İsrail basını, Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın diplomasi ve güvenlik alanındaki etkisini güçlendirdiğini yazdı.
Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilen NATO Liderler Zirvesi, yalnızca müttefik ülkelerin güvenlik politikalarının ele alındığı bir toplantı olarak değil, uluslararası medyanın da yakından takip ettiği diplomatik bir organizasyon olarak öne çıktı.
İsrail’in önde gelen gazetelerinden Israel Hayom, zirveye ilişkin yayımladığı kapsamlı değerlendirmede, Türkiye’nin son yıllarda izlediği dış politika ve savunma stratejisinin NATO platformunda daha görünür hale geldiğini öne sürdü.
“NATO Zirvesi Erdoğan’ın Güvenlik ve Diplomasi Başarısını Gösterdi”
Gazetenin değerlendirmesinde şu ifadelere yer verildi:
“7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın güvenlik ve diplomasi alanlarındaki başarısının yanı sıra Türkiye’yi bölgesel ve uluslararası bir güç olarak konumlandırma hedefini gösteren bir platforma dönüştü.”
Değerlendirme
Israel Hayom’un bu yorumu, Ankara Zirvesi’nin yalnızca NATO’nun rutin liderler toplantılarından biri olarak görülmediğini ortaya koyuyor. Gazete, zirveyi Türkiye’nin uluslararası görünürlüğünü artıran stratejik bir organizasyon olarak değerlendiriyor.
Özellikle son yıllarda Türkiye’nin savunma sanayii yatırımları, diplomatik girişimleri ve kriz bölgelerinde üstlendiği arabuluculuk rolleri dikkate alındığında, uluslararası medyanın Ankara’yı yalnızca bölgesel değil, küresel güvenlik denkleminde de daha fazla değerlendirmeye başladığı görülüyor.
“Türkiye Bölgesel Güç Konumunu Daha da Sağlamlaştırdı”
Haberde ayrıca şu değerlendirme yer aldı:
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NATO Zirvesi ile Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak konumunu daha da sağlamlaştırdığı” vurgulandı.
Değerlendirme
Bu ifade, Israel Hayom’un zirvenin diplomatik sonuçlarına ilişkin yaptığı yorumlardan biri olarak öne çıkıyor. Gazete, Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı organizasyonun yalnızca sembolik bir toplantı olmadığını, aynı zamanda Ankara’nın uluslararası karar alma süreçlerindeki ağırlığını artıran bir gelişme olarak değerlendirdiğini ortaya koyuyor.
Türkiye, Karadeniz’den Orta Doğu’ya, Kafkasya’dan Balkanlar’a uzanan geniş coğrafyada yürüttüğü aktif diplomasiyle NATO içerisinde farklı bir konum elde etmeye çalışırken, Ankara Zirvesi’nin bu stratejiyi destekleyen önemli adımlardan biri olduğu yönündeki değerlendirmeler uluslararası basında da yer buluyor.
İsrail Basını Türkiye’nin Askerî Gücüne Dikkat Çekti
Israel Hayom haberinde, Türkiye’nin NATO içindeki askerî kapasitesine özel bir bölüm ayırarak şu değerlendirmede bulundu:
“Türkiye’nin 355 bin aktif ve 378 bin yedek askeriyle NATO içinde ABD’den sonra en büyük ikinci orduya sahip olduğu ve savunma sanayisinin son 10 yılda belirgin bir ivme kazandığı, Ankara’nın savunma sanayii alanındaki tedarikçi rolünün ötesine geçerek politika dikte edebilen stratejik bir ortak olmayı hedeflediği” ifade edildi.
Değerlendirme
Bu değerlendirme, Türkiye’nin son yıllarda savunma alanında geçirdiği dönüşümün uluslararası basında da yakından izlendiğini gösteriyor. Özellikle yerli üretim oranındaki artış, insansız hava araçları, deniz platformları, hava savunma sistemleri ve elektronik harp teknolojilerindeki ilerleme, Türkiye’nin yalnızca ürün ihraç eden bir ülke değil, güvenlik politikalarının şekillenmesinde söz sahibi olmayı hedefleyen bir aktör olarak değerlendirildiğini ortaya koyuyor.
