1. Haberler
  2. Haber Vakti
  3. “Din” ve “Dil” Yol Ayrımında?

“Din” ve “Dil” Yol Ayrımında?

HÜDAPARMehmet Uçum Neden "Devlet Sözcüsü" rolünde?Kürtçülüğün Kök Arayışı-İnsanlığın pratikte "Din"den daha güçlü/etkinleşmiş bir aidiyet atlası vardır: Dil Milliyetçiliği

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Reklamı kaldır

HÜDAPAR
Mehmet Uçum Neden “Devlet Sözcüsü” rolünde?

  • Kürtçülüğün Kök Arayışı-

İnsanlığın pratikte “Din”den daha güçlü/etkinleşmiş bir aidiyet atlası vardır: Dil Milliyetçiliği. Milliyetçiliğin bütün türlerindeki kök aynıdır: Tek Dil!…

Devletler tarihi çok net bir fotoğraf sunar bize: Devlet dediğin otorite herseyini kaybedebilir ( Vatan, Bayrak, Millet, Devlet) fakat bir şeyini hep korur: Dil

Fakat yine tarihsel gerçeklik bir uyarıda bulunur: Dillerin özgür olması başka bir şeydir/aidiyet refleksidir; Dilin bayrağa, devlete, vatana dönüşecek şekilde kullanılması bambaşka birşeydir.

Vahiy bile kendini indiği toplumun dili üzere inşa eder!… Hatta “Son vahiy” bile sadece “Arapça” üzere kendini inşa etmiştir. Evrensellik ve yayılma öngörüsüne rağmen; başka dile yer vermemiştir Kur’an kendisinde. sembolik olarak bile farklı dillerden bazı ayet örnekleri sunmamıştır. Neden?

Çünkü dil ile otorite arasındaki ilişki “Çok dilli” kurulamaz; kurulsa bile yürütülemez.

Tam da bu çerçevede: Fransız ihtilali sonrası ortaya çıkan bir “Milliyetçilik” anlayışı oldu ki; bu zihniyet “Ulusalcı” içeriğinde tarif edildi. Tam da Mehmet Uçum’un tivitindeki tarif gibi. Tıpkı HÜDA PAR’ın çalıştayda Kürt odaklı tüm cümlelerin de “Ulusalcı” karakter taşıması gibi.

Mehmet Uçum’un Dil felsefesi ve pratiği ile HÜDA PAR’ın dil felsefesi ve pratik talebi birebir aynı. Biri Türkçe diğeri Kürtçe için yapıyor bunu.

HÜDA PAR açık bir “Kemalist” eleştirisi yapıyor; ancak Kürt odaklı konuların çözümünde kullandığı yöntemin kodları “Ulusalcı” karakterin kodları ile aynı. Dolayısıyla Uçum’un “Türkçülük” resmi ile HÜDA PAR’ın Kürtçülük resmi “renk tonlaması ve fırça darbe ritmi paralel duruyor.

HÜDA PAR analizinden bahsetmiyoruz burada. Uçum’un “ihanet” diyerek hedef gösterdiği Çalıştay ile HÜDA PAR’ın son haftalarda yürütülen “PKK Lağvedilsin!” çağrısı sonrası kendine alan açmak adına üstlendiği rolün aslında birebir aynı rol olduğuna dikkat çekmektir.

Kısaca bu rol kodlarını hatırlayalım.

1) ANA DİL; Bir dilin “Ana Dil” olması soy dili anlamında kullanılmaz. Ana dil demek bir dilin otoriteye dönüşmesi sürecindeki gücü ve etkinleşme ağıdır. Osmanlı devletinin ana dili Türkçedir. İçindeki kelime zenginliğinin başka dillerden derlenmiş olması “Türk Devletinin Ana Dili Türkçedir.” gerçeğini, gerçekliğini ispatlar. O nedenle Otorite’nin odağında olan Ana dilin yerine başka dil ihdas etmek veya “Ortak diller” fikri hem gerçekçi değildir hem de sürdürülemez. Bu bağlamda “Kürtçe Dil”inin özgür olması ve etkinleşme hakkı başka bir alandır; Kürtçenin ayrıca Türkçe ile beraber “Otorite Ortağı” olmasını talep etmek bam başka birşeydir.

HÜDA PAR bir eksikliğini görmeli: DİL tarihine ve otorite ile ilişki biçimine hakim değil. HÜDA PAR’ın Dil konusunda bu “yumuşak zemine” düşme sebebi aslında Dini anlayışından kaynaklanmıyor, Kürtler’den taraftar bulmak noktasında ortalıkta etkinleşmiş Kürtçülük haritası içinde kendine alan açmak için kendini bu dili kullanmaya mecbur hissediyor.

