Dindarlık Sosyolojimiz
“Beraat” Belgesini Kimler Alamayacak?” Tartışması
Bera(a)t: Sonunda ceza/mahkum veya mükafat/özgür olunan bir sorumluluğun; ceza/mahkum olunmayacak şekilde sonuçlandığını bir “Belge” ile ortaya koymak.
Kuşkusuz bu belge bir suçlama, tartışma sebebiyle elde edilebileceği gibi; tıpkı “Sicil kağıdı” gibi baştan istenen “Temiz kağıdı” gibi de olabilir. Nitekim; kullandığımız şekliyle:
Mahkemede “Beraat” etmek; “O işten beri (ilgisiz) olmak” en yaygın kullanım. “Temize çıkmak!” ifadesi de aynı içeriği taşır.
Beraat gecesi (kabulü) şu demek: Dindarın söz konusu edilen/gündem kılınan “Dini kim bu hale getirdi!…” suçlamasından temize çıkmasıdır. Yani bir dindarlık ihdası olarak mübarekleştirilmiş “Beraat gecesi”nden amaç/kastedilen şudur/şu olsa gerek: ” Beraat gecen mübarek olsun kardeşim!… Çok şükür Din hakkındaki suçlamalardan ( Dini kim bu hale getirdi! Din diye bunu kim anlattı!…) temize çıktık kardeşim!…” demek.
Kuşkusuz Kur’an’ın üzerinde durduğu ve insanların geneline suç olarak iddianame olarak hazırladığı iki Beraat konusu var: Şirk ve Dini tahrif.
“Beraat” demek; ikisinden de Beraat etme belgesi anlamına gelir.
Mesela bu gece en fazla “Beraat” belgesi getirmek zorunda olanlar listelense sanırım şu üç adres ilk üçe girer: Diyanet, “Din bu!” diye örgütlenmiş Cemaat/Tarikat/Örgüt kümeleri ve tabi her saat Din vaaz eden Youtuber’lar.
Beraat gecesini “Ramazan müjdecisi” diye tariflemenin sebebi de şu olsa gerek: Ramazan ayı boyunca; Kur’an(ın indiği ay) olması sebebiyle; En fazla Kur’an’ın okunduğu, anlaşılmasına gayret edildiği ve toplu halde Kur’an müzakereleri yapıldığından; “Dini neden böyle anladınız ve anlattınız?!” diye Alemlerin Rabbı tarafından sorguya alındığımızda “Beraat” etmek için bize rehberin/ölçünün/temize çıkmak için Kur’an olduğu hatırlatılmış olsa gerek….
Dindarların Din hakkında “Beraat” belgesini almasını zorlaştıran; şahsi gözlemlerini paylaşmak isterim.
1) Dindarlık, atadan/önceki kuşaktan/ toplumdan-kültürden aktarılan gelen ve genel kabul görmüş ÖRF olarak alındığından; yaygın/etkin kabul olması sebebiyle; “Din bu! Onca kuşak/toplum/atalarımız/geleneğimiz yanılmış olamaz!… Bizim Dini tahrif etme ihtimalimiz asla olamaz. En iyi dini anlatan, yaşayan ve yayan biziz!… kabulü.
2) İnsan için “Dindarlık” demek; Dinin sahibinin A planı ( Vahyin Dini) ne olursa olsun; İnsan kendine uyduracak/lehine olacak şekilde bir B planını ( Millileştirilmiş din) işletir. Yani “Din dindarlığa tabi kılınır!” metodu insanoğlunun mayasında var.
3) Dindarlık özü gereği sosyolojik-psikolojik-siyasi etkileşimden örüntülü olduğu için; Dindarlık her çağda, her farklı coğrafya ve kültürde “Kendine özgü dini anlayış” üretme becerisinden ötürü Dine tabiri caizse/benzetme yerinde olacaksa; Dini “Oyun Hamuru” kıvamında elinde/gücü nispetinde istediği şekle sokar ve onu yani şekillenmiş halini kutsar.