Savunma sanayiindeki gelişmeler, Türkiye’nin dış politika araçlarını çeşitlendirirken NATO içerisindeki stratejik ağırlığını da artıran unsurlar arasında gösteriliyor.
SAFE Programı Vurgusu
Gazete, Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisine ilişkin yaklaşımını değerlendirirken şu ifadeleri kullandı:
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu bağlamda, Türkiye’nin Avrupa savunma ve güvenlik mimarisine, özellikle de Avrupa Birliği’nin 150 milyar avroluk SAFE programına dahil edilmesi için baskı yaptığı” aktarıldı.
Değerlendirme
Bu yorum, Türkiye’nin son dönemde Avrupa güvenliği konusunda daha görünür olma isteğine dikkat çekiyor. Ankara uzun süredir, NATO’nun en büyük askerî güçlerinden biri olmasına rağmen Avrupa Birliği’nin savunma projelerinde yeterince yer almadığını dile getiriyor.
SAFE programı gibi büyük bütçeli savunma girişimlerine Türkiye’nin dahil edilmesi halinde, Avrupa savunma sanayii ile Türk savunma şirketleri arasında daha kapsamlı teknoloji paylaşımı, ortak üretim ve tedarik zinciri iş birliklerinin oluşabileceği değerlendiriliyor. Bununla birlikte bu konu, Avrupa Birliği’nin siyasi karar süreçlerine bağlı olduğundan, farklı ülkelerin yaklaşımlarına göre şekillenmeye devam edecek diplomatik bir başlık olmayı sürdürüyor.
Türkiye’nin Değişen Rolü
Israel Hayom’un analizinde dikkat çeken noktalardan biri de Türkiye’nin NATO içerisindeki rolüne ilişkin yaptığı değerlendirme oldu.
Gazete, Türkiye’nin yalnızca ittifakın askerî kapasitesine katkı sunan bir ülke olmanın ötesinde, savunma teknolojileri, diplomatik girişimleri ve bölgesel krizlerde üstlendiği roller sayesinde güvenlik politikalarının oluşturulmasında daha etkili bir konuma ulaşmayı hedeflediği görüşünü paylaştı.
Değerlendirme
Son yıllarda yaşanan gelişmeler incelendiğinde Türkiye’nin Karadeniz güvenliği, tahıl koridoru girişimi, terörle mücadele politikaları, savunma sanayii ihracatı ve kriz bölgelerindeki diplomatik temaslarıyla uluslararası güvenlik gündeminde daha görünür hale geldiği görülüyor.
Bu durum, bazı uluslararası medya kuruluşlarının Türkiye’yi artık yalnızca bölgesel bir aktör olarak değil, Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisini etkileyebilecek ülkeler arasında değerlendirmesine neden oluyor.
İsrailli Uzman: “Türkiye Mevcut Düzeni Değiştirmek İsteyen Bir Ülke”
Israel Hayom gazetesine konuşan Ariel Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları ve Siyaset Bilimi Bölümü Türkiye Uzmanı Dr. Assa Ophir, Türkiye’nin son yıllarda izlediği dış politika ve savunma stratejisine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Dr. Ophir şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye’nin askeri tahkimatı kendi başına bir amaç değildir. Bu, hırslı ve revizyonist bir dış politikayı desteklemenin bir aracı. Yani, Türkiye mevcut düzeni değiştirmek isteyen bir ülke. Ankara’nın son yıllarda kendisini daha önce karakterize eden temkinli, statüko odaklı dış politikadan kademeli olarak uzaklaştığını görebiliyoruz. Türkiye bunun yerine sadece bölgesel statükoyu değil, küresel güç dengesini de reddeden; oyunun kurallarını yeniden yazmayı hedefleyen daha bağımsız ve kararlı bir tutum takındı.”
Değerlendirme
Dr. Assa Ophir’in değerlendirmesi, Türkiye’nin dış politikasına ilişkin kişisel akademik analizini yansıtıyor. Uzmanın kullandığı “revizyonist” ve “mevcut düzeni değiştirmek isteyen ülke” tanımlamaları, uluslararası ilişkiler literatüründe belirli bir dış politika yaklaşımını ifade etmek için kullanılan kavramlar arasında yer alıyor.
