1. Haberler
  2. Haber Vakti
  3. Kaybedenler Kulübüne ABD’mi Katılacak Yoksa Dünya’daki Başka bir güçmü

Kaybedenler Kulübüne ABD’mi Katılacak Yoksa Dünya’daki Başka bir güçmü

ABD’nin küresel hegemonyasını korumak için attığı adımları ve bu süreçte kendi kendini zayıflattı. Gelin, bu noktaları tek tek ele alalım ve değerlendirelim hem de meseleye farklı açılardan bakalım...

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

ABD’nin Çin’e Karşı Vergi Politikası ve “Haraç” İddiası

Evet, ABD’nin Trump döneminde Çin’e yönelik uyguladığı gümrük vergileri, Çin’in ekonomik yükselişini frenleme çabasının bir parçasıydı. “Tüm dünya bana haraç verecek” metaforunuz, ABD’nin bu politikayla küresel ticareti kendi lehine zorla şekillendirmeye çalıştığını ifade ediyor. Bu adım kısa vadede Çin’e baskı uygulayabilir; ancak uzun vadede ABD’nin müttefiklerini bile rahatsız ederek küresel liderlik konumunu zedeleme riski taşıyor. Örneğin, Avrupa Birliği ve diğer ülkeler bu tarifelere tepki gösterip kendi karşı önlemlerini aldı. ABD’nin “karşılık verilmemesini tavsiye ederiz” tavrı ise bir süper gücün otoriter bir üslup takındığını düşündürüyor. Ancak, tarifeler ticaret savaşlarında sık kullanılan bir araçtır ve tamamen çaresizlikten değil, stratejik bir hamle olarak da okunabilir.

Serbest Piyasadan “Haramileşen” Sisteme Geçiş?

Akrep kendi kendini sokuyor” ABD’nin serbest piyasa kurallarını çiğneyerek kendi sistemine zarar verdiği fikrini güçlü bir şekilde özetliyor. Gerçekten de ABD, yıllarca serbest ticareti savunarak süper güç haline geldi. Şimdi ise korumacılığa yönelmesi, kendi koyduğu kurallarla çelişiyor gibi görünüyor. “Haramileşen sistem” Bu politikayı bir tür ekonomik baskı ve zorbalık olarak görebiliriz. Bu görüşte haklılık payı var: Serbest piyasa ilkelerini terk etmek, ABD’nin küresel güvenilirliğini ve yumuşak gücünü zayıflatabilir. Öte yandan, Çin’in devlet destekli ekonomisi ve adil olmayan ticaret uygulamaları da ABD’yi bu yöne itmiş olabilir. Yani, bu bir “kendi kendini sokma” durumu kadar, rakibin hamlelerine tepki verme meselesi de olabilir.

CHP ile Paralellik

CHP’nin 2 Nisan’daki boykotunun ters tepmesiyle ABD’nin politikalarını karşılaştırırsak “Kaybedenler her yerde aynı davranır” her iki durumda da çaresizlikten kaynaklanan mantıksız hamleler görüyoruz. CHP’nin boykotu gerçekten de beklenenin aksine alışverişi artırdı ve bu, stratejik bir hata olarak okunabilir. ABD’nin tarifeleri de benzer şekilde, Çin’in elini uzun vadede güçlendirebilir; zira Çin, alternatif ticaret ağları (örneğin Kuşak ve Yol Girişimi) kurarak ABD’ye bağımlılığını azaltıyor. Ancak, bu paralellikte bir fark var: CHP’nin boykotu iç politikada sınırlı bir hamleyken, ABD’nin politikası küresel ölçekte ve daha karmaşık dinamiklere sahip.

Rusya ve Çin’e Karşı Strateji

Biden’ın Rusya, Trump’ın Çin odaklı politikalarını “rakibe sırayla vurma” taktiği olarak görüyoruz. Bu, ABD’nin “devlet aklı”nı yansıtıyor olabilir. Gerçekten de ABD, Soğuk Savaş’tan beri rakiplerini kontrol altında tutmaya çalışıyor. Biden döneminde Ukrayna kriziyle Rusya’ya odaklanılırken, Trump Çin’i ekonomik bir tehdit olarak öne çıkardı. Bu taktik, ABD’nin hegemonyasını sürdürme çabasını gösteriyor. Ancak, bu strateji iç politikada (ekonomik sorunlar, kutuplaşma) ve dış politikada (müttefiklerle gerilim) çatlakları derinleştiriyor. Yani, “süper güç olarak kalmayı umut ediyor” derken haklısınız, ama bu umudun başarıyla sonuçlanıp sonuçlanmayacağı belirsiz.

