ÇİN KAÇ ZEKA UZAKTA!
ÇİN’in TÜRKİYE AJANDASI
- CB Erdoğan iÇİN Önemi-
Anadolu Türk’lerinin ve özelde Anadolu Müslümanlığının hafızasında ÇİN ve kültürü yoktur. Bunun iki ana nedeni var. Coğrafya ve İnanç. İki nedenle de fersah fersah uzaktır bir birine…
Coğrafya ve İnancın “UZAK” düştüğü ilişkilerde strateji olmaz; olsa da sürdürülemez!…
Peki o zaman Anadolu Türklerindeki/Müslümanlardaki “Amerikancı”lığa ne diyeceğiz?! Coğrafyası ve inancı uzak olmasına rağmen! Neden Amerikancılık bu topraklara “YAKIN”dır!..
Amerikancılığın bu topraklara yakın/yakınlaştırılmış olmasının iki nedeni var: İngilizler ve Yahudiler!
Anadolu topraklarının ÇİN ile ilgili “en yakın/yakında hissetme” durumu; Soğuk savaş dönemindeki Komünizm/Sosyalizm/MAO’culuk rüzgarıdır.
Komünizm/Sosyalizm/MAOizm özü itibariyle “Milliyetçiliğe karşı kazanılmış kültür/Ekin devrimi”dir. Yani iddia olarak “Toprağı devlete ait olmaktan çıkarıp halka ait kılma” ideolojisidir. Tabi kısa sürede anlaşıldı ki aslında “Halk devrimi=Devlet Milliyetçiliği”dir.
Türk Sol’unun Uzak sevdasıdır/sevdası oldu aynı zamanda ÇİN!…
Bu toprakların ÇİN ile ikinci “hissedildi!” durumu şudur: Made in Chına. Çekirge sürüsü gibi, ekine dalar gibi, piyasaya dalan Çin malları.
Biraz ideoloji çokça Çin malı dışında bu toprakların hafızasında Çin yoktur! Bir de bir türlü sesini duyuramayan Uygur Türklerinin Çin mezalimine yönelik kamuoyu oluşturma gayretleri…. Hasılı; bu toprakların sicilinde/etkinleşme tarihinde ÇİN