İstanbul/Silivri Depremi, bir kez daha hem ülkede hem de toplumun deprem konusunda ders almakta ve gözlerin önüne serdi. Depremler, Türkiye’nin kaçınılmaz bir gerçeği olmasına rağmen, her depremde aynı sorunları tekrarlıyor ve hazırlıksızlık kendini belli ediyor. Bu yazıda, depremle ilgili mevcut sorunlar ve çözüm önerilerini detaylı bir şekilde ele alacağım.
Medyanın Yanlış Odak Noktası
Deprem medyası geldiğinde ısrarla jeologları ekranlara çıkararak adeta bir “jeolog dergisi” yayınına geçiyor. Oysa depremin teknik ve sosyal boyutlarını oluşturmak için inşaat mühendisleri ve afet sosyologları gibi doğrudan ilgili uygulamaya yer verilmemiştir. İnşaat mühendisleri, depreme dayanıklı ve yapısal sorunlar hakkında bilgi verir; afet sosyologları, toplumsal olaylardaki depremler ve kaosun nasıl yönetilebileceğini analiz edebilir. Bu yaklaşım, deprem gerçeğini daha doğru ve kapsamlı bir şekilde ele almamızı sağlar.
Büyük Şehirlerde Deprem Riskini Azaltmanın Yolu
Büyükşehirlerde, özellikle İstanbul gibi metropollerde, deprem riskinin azaltılması için yalnızca dayanıklı bina stoğunda gösterilmek yeterli değil. Asıl oluşturma hamlesi, şehir iyileştirmeyi azaltıcı ve Anadolu şehirlerine dağıtıcı makro stratejiler geliştirilmeli. Bu stratejiler şu şekilde şekillendirilmeli:
- Yatay mimariye geçiş: Yüksek katlı binaların yerine, depremde daha az risk taşıyan aşırı yapılar tercih edilir.
- Doğal malzeme kültürü: Ahşap, Kerpiç ve Taş gibi malzemeler, hem depremde can ve mal kaybını azaltır hem de sürdürülebilir bir yapılaşma sağlar.
Bu yaklaşım, büyük şehirlerin aşırı nüfusunun dağıtılarak risk riskinin uzun vadede en aza indirilmesine olanak sağlar.
Tekrar Eden Sorunlar ve Hazırlıksız Kurumlar
Her depremde aynı ihtiyaçlar ve sorunlar ortaya çıkıyor: barınma, güvenlik, temel ihtiyaçlara erişim. Ancak belediyeler ve ilgili tesisler , deprem hazırlıklarında hem yetersiz hem de beceriksiz kalıyor. Örneğin:
- Deprem toplanma yerleri: Sözde “hazırlık şovu” yapılan bu alanlar, sadece boş arazilerden oluşuyor. Ne bir alt yapı (su, elektrik) ne de üst yapı (barınak, tuvalet) hazırlığı var. Bu, depremin anlık insanların en temel ihtiyaçları bile karşılayamayacağı anlamına geliyor.
Kurumların algı yönetimi dışında bir vizyon ya da görünür olmadığı görülüyor.
İstanbul’da Organizasyon ve Asayiş Kaosu
İstanbul/Silivri Depremi’nde can kaybının yaşanmaması sevindirici bir durum. Ancak asayiş ve organizasyon kaybı oldukça büyük. Onbinlerce arıza ortaya çıktı ve bu kaosun en anlatım örneklerinden biri özel yurtlarda yaşandı:
- Özel yurtların davranışları: Sorumluluk almaktan kaçan özel yurtlar, deprem anında içeri almayarak “başınızın bakımına bakın” dedi. Bu, deprem sırasındaki organizasyon eksikliğinin ve kaderinin terk edilmesinin açık bir göstergesidir.
Maraş Depreminden Ders Alınmadı
Maraş depremi gibi büyük felaketlerde de benzer koşullar yaşanıyor. Aylarca sahada gözlemlenen gerçek şu: Günü kurtarmak, politika haline geldi. Kalıcı çözümlerin sonuçlanması, kısa vadeli hamlelerle sorunlar kapatılıyor. Bu bölgeye, deprem felaketine karşı kazalar artıyor ve şartlara hazırlıksız yakalanmamıza neden oluyor.
Siyasetin Sanal Dünyası
Siyaset, artık tesisatın damarlarında aksmıyor. Sahada gerçek sorunlarla yüzleşmek yerine, adeta bir “politik atari salonu” gibi sanal bir dünyada yaşamayı tercih ediyor. Bu illüzyon, deprem gibi hayati meselelerin göz ardı edilmesi ve toplumun ihtiyaçlarının karşılanmasına yol açar.
Depremde Ders Almamak Ortak Hareketimiz
İstanbul/Silivri depremi, geçmiş olsun dileklerimizle birlikte bize bunu gösterdi: Devlet ve toplum, deprem konusunda ders almamakta ortak bir tavır sergiliyor. Medyanın yanlış odaklanması, programın hazırlıksızlığı, organizasyon eksikliği ve günün kurtarma politikaları, bu kısır döngünün temel yapıları. Bu durum devam ederse, depremlerdeki aynı sorunlarla karşılaşmaya mahkumuz.
Acilen yapılması gerekenler:
- Medyada doğru şekilde yer verilmedi.
- Nüfus dağıtıcısı, Yatay mimari odaklı stratejiler geliştirilmeli.
- Deprem toplanma yerleri gerçek anlamda işlevsel hale getirilmeli.
- Kurumlar, algı kontrolünden çok sahada çözüm üretmeye odaklanmalı.
Deprem, bir kader değil; Ancak hazırlıksızlığımız bir tercih. Bu tercihi değiştirmek, hepimizin elinde.






















