Arjantinli gazeteci ve siyasetçi Santiago Cuneo‘nun, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetine yönelik sarf ettiği sert sözler, uluslararası kamuoyunda büyük bir etik ve siyasi tartışmanın fitilini ateşledi.
Dünya siyaseti, tarihinin en gerilimli dönemlerinden birini yaşarken, diplomatik dilin yerini giderek daha radikal ve keskin ifadelere bıraktığına şahit oluyoruz. Arjantinli figür Santiago Cuneo’nun “Köpek öldüğünde kuduz da biter” diyerek İsrail hükümetinin tamamı için “idam” çağrısında bulunması, sadece bir siyasi eleştiri değil, aynı zamanda uluslararası hukuk ve ifade özgürlüğü sınırlarını zorlayan bir fenomen olarak karşımıza çıkıyor.
Siyasi Eleştiri mi, Yoksa Şiddet Çağrısı mı?
Cuneo’nun ifadeleri, özellikle Gazze’de devam eden insani kriz ve askeri operasyonlar bağlamında değerlendirildiğinde, bölgedeki öfkenin Güney Amerika’daki siyasi yankılarını gözler önüne seriyor. Ancak burada sorulması gereken temel soru şudur: Bir siyasetçinin veya gazetecinin, başka bir ülkenin seçilmiş hükümetine yönelik “idam” çağrısı yapması ne kadar meşrudur?
Cuneo, kullandığı metaforla (kuduz köpek benzetmesi) meseleyi sadece siyasi bir karşıtlıktan çıkarıp “itlaf edilmesi gereken bir tehdit” seviyesine indirgiyor. Bu tür bir dil, modern demokrasilerin temel taşı olan diplomatik çözüm ve diyalog kanallarını tamamen tıkama potansiyeline sahiptir. Eleştiri, demokratik bir haktır; ancak yaşam hakkına yönelik doğrudan saldırı çağrıları, uluslararası hukuk normlarıyla çelişmektedir.
Arjantin Siyasetinde Cuneo Faktörü ve Radikal Popülizm
Santiago Cuneo, Arjantin kamuoyunda ilk kez bu tür çıkışlarla gündeme gelmiyor. Kendisi, aykırı çıkışları ve ana akım medyaya meydan okuyan tavrıyla bilinen bir figür. Cuneo’nun bu son çıkışı, aslında Arjantin’in kendi iç siyasi dinamiklerinden de bağımsız değil. Ülkedeki ekonomik kriz ve siyasi belirsizlikler, Cuneo gibi radikal popülist söylemleri kullanan figürlerin sesini daha geniş kitlelere duyurmasına olanak tanıyor.
Medya Etiği Açısından Radikal Söylemlerin Yayılımı
Medya dünyasında “tık odaklı” habercilik anlayışı, Cuneo’nun bu tür sarsıcı açıklamalarının hızla yayılmasına neden oluyor. Gazetecilik etiği açısından bakıldığında, bir şiddet çağrısının “haber değeri” taşıması, o söylemin meşrulaştırılması anlamına gelmemelidir. Sorumlu yayıncılık, bu tür ifadelerin yaratabileceği toplumsal infiali ve nefret suçlarını tetikleme riskini göz önünde bulundurmalıdır.
Uluslararası Hukuk ve Diplomatik Protokollerin Çöküşü
Uluslararası ilişkilerde devlet liderlerine yönelik bu denli ağır ithamlar, genellikle devletler arası krizlere yol açar. Cuneo’nun açıklamaları, İsrail ve Arjantin arasındaki diplomatik ilişkileri germekle kalmıyor, aynı zamanda uluslararası arenada “dokunulmazlık” ve “egemenlik” kavramlarının nasıl aşındığını gösteriyor. Netanyahu hükümetine yönelik dünya genelinde ciddi eleştiriler olsa da, bu eleştirilerin hukuk çerçevesinden çıkıp kişisel bir intikam ve infaz söylemine dönüşmesi, küresel güvenliği tehdit eden bir unsurdur.
Özellikle savaş dönemlerinde kullanılan dehumanization (insandışılaştırma) taktiği, Cuneo’nun söyleminde net bir şekilde görülmektedir. Bir hükümeti “hastalık” veya “hayvan” metaforları üzerinden tanımlamak, tarihsel olarak soykırımların ve büyük katliamların öncül söylemleri arasında yer almıştır.
Sonuç: Nefret Dili ve Barış Arayışı Arasındaki Uçurum
Özetlemek gerekirse, Santiago Cuneo’nun İsrail hükümetine yönelik idam çağrısı, şu üç temel noktada büyük riskler barındırmaktadır:
- Demokratik Değerlerin Aşınması: Siyasi çözüm yollarının yerine fiziksel yok etme önerisinin getirilmesi.
- Nefret Suçlarının Teşviki: Benzetmeler yoluyla belirli bir kesimin veya yönetimin hedef gösterilmesi.
- Diplomatik İzolasyon: Bu tür çıkışların, ülkeler arasındaki yapıcı diyalog zeminini yok etmesi.
Sonuç olarak, Ortadoğu’daki trajediler ve siyasi hatalar ne kadar büyük olursa olsun, çözümün yolu daha fazla şiddet çağrısı yapmaktan geçmiyor. Santiago Cuneo‘nun radikal çıkışı, belki kendi kitlesini konsolide edebilir veya sosyal medyada yankı uyandırabilir; ancak barışa hizmet etmediği açıktır. Dünya siyasetinin ihtiyacı olan şey, “kuduz” benzetmeleriyle idam sehpaları kurmak değil, uluslararası hukuk önünde hesap verebilirliği tesis etmek ve insan onuruna yaraşır bir dil inşa etmektir. Şiddeti alkışlamak, şiddetin bir parçası olmaktan başka bir işe yaramaz.






















