöyle tercüme edebiliriz: “sokakçı idik artık sandıkçı olacağız/olalım!”…
Sadede gelelim: İmamoğlu’na yönelik operasyon bütün muhalifleri sokakta buluşturu mu? Bence hayır. CHP’nin sokak alışkanlığı konsolide olur mu? Bence zayıf bir ihtimal; Çünkü CHP içeriden bölündü ve kamplaşma derinleşecek.
Kendini sokağa atıp “Ben sokağa çıktım; beni örgütleyin!” diyecek bir halk olacak mı. Ben ihtimalini zayıf görüyorum. Gençlerin kışkırtılma ve bunu halk diye sunma ihtimali yüksek.
Ön seçimde oy verdiği söylenen milyonlara “Hazır sokağa çıkabiliyorsun; birlikte “Demokrasi Dayanışma Mitinglerine gel!…” denirse; bu gerçekleşir mi. Bu ihtimal var; ancak bunu örgütlenme biçimi önemli. Yani zaten iktidar karşıtı olup 2017’den beri muhalefete oy veren 15 milyon var. Onları “Demokratik ifade” olarak sahada örgütlemek mümkün; ancak provakasyondan uzak tutabilme ihtimali zayıf. Çünkü gündem “Yolsuzluk var soruşturması…
Eskiden de “Cumhuriyet Mitingleri”, “Demokratik Özgürlük Mitingleri” v.s. vardı. Ancak hepsi Erdoğan nefreti kusacağım derken; devletin üstüne kusmayı tercih etti. Milyar dolarlık zararlar ve can kayıpları oldu. Hepsi kendini “Demokratik direniş”, “Özgürlüğün sesi” diye anlatıp durdu.
CHP ölümlü bütün sokakçı eylemlerini “Demokrasinin gururu” diye sundu. Sandık hezimetini de “Oy verenler cahil ve patatesçi!” diye aşağıladı.
Şimdi de “Yolsuzluk” için “Yolda buluşalım!” denmek isteniyor.
Fakat yakın tarih bize şunu gösterdi; Devletin yürüttüğü bir soruşturma için sokak eylemine girmenin yani “Sokakçı” olmanın muhatabı iktidar değil devlet olacaktır. Devlet sonuna kadar sokakçılığın üstüne gider!… sokakçıların “Demokratik gösteri” maskesini yırtar!…
Dikkat! Devletin kan grubu “Sandık”çıdır. sokakçılarla kan uyuşmazlığı vardır.
Peki, Devlet günü gelince; her mesajını sadece sandıkta veren milyonları sokağa davet eder mi! Yani “Sandıkçı” kitleyi “sokakçı”barın üzerine salar mı? Bence, etmez.
Çünkü davet gelmeden zaten sokağa inen bir “Sandıkçı” kitle var… 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi; ihtiyaç halinde iner! Yolsuzluk soruşturmasına muhatap biri için devletine karşı inmez. İnenleri de izler; devletine havale eder!…
Öncelikle bir gerçeği herkes kabul etsin: Gerçek demokratlar; devletçiler; milliler “Sandıkçı”dır. Çok nadir sokağa inerler ve çoğu zaman iniş sebepleri “Demokratik demeç” vermek içindir. Sokakçı değillerdir. Sokakçılığın adını “Demokratik eylem” maskesi ile örtmezler.
CHP 25 yıldır sokakçıdır; Cumhur İttifakı ise Sandıkçıdır. O nedenle sadece sandık yoluyla gider!…
Sandık demokrasisi ile sokak iktidarı arasında bir savaş çıkarılmak isteniyorsa; Ki denemek isteyenler var; bu bunu da yolsuzluk yapmakla soruşturulan biri için yani İmamoğlu için sırf Erdoğan’dan nefret ediliyor diye yapılırsa; sonuç bellidir.
2017’den beri Sandıkçılarla Devlet arasında ittifak vardır!… Sokakçıların ise ittifak ettikleri adresler belli ve sokakçılığı sömürenlerin yapıp ettikleri ortadadır.
İnisiyatif ve kontrol Sandıkçı kitlededir. Kontrol dışı alanlarla da zaten Devlet ilgilenmektedir.
Gerisi sosyal medyada yapılmak istenen “kurgu-tatmin” lunaparkçılığı ve Temenniler-rüyalar falcılığıdır.
Ha… bu arada tek bir cümle ile de anlatabilirdim bu yazıyı: “Sandıkçılar sokakçıları yener!”.






















