1. Haberler
  2. Yaşam
  3. Kuyudan Arşa-Zindandan Saraya seyr (Hazreti Yusuf Peygamber…)

Kuyudan Arşa-Zindandan Saraya seyr (Hazreti Yusuf Peygamber…)

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Tamam, sevilmedik ve kuyuya atılmak istendik. O halde soruyorum: Böyle olmasaydı, o zulüm sarayına nasıl sultan olacak, zulmü yıkıp adaleti nasıl sağlayacaktık?

Ne güzeldi yüzün, gözün. Saçın ve hatta hüznün. Asırlar sonrasına dahi ulaşır ünün. “Yusuf yüzlüm” diye sever sevdiğini. Güzelliğin rüyalarımda Yusuf yüzlüm. Çocukların tebessümlerinde güzelliğin öyküsü. Onlar tebessüm ettiğinde seni görürüm. Benim en kıymetli yüzüm. Sensin Yusuf yüzlüm.

Düştüğün kuyu yüceltmez olur mu hiç seni? O saraylarda nasıl ağırlanacağını bilmez misin?

Kıtlıkta bolluğu göz önünde tutup, bolluktan kıtlığa doğru bir seslenişti bu. Aslında bu sesleniş, nizama doğru giden bir serzeniş. Bu sesleniş, tedbirin ta kendisidir.

Seni senden olanların sana tahammül edemezken, senden olmayanların seni el üstünde tutmaları yüreğini yakmaz olur mu? Senden olanların seni kabul edip sevmelerinin ön şartı susman, doğruyu konuşmaman, hiçbir yanlışa karışmaman ise şayet… Evet, en sevdiği kişi sensin. Ama önemli miydi peki bu tarzda seni sevmeleri? Hiç değildi, biliyor musun? Çünkü seni bu hale bürüyüp kabul etmeleri, Allah’ın iznine ters bir durumdu.

Belki de sadakatin lezzetine serpilen un misali, mayası özünde gizlidir.

Yedi kardeşin karşı geldiği garip bir kıskançlık haliydi. Sanki tüm duygudan yoksundular da bir Yusuf’u sığdıramadılar gönüllere. Gönle sığmayan kuyuya sığar mıydı sanki? Evet, teslimiyetin ayrı bir yansımasıydı bu.

Evet, bu noktayı biraz düşünelim.

Gönlünüze sığdıramadığınıza düşmanlık beslemeyin. Evet, belki kuyuya atar, kurtulduk zannedersiniz ama her şey öyle değildir. Senden daha farklı, kadersel yaşamlar yok mu sanıyorsun? Senden ayrı gelişmiyor mu sanıyorsun olaylar? Onu kuyuya düşerken koruyanı, oraya kervanı yöneltmez mi? Sahi, kimdi o kervan sahibi?

Yusuf’un kuyunun içinden Rabbine yakarışını hatırlıyor musunuz? “Ey uzak olmayan yakın! Ey mağlup olmayan galip! Şu içinde bulunduğum durumdan kurtulup çıkmamı nasip eyle!” İşte arşa çıkan bu feryada bir yanıt misaliydi o kervanın çıkıp gelmesi.

Sahi, kimdi o kervanın sahibi?

Kuyuya atıldıktan dört gün sonra Medyen’den gelip Mısır’a gitmek isteyen, fakat yolunu şaşıran bir kervan, kuyunun yakınına konakladı. Kervandan Malik bin Za’r adındaki bir adam, kuyudan su alırken Hz. Yusuf’u fark etti ve o güzel nasibine bir peygamberi Mısır’a sultan olarak getirdi.

Neyi ne için taşıdığımızı bazen bilmeyiz. Neyi ne için yaptığımızı bazen bilmeyiz. Kuyuya kovayı sallarsın, peygamberi çeker çıkarırsın. Mısır’da köle diye satarsın, sultan olur, zulmü yıkar. Allah bu devrimi peygamber eliyle sağlarken, bir de o peygamberi bir kervan çıkarır kuyudan. Yusuf’un bu kuyuda üç gün kaldığı ve devamlı surette esmâ-i hüsnâyı okuduğu da Rabbinin çağrısına bir merkezdi.

Kolay da değildi. En dipten en zirveye. En kolaydan en zora. En mümkünden en imkânsıza. Yokluktan varlığa. Geçişler bir bir, safha safha, adım adım ve sabırla… Sadece kuyu mu imtihan? Bir de zindanla pekişecek eğitim var: Yusufiye eğitimi. Geçersen nasibine düşer tahtlar, saraylar.

İlmin ve güzel bakışın bir başka imtihanı gelir hemen yanı başına. Onu da aşarsın Allah’a sığınarak. Çok güçlü ve ihtişamlısın, evet ama bir o kadar da ürkek bir hale bürümüşsün kalbini o sarayda. Sana ısınanlar var. Kalbi yananlar var. Sana yandıkça, seni yakmak isteyen bozguncular çoğalacak. Bir şehir sana önce taşıyla, duvarıyla karşı koyacak. Sonra sana karşı koydukça, taşıyla toprağıyla sana hayran olacak. Çünkü sana yan gözle bakanların tüm kalplere verdiği zararın tezahürü olarak, tüm mazlumlar etrafında toplanacak.