Son yıllarda Türkiye’nin savunma sanayiine yaptığı yatırımlar, dış politikada daha aktif rol üstlenmesi ve farklı coğrafyalarda diplomatik girişimlerde bulunması, bazı uluslararası uzmanlar tarafından daha bağımsız ve çok yönlü bir stratejinin parçası olarak yorumlanıyor. Bununla birlikte, bu değerlendirmeler uzmanın görüşlerini yansıtmakta olup farklı akademisyenler ve analiz kuruluşları tarafından farklı şekillerde yorumlanabiliyor.
“Diplomatik Hedefler Askerî Güçle Destekleniyor”
Dr. Ophir, Türkiye’nin savunma sanayiine ilişkin değerlendirmesinde ise şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye’nin politika yapıcıları, diplomatik hedeflerin askeri güçle desteklenmesi gerektiğini anlıyorlar. Eğer bir ülke Doğu Akdeniz, Karadeniz, Kafkaslar, Orta Doğu, Balkanlar ve giderek artan bir şekilde Afrika ve Orta Asya’daki olayları etkilemek istiyorsa, sınırlarının çok ötesine güç yansıtabilecek askeri güce ihtiyacı vardır.”
Değerlendirme
Bu değerlendirme, günümüz uluslararası güvenlik anlayışında askerî kapasite ile diplomatik etkinlik arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor. Birçok ülke, savunma kabiliyetini yalnızca savaş senaryoları için değil; kriz yönetimi, caydırıcılık, barışı destekleme operasyonları ve uluslararası müzakerelerde stratejik ağırlık oluşturmak amacıyla da geliştiriyor.
Türkiye’nin son dönemde geliştirdiği yerli savunma sistemleri, deniz ve hava platformları ile uzun menzilli savunma kabiliyetleri de bu çerçevede uluslararası analizlerde sıkça ele alınan başlıklar arasında yer alıyor.
Türkiye’nin Dış Politikası Neden Daha Fazla İnceleniyor?
İsrail basınında yer alan bu değerlendirmeler, Türkiye’nin son yıllarda izlediği dış politikanın yalnızca komşu ülkelerde değil, farklı uluslararası analiz merkezlerinde de yakından takip edildiğini gösteriyor.
Özellikle NATO Zirvesi gibi küresel güvenlik açısından kritik organizasyonların Ankara’da düzenlenmesi, Türkiye’nin diplomatik görünürlüğünü artırırken; savunma sanayii, enerji güvenliği, bölgesel krizler ve uluslararası arabuluculuk girişimleri de yabancı basının Türkiye’ye yönelik analizlerini daha kapsamlı hale getiriyor.
İsrail Basını: “NATO Üyeliği Türkiye’nin Askerî Gücünü İleri Taşıdı”
Israel Hayom’a konuşan Dr. Assa Ophir, Türkiye’nin NATO üyeliğinin Türk Silahlı Kuvvetleri üzerindeki etkisine ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“NATO’ya katıldığından beri Türk ordusu, ortak tatbikatlara katılma yeteneğinden, standardizasyondan, istihbarat paylaşımından ve dünyanın en gelişmiş ordularıyla birlikte çalışabilirliğin geliştirilmesinden yararlandı. Türkler askeri tehditlere karşı bir savunma ağı alıyorlar.”
Değerlendirme
Bu değerlendirme, NATO üyeliğinin yalnızca ortak savunma garantisi anlamına gelmediğini; eğitim, lojistik, teknoloji, müşterek harekât kabiliyeti ve istihbarat paylaşımı gibi alanlarda da önemli katkılar sunduğunu vurguluyor.
Türkiye, NATO’nun en büyük askerî güçlerinden biri olarak onlarca yıldır ittifakın birçok operasyonunda aktif görev üstlenirken, aynı zamanda kendi savunma kabiliyetlerini geliştirmeye de devam ediyor. Son yıllarda yerli savunma sanayiindeki ilerleme ile NATO standartlarının birlikte yürütülmesi, Türkiye’nin ittifak içindeki konumunu daha da güçlendiren unsurlar arasında gösteriliyor.
