Deprem dedik.. Hazır mıyız dedik… Müzakere edelim dedik… Aşağıdaki yazıyı yazdık. Deprem yaşandı!… Üstelik Bursa’da.. Merkez Nilüfer’de… Bataklık üzere kurulmuş bir Kent’te!… Allah muhafaza etsin!… Yazımız bir çağrı!
“Bu100denTürkiye” Müzakereleri Başlıyor!.
- Müzakere için Bekliyoruz!-
Bir Otel yangınında boğulan Türkiye!
Sahi!… Kentleri yani “Mega Otel” olarak kentleri, kim denetliyor? Sahi.. Kentlere ruhsatı veren adresler hangileri? Sadece deprem, yangın ve sel durumunda değil; işsizlik, adaletsizlik, sömürü de can alıyor; o zaman soruşturma açan “Kent savcıları” devreye giriyor mu?
Bir otelde yangın tüpü, yönlendirme ışıkları, tahliye koridoru, acil müdahale ekibi, alarm zili arayan sevgili Türkiye’miz!
Sahi her an gerçekleşmesini beklediğimiz İstanbul-Sakarya-Bursa-Tekirdağ illerine diz çöktürecek deprem için; hangi rezerv alanları hazırlandı; tahliyeyi zorlaştıracak hangi metruk veya yüksek katlı riskli alanlar yıkıldı. Milyonlarca insanın yaşadığı illerde deprem nedeniyle oluşacak enkaz veya çıkacak yangın için kaç bin ekip hazır; karda veya yaz sıcağında milyonlarca insan hangi barınak-çadır içinde tutulacak? Sahi bu arada yönlendirme levhaları, gece yarısı ise gökyüzünden bile görülebilecek aydınlatma-yönlendirme levhaları hazır mı? Hayatta kalması durumunda aktifleştirilecek her alanda uzman, teknisyen, akademisyen insanlarımız aylardır belirli periyodlarla eğitim ve tatbikat içindeler mi?…. Tabi ki Hayır!. Yok!
Neden?
Çünkü Kent dediğin şey insanı zehirleyen, kışkırtan ve kendine bağımlı hale getiren bir “Kapital/Çıkar Akidesi” süreci… Göçü davet eden ve bir “Standart hayat” ilüzyonu ile milyonları bina stoğu gibi bir alan yığarak insan stoğuna çeviren ve bir azınlığın sömürge ağını attığı alan…
Bir otel içinde bin tane ihmal, bin tane kurnazlık, bin tane çıkar ilişkisi… Üstünde tepinen algı oyunları ve yandaşlık misyonu üzere oturup kalkan bir ana akım medyamız var…. 6 Şubat depreminde de aynısı yapılmıştı. Gelecekte yaşanacak tüm afetlerde de aynısı olacak.
Sosyal medya dersen; orası zaten “merdiven altı bilgi fuhşu” adresi olmuş… Tatminsiz ve beleşçi tipolojilerin krallıklarını ilan ettiği bir “İnsan atığı” yani kişilik çöplüğü olmuş; üstelik hayatın, kentin merkezinde duran…bir insan atığı. Bir de bu çöplükten geçinen bir o kadar sahte fenomen kuşlar!…
Fakat.. Bütün Türkiye deprem fay hatları üzerinde sallanırken; risk her ilde varken; iktidarıyla, muhalefetiyle… ortak bir yönlendirme levhası mutabakatı var: Her yerde; her kentte her fırsatta kendi resmini sabahtan akşama kadar “algı garantidir!…” diyerek alakalı alakasız her konu için kendi PR’ını yapmakla meşgul bir “Kent ikonları” şenliğimiz var!…
Bilerek veya bilmeyerek; bir rutin ajans oyunu sanılarak; veya dikkatlerden uzak ve tartışılmadığı içn herkesin, her kesimin alışkanlık edindiği; bir “Kent İkonu” olma edinimi var…
Tüketime yönelik markalardan tutun da; algı oyunları için düzenlenmiş projelere, tüketici avına çıkmış mesken oligarklarına kadar… Üstelik bu kampanyaya Şehr-i Emin olması gereken yerel yöneticilerin de katılması ayrı bir yanlışlık…
Türkiye’yi son bir yılda gezerken gördüğüm tek tedbir vardı: İktidarıyla, muhalefetiyle fark etmiyor… Kariyer için tedbirler!… bir kent geleneği kılınmış. Öncülüğünü de seçilenler yapıyor!…
Sabah evden çıkıp eve dönene kadar; her köşede, her caddede, her manzarada kendisinin görülmesini bir “kent yönetme kurnazlığı” olarak bellemiş; Şehr-i Emin yerine Kent-i Zemin olmayı kendine PR bilmiş bir “Kent ikonu” modası oluşmuş…
Dikkatinizi çekerim; Reklamdan, ajanstan, alışık PR’dan bahsetmiyoruz… Hizmet propagandasından bahsetmiyoruz!… Bizim bahsettiğimiz şudur: Kentler birer Mega Otel”dir… Otel için tedbirler gibi; Kentler için de tedbirler var; standartlar var… Bunlara odaklanmak ve farkındalık eksenli “görünümler” yerine kendini ikonlaştırma bağımlılığına düşmüş tipik kent alışkanlığına dikkat çekmek istiyoruz…
Düşünsenize; Otel’in her katında, her odada, her masada otel sahibin fotoğrafı var… Fakat Otel en ufak bir kıvılcımla kül oluyor onlarca can alıyor…
İşte Kentlerimizi de yani Mega Otel’imizi de tedbirsiz bırakan; fakat sorumlular olarak yüzlerini bol fotoğraflı kılma kültürü (!) içinde hem kendini hem kentliyi boğuyor…
Sonuç olarak; Dediğimiz gibi; Kentler birer “Mega Otel” zaten…
Hepimiz içindeyiz.
Kentlerin de uymak zorunda olduğu yasalar, standartlar ve “hayat ruhsatı” alabilmesi için gereken koşullar var!…Bunları sağlamaktan birinci dereceden sorumlu adresler, kişiler var!
Fakat… Ne acı ki! Otel yangını olmasaydı ve can kayıpları olmasaydı; 40 yıldır bu otelde zaten kimse ne yangın tüpüne ne yağmur sistemine ne de alarma yönelik bir farkındalık içinde değildi!… Çalışanlar bile Otel yanınca hatırladı bir çok eksikliği!
6 Şubat depremlerinde herkesin herseye hatırlaması ve kısa sürede sebeplerini unutması gibi!…
Çünkü Kent unutturur!…
Kent bir hayat alzahimeri’dir. Kent, modern dönemlerde keşfedilmiş en büyük sosyolojik uyuşturucudur.
Kent insanın keşfettiği kitlesel intihar türüdür!
Kentin her köşesine kendi resmini koyarak dünyada ve ahirette kurtulacağını sanmak; bir intihar gösterisindeki konfeti gibidir; parlar ve söner!…
Çözüm: “Ey iman edenler; iman edin!…” akidesi gibi; “Ey şehirler! tekrar şehir olun!” dememiz gerektiriyor. Çünkü ne zamanki insanlık Şehir’i terk etti ve Kentleşmeye yöneldi; ve kirlendi dünya!
Şehr-i Emin’ler mi? Onlar insana dokunmak, hayatı olgunlaştırmak ve Şehrin unsurlarını yaşatmakla meşguldü!… Kent gelince; Şehr-i Emin’lerin de kanına girdi!… Hepsi artık şehri kendine hizmet ettiren bir “Kent ikonu” olma sevdasında!
Kentleri müzakereye açalım artık!






