4) İnsan güce karşı yatkındır/bağımlıdır. Bireysel yetenekleriyle, emeğiyle elde edemeyeceği güçler için Din’i sermaye/kaldıraç yapmaya yönelir. Bazen bu “Örgüt” ölçeğinde yapılır. “Din adamları” sınıfı veya “Seçilmiş/Mübarek zatlar silsilesi” gibi formaların oluşması bundandır. Bunun olması için kullanılan en yaygın metot şudur: ” Bir alanda biraz bilgi sahibi olan; o alanda daha az bilgi sahibi olanları bulur ve bu bilgi farkını sömürür! Ancak buna sömürü demez. “İlim adresi”, “Manevi seyir defteri”, “Cemaat ruhu” gibi etiketler kullanır. Kuşkusuz bu “Örgüt”ün en şöhreti olanı Devlet mekanizmasıdır.
5) Dindarlık “Çift kulluk”ludur. Yani istediği dindarlığı yaşar fakat buna “Beraat” belgesini yine kendisi verir. Yani “günah çıkaran” da “günahı affeden” de kendisidir. “Günahların affı” konusunda Alemlerin rabbının cömert olduğu doğrudur; ancak Rabbın “Beraat” verdiği ispatlanamayacağından; Dindar kendisine “Beraat” belgesini kendisi dağıtır. Çoğu zaman bu Beraat verme törenini kendisi kurgular ve bazı zatlara bunu verme yetkisini de ihdas eder.
6) Dindar “Beraat” belgesini nedense çoğu zaman; Dini bu hallere getirmekten suçlandığında “Beraat” belgesi almak yerine; bireysel/mahrem günahlarının affını kastederek “Günahların affı” diye indirgemeci davranır. Oysa günahların en büyükleri: Şirk ve Dini tahriftir. Ancak Dindarın geliştirdiği bir “ahiret” anlayışı vardır ve burada “Dinden sorgulanmak” yoktur; Bireysel amellerle sınırlı bir mizan kültü geliştirmiştir. Oysa durum başkadır!.. Dindar öncelikle “Din”den sorguya çekilir! Dinin hallerinden sorgulanır.
Son olarak; Dindarlık “Yorucu” olan herşeyden nefret eder. Dindarın “Din kolaylıktır!” cümlesinden bile kastettiği şudur: “Din adına dindarlık hapları”dır. Öğünü belli haplar. Kültürde buna “İlm-i Hal” denmiştir.
Mesela Düşünce üretimi, özgürlük, adalet, bilim, barış, kalkınma, güvenlik oldukça “Yorucu” işlerdir. O nedenle Dindarlar bu konularda “Vekalet vermek”ten yanadır. Çoğu zaman bu vekâleti almaya yönelen “Uyanık dindarlar” çıkar ve sanki bunlar bir kısım insanlar/dindarlar bunu yapınca toplumdan bu farz/zorunluluk düşüyormuş gibi bir “Dindarlık hiyerarşisi” kuruyorlar. Dindarların bir kesimi/bir kısmı yüceltme işi aslında bu “yorucu” işlerden kendilerini sıyırma tezgahıdır.
Öyleyse…
Madem; bir “Beraat etme” belgesi alma gecesi ihdas edilmiş/tavsiye edilmiş. O zaman hepimiz bu gecede “Dinin bu hallerinden ben sorumlu değilim!…” belgesi almaya çalışalım.
Bu işten temiz çıkmak; cidden büyük bir kurtuluş/mükafat olacaktır.
Yok kastedilen; bütün gecelerde aynı ile tekrarlanan; sadece “Bireysel günahlar / İbadet eksiliği/Haramlar v.s.. gibi “Bencil” günahların affı ise; Alemlerin Rabbının tövbe cömertliği karşısında kimin haddine cümle kurmak!
Yok bu geceden kastedilen “Dinin mevcut durumundan ben sorumlu değilim!…” belgesi almaksa; o zaman ilk üç sırada olan Diyanet, Örgütlü dindarları ( Cemaat-Tarikat-Çevre v.b.) ve arkasına kütüphane dekoru koyup Din vaaz eden “Youtuber” arkadaşlar olmak üzere hepimiz kendimiz için bir Beraat belgesi talep edelim!… Bakalım; kimlerin eli boş dönecek!…
Ha.. bu arada; listeye “iktidar”da olanları koymadım. Onlar liste dışı. Çünkü onların bu belgeyi alma sorgu süreci “Özel” bir süreç… Orada işler çok daha çetin!…






