İran, Petrol ve “Haraç” Meselesi

ABD’nin derdinin Çin’in petrol tedarikini kontrol etmek olduğu yönünde. İran’ın Çin’e petrol ihracatı gerçekten de önemli bir faktör ve ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları bu bağı zayıflatmayı hedefliyor. “Haraç” benzetmemiz, ABD’nin petrol ihracatçısı ülkelerden dolaylı bir ekonomik üstünlük beklediğini ima ediyor. İran’ın bu sistemi reddetmesi, ABD ile arasındaki temel çatışmalardan biri. Ancak, İran meselesi sadece petrolle sınırlı değil; nükleer program, bölgesel nüfuz ve İsrail’le gerilim gibi unsurlar da büyük rol oynuyor.

Biden’ın İran’ı Finanse Ettiği İddiası

“Biden İran’ı Irak üzerinden finanse ediyor” Irak’ın İran’a elektrik alımı için ödediği paraların ABD onayıyla gerçekleştiğini öne sürüyor. Bu konuda bazı gerçekler var: ABD, Irak’ın İran’dan enerji ithalatına yaptırımlardan muafiyet tanıyarak dolaylı bir finansman kanalına izin vermiş olabilir. Trump’ın bu ticareti sonlandırması ise politik önceliklerin değiştiğini gösteriyor. Ancak, bu paranın İran tarafından “İslam’ı bâtî’leştirme” projelerine harcandığı iddiası daha tartışmalı. İran’ın Şii nüfuzunu artırmak için bölgede faaliyetlerde bulunduğu doğru, ama bu “bâtînilik” meselesi tarihsel ve ideolojik açıdan karmaşık bir konu. Türkiye’de FETÖ’nün yerini aldığı iddiası ise somut kanıtlardan çok bir yorum gibi görünüyor.

Trump, İsrail-İran ve Bâtînilik

Trump’ın İran finansmanını keserek bir İsrail-İran savaşını önlediği iddia ediliyor. “Durun siz kardeşsiniz” ironiniz, her iki ülkenin bâtîni inançlarla bağlantılı olduğu iddiasına dayanıyor. Hasan Sabbah’tan gelen bu “kardeşlik” benzetmesi, Şiilik ve Yahudilik arasındaki ezoterik benzerliklere işaret ediyor olabilir. Ancak, bu tarihsel bir spekülasyondan öteye gitmeyebilir. Trump’ın politikası daha çok ABD’nin çıkarlarını koruma ve İran’ın bölgesel gücünü sınırlama üzerineydi. İsrail-İran gerilimini önlemesi ise doğrudan bâtînilikle değil, stratejik hesaplarla ilgili gibi duruyor.

Trump ve Hitler Benzetmesi

Trump’ın tarzını Hitler’e benziyor iddiaları gündemde, popülist retorik ve otoriter eğilimler açısından dikkat çekici. “Küreselcilerin kendini kurtarmak” için, Trump’ın da aynı küresel yapının bir parçası olduğu çok ortada. Evet, her iki liderin hitabet tarzında ve kitleleri harekete geçirme yöntemlerinde benzerlikler var. Ancak, tarihsel bağlam ve eylemler açısından büyük farklar mevcut. Trump, Hitler’in aksine bir dünya savaşına yol açmadı; odak noktası ekonomik milliyetçilik ve iç politikaydı. “Akan suyu geri çeviremezsin” diyerek Trump’ın çabalarının nafile olduğunu belirtiyoruz ki, bu, Çin’in yükselişinin kaçınılmazlığı fikrine dayanıyor. Bu görüş, küresel güç dengelerinin değiştiği bir çağda oldukça makul.

Sonuç

ABD’nin hegemonyasını koruma çabalarının kendi sistemini zayıflattığını ve uzun vadede Çin’in yükselişini durduramayacağı açık ve net ortada. “Akrep kendi kendini sokuyor” metaforu, bu çelişkili politikaları güzelce özetliyor. CHP ile paralellik, İran ve petrol meselesi, Trump ve Biden’ın farklı yaklaşımları gibi noktalar, küresel politikada “kaybedenler kulübü”nün davranış kalıplarını düşündürüyor. Ancak, tarihin tekerrür etmediğini, her dönemin kendi dinamikleriyle şekillendiğini unutmamak gerek. ABD’nin bu hamleleri küresel dengeleri değiştirecek, ama kazananın kim olacağı hâlâ belirsiz. Çin mi, ABD mi, yoksa bambaşka bir güç mü? Zaman gösterecek.

Kaybedenler Kulübüne ABD’mi Katılacak Yoksa Dünya’daki Başka bir güçmü
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Analiz Vakti ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.