Yalan yanlış bir ölçün varken, doğru bir deyip adaleti tartıda sağlayacak. Evvela hakkı yenmiş güçsüzler sende güç bulurken, sen de onlardan güç alacaksın. Tartıda adalet yoksa devletteki itibar sarsılır, her şey sorgulanır. O yüzden tedbiri elden de bırakmayacaksın.

Tedbir yani!

Mısır hükümdarı olan Reyyan bin Velid bir rüya görür. Bütün bilge ve kâhinleri toplayıp onlara: “Ben rüyamda yedi zayıf ineğin yedi besili ineği yediğini görüyorum. Bir de yedi yeşil başak ile bir o kadar da kuru başak görüyorum. Efendiler! Eğer rüya tabirinden anlıyorsanız, bu rüyamın ne manaya geldiğini lütfen bana anlatın” dedi. (Yusuf / 43)

Onlar da: “Bunlar karmakarışık düşlerdir. Biz böyle karışık düşlerin tabirini bilemeyiz” diye cevap verdiler. (Yusuf / 44)

Hz. Yusuf’un hapishane arkadaşı, Hz. Yusuf’un bu rüyanın manasını bilebileceğini söyledi. Hz. Yusuf şöyle dedi: “Âdetiniz üzere, hiç ara vermeden yedi sene ekin ekecek, bol ürün alacaksınız. Fakat yemek için ayıracağınız az bir miktar dışında bütün ekinleri öylece başağında bırakın! Çünkü bu yedi bolluk senenin ardından yedi kıtlık senesi gelecek ve bu kıtlık, tohumluk için ayırdığınız az bir miktar dışında o zamana kadar biriktirdiğiniz bütün ürünleri yiyip bitirecek. Sonra bu yedi kıtlık senenin ardından bir sene daha gelecek; o zaman insanlar bol yağmura kavuşturulup sıkıntıdan kurtulacaklar ve o zaman bol bol meyveleri sıkıp, hayvanları sağacaklar.”

Bu tedbiri bugün günümüzde, hanemizde, ilimizde, devletimizde uygulayabilir, kendimizi kıtlığa hazırlayabiliriz. Bu hazırlık, bolluk zamanında yapılması ve o günün şehvetinden, nefsinden kendini muhafaza etmesi demektir.

Peki, şimdi soruyorum size, sizin şahsınızda vicdanlarınıza: Yedi yıl bolluk yaşarken tuttuğunuz Hazreti Yusuf’u, yedi yıl kıtlık yaşarken bırakır mıydınız?

Darbımesel anlamıyla: Yusuf Peygamber, Kur’an’da dürüstlük ve güvenilirlik bakımından övülür. Yusuf Aleyhisselam, güzelliği ile meşhurdur ve darbımesel haline gelmiştir. Zira darbımesel, anlaşılması güç ancak mantıklı olan bir durumu, daha belirgin ve çok bilinen benzeri ile duygusal bir biçimde insana açıklayan ve aklın da kolayca kabul edebileceği bir metottur. İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) de bu metodu sıkça kullanmıştır.

Yusuf Peygamber, bu güzelliğiyle, bu ahlakıyla, bu ihtişam ve kudretiyle kuyuya düşer ancak incinmez. Hapistedir ama yüksünmez. Teslimiyet Allah’a ve dayanak yalnızca O’nadır. Bolluk ve kıtlığı iyi analiz etmiş ve tedbir uygulayarak süreci iyi geçirmiştir. Bolluk zamanı israf etmemiş, har vurup harman savurmamış. Kıtlık zamanı ise isyan edip kavminin hadleri aşmasına razı olmamıştır.

Kıtlığın kıymeti bilinmediği bolluktan sonra geleceğini öngörmüş ve tedbire koyulmuştur. Darlıkta isyan, bollukta israf edip duruyoruz ve hiçbir teskin ve temkini görmüyor, uygulamıyoruz. Şükür yok, isyan var. Hamd yok, israf var. Hayırdır insanoğlu, Allah ile mi savaşıyorsun? Hem de O’nun nimetlerine karşı… Bunun adı zorbalık ve gasptır. Allah buna müsaade eder mi? Etmez. Etmez de, bunun farkına sen ne zaman varacaksın?

Hep yoklukla imtihanı konuşuruz fakat varlıkla da imtihan olunur. Hem de imtihanın en zorudur. Böylelikle Yusuf Peygamber, kıtlıkla mücadelede çözüm yolu bulmuş, varlıkla imtihana da çözüm yolu sunmuştur.

Kuyudan Arşa-Zindandan Saraya seyr (Hazreti Yusuf Peygamber…)
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Analiz Vakti ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!