SIPRI Verileriyle Dikkat Çeken Savunma Harcamaları
Israel Hayom haberinde, Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine de yer verildi.
Haberde şu ifadeler kullanıldı:
“SIPRI verilerine göre Türkiye’nin savunma sanayisi dünyada 11. sırada yer alıyor ve küresel silah pazarının yüzde 1,8’ini oluşturuyor. Türkiye’nin savunma sanayii ihracatı 2024 yılında yüzde 29, 2025 yılında ise yüzde 48 arttı. Türkiye’nin 2025 yılı askeri harcamaları bir önceki yıla göre reel olarak yüzde 7,2 yükselirken, son 10 yılda savunma bütçesi yüzde 94 büyüdü.”
Değerlendirme
Haberde yer verilen veriler, Türkiye’nin son yıllarda savunma alanında yaptığı yatırımların uluslararası araştırma kuruluşları tarafından da yakından takip edildiğini ortaya koyuyor.
Savunma sanayiindeki büyüme yalnızca askerî kapasiteyi değil; ihracat gelirleri, yüksek teknoloji üretimi, mühendislik altyapısı ve uluslararası iş birlikleri açısından da stratejik önem taşıyor. Özellikle insansız sistemler, elektronik harp teknolojileri ve deniz platformları gibi alanlarda geliştirilen projeler, Türkiye’nin küresel savunma pazarındaki görünürlüğünü artıran başlıca faktörler arasında değerlendiriliyor.
“Komşularının Toplamından Daha Büyük” Değerlendirmesi
Israel Hayom haberinde Türkiye’nin askerî bütçesine ilişkin şu değerlendirme de yer aldı:
“Türkiye artık sadece bir askeri tedarikçi olmayı arzulamıyor, bölgede ve hatta belki de dünyada birinci sınıf bir askeri güç olmayı hedefliyor. Türkiye’nin 2025 yılı askeri harcamaları 30 milyar dolara ulaşarak Yunanistan, Irak, Azerbaycan, Bulgaristan, Ermenistan, Gürcistan ve diğer komşu ülkelerin toplam savunma harcamalarını geride bıraktı.”
Değerlendirme
Gazetenin bu yorumu, Türkiye’nin savunma bütçesindeki artışın bölgesel güç dengeleri üzerindeki etkisine yönelik değerlendirmesini yansıtıyor.
Savunma harcamalarının tek başına askerî üstünlüğü belirlemediği bilinse de; bütçe büyüklüğü, teknoloji yatırımları, eğitim, lojistik kapasite, caydırıcılık ve operasyonel hazırlık açısından önemli göstergeler arasında kabul ediliyor.
Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiinde attığı adımlar, yalnızca kendi güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaya değil; aynı zamanda ihracat kapasitesini artırmaya ve uluslararası savunma projelerinde daha etkin rol almaya yönelik uzun vadeli stratejinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Uluslararası Medyanın Türkiye Analizleri Artıyor
Ankara’da düzenlenen NATO Liderler Zirvesi sonrasında uluslararası basında yayımlanan değerlendirmeler, Türkiye’nin güvenlik, diplomasi ve savunma sanayii alanındaki politikalarının daha yakından izlendiğini ortaya koyuyor.
Israel Hayom’un haberinde yer verilen değerlendirmeler de bu ilginin örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Gazetenin analizleri ve uzman görüşleri, Türkiye’nin son yıllarda artan diplomatik görünürlüğü ile savunma alanındaki dönüşümünün uluslararası kamuoyunda farklı perspektiflerden yorumlandığını gösteriyor.
Bu durum, Ankara’nın yalnızca NATO içinde değil; Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisi, bölgesel kriz yönetimi ve savunma sanayii alanlarında da uluslararası tartışmaların önemli başlıklarından biri haline geldiğini ortaya koyuyor.
Muhabir: Analiz Vakti Haber






