Uçum ise tivitinde Dil-Otorite ilişkine atıf yapmakla yetinmek yerine “İhanet-Beka” sözlüğünü kullanarak; kendini Devlet içinde gördüğü kişisel rolünü tahkim etmek derdinde. Oysa Dil-Otorite ilişkisi çok karmaşık değil. Anadolu’da bin yıldır otoritenin kurucu dili Türkçe’dir ve diğer dillerin sahibi halkların bundan rahatsız olduğu vaki değildir. Bu topraklarda Dil-Otorite ilişkisi dışında Türkçe dışındaki diğer halk dillerini yok etmeye uğraşanların ( Kemalistlerde de bu yöntem kullanılmak istenmiştir.) olmasından kaynaklı “ihanet”ler vardır/olmuştur. Nitekim Uçum başka dillerin inkarının da bir ihanet olduğu vurgusuna yönelmemektedir.

Uçum HÜDA PAR’a hatırlatmalar yapmak yerine hedef göstermeyi tercih etmiştir.

Kuşkusuz… PKK’nın sadece terör yöntemleri yoktur; PKK’nın aynı zamanda Kürtçeyi “Otorite Ortağı” yapmak gibi ikinci bir silahı kullanma ısrarı vardır. HÜDA PAR’ın Kürtçe hakkındaki çabasının buna paralel olması tartışmalara sebep olmaktadır. Oysa Kürtçenin Otorite’ye dönüşme çabası zaten özü itibariyle “Kürt Devleti” kurma hedefinin doğal gereğidir. Yani Ulusalcılığın özü olan “Her Dil kendi devletini kursun!… “kışkırtmasından kaynaklanmaktadır olup bitenler.

“Kürt Devleti” hedefi de Dil-Otorite modellemesidir. PKK’nın başından beri terör zihniyeti Din’i de inkar içermiştir. Çözüm sürecinde bundan vazgeçilmiştir.

Neyse…. Dil-Otorite ilişkisinde “Ortak/Eş Dil” çabası bu topraklarda oluşmadı/oluşamaz. Oluşması için Kürtçenin Otorite inşa edebilecek enerjiye ulaşması lazım. Bu ise örgütlerin enerjisini aşar! Tarihsel konjonktür ve kuşaklar enerjisi gerektirir.

2) ANA DİN; Din otorite değil “Millet” oldurma unsurudur. Kuşkusuz bu Din ile Devlet ilişkisini/etkileşimini inkar etmek değildir. Aksine Din’in “Otorite”ye indirgenemeyeceğini hatırlatır. Dolayısıyla Din farklı dilleri bir Arad tutma ve birlikte hareket etme kabiliyetini besler ve ortaya çıkacak Milleti “İslam Birliği” içinde tutar. Kuşkusuz Dil-Otorite ilişkisinin ortaya çıkardığı düzenin İslam’a uygunluğunu da istenir.

HÜDA PAR bir başka “tecrübe eksiliği” ile yüzleşmelidir: İslam düşünce tarihinde Din ve Dil edinimlerin Otorite ile ilişkisine hem felsefi olarak hem de enformasyon açısından hakim değil. Duyarlı ve iyi niyetli olabilir; ancak söz konusu literatüre ve analize hakim değil. Uçum’un ise Din ve Otorite ilişkisi ve etkileşime dair zaten bir hafızası/tecrübesi yok.

Tartışmaya dahil olan Mehmet Metiner Din ve Dil ile Otorite arasındaki denkleme atıflarda bulunsa bile; iki tarafa da meramını anlatması çok zor. Çünkü Metiner daha çok sürece zarar gelmesin ve faturası CB Erdoğan’a yazılmasın derdinde.

SONUÇ; Türkçenin Dil-Otorite ilişkisi bu topraklarda kurucu unsur. Bunu değiştirme çabaları tarih bilmemektir. HÜDA PAR tarihsel okuma performansını gözden geçirmek zorunda. Değilse; “Kürt Devleti” talebini açıktan istemekle sonuçlanacak bir örgütlenmeye düşecek. UÇUM ise Türkçe-Otorite ilişkisine dikkat çekerken ve Kürtçenin bu anlamda ortak edilemeyeceğini söylerken; ısrarla Kemalistlerin ve Devlet Milliyetçilerinin ısrar ettiği “Herkes kendine Türk diyecek!…” diye, yine işi başa sardıran mobingi bize bir kez daha şu gerçeği sunuyor: Otoriteyi parçalamak bu ülkede bir eğlence olmuş!… Veya aymazlık bir alışkanlık.

Oysa Dil-Otorite ilişkisi Dil üzeredir. Hatta “Türk” kelimesinin/kavramının tarihsel bağlamını “Soy değil; Dil-Otorite ilişkisinde Türkçe’yi Devletin ana dili kabul eden; Türk ifadesini de tarihi rol olarak benimseyen geniş kitle” diye tarif edenler bile Otoriteyi pekiştirmek için bunu yaptıklarını zannediyor.

Bu topraklarda Dil-Otorite ilişkisini anlamamış Türkçülük-Kürtçülük akımlarının ve Din-Otorite etkileşimini analiz edememiş “Dinciler-Laikçiler” çevrelerinin bu topraklarda söyleyecekleri tükenmiştir.

Yeni sosyoloji var ve yeni şeyler söylemek lazım!

Analiz:Servet hocaoğulları

“Din” ve “Dil” Yol Ayrımında?
0
Reklamı kaldır

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Analiz Vakti ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Reklamı kaldır