Bu diziyi sinema-TV tekniği açısından zaman zaman eleştirsem de salı akşamlarımın vazgeçilmezi.
Her ne kadar 53 günlük bir kuşatma ile alınmış olsa ve dizide hikâye edilen olayların bir kısmı bu süreye sığamayacak olsa da çok önemli bir mesaj var aslında.
Dikkat ederseniz İstanbul’un fethi ‘esas mesele’. Sultan Mehmet bu stratejik amaç uğruna nelere göğüs geriyor, neleri sineye çekmek zorunda kalıyor. Çandarlı Halil bütün ihanetlerine ve ordu bozanlığına rağmen ona tahammül ediyor. Sanıyorum o ihanet ve entrikaların tamamı gerçeği yansıtmıyor, senaryo gereği ama fethin başarısından sonra idam edildiği de bir gerçek. Bunun gerekçesi büyük ihtimalle Bizans’tan rüşvet alması. Bu nedenle kuşatmayı akamete uğratmak ve Sultanı orduyu geri çekmek zorunda bırakmak için yapmadığı pislik yok. İşte bu durum bizim günlük politikamızın bir tasviri.
Bakın kimler kimler yanılgıya düşüyor zaman zaman. Mehmet kimler hakkında bile nasıl kuşkulara kapılıyor. Yeri geldiğinde dirayetini nasıl gösteriyor? Aslında Çandarlı’nın ne mal olduğunun farkında ama onun derdi Çandarlı’nın defterini dürmek değil, İstanbul’u almak. Çandarlı nasılsa hallolur.
Bu yönüyle çok dersler çıkarılacak bir dizi. Hırsızı bırakıp ev sahibi dövme meraklılarına, sırf kendi çıkarları için taş koymaya çalışanlara, kendilerini haklı çıkarmak için hataları abartanlara, öfkesine kapılıp yoldan çıkacak olanlara, Bizans’ı bırakıp iç hesaplaşmaya enerji harcayanlara… Daha da pek çok yanlışa örnek pek çok konu var aslında.
Bunu izleyenler de benim gözümle bakıyor mu yoksa benim abarttığımı mı düşünürler bilemem ama ben diziyi bu gözle izliyorum. Kıssadan hisse çıkmayacaksa keçiboynuzu çiğnemenin bir faydası olmaz.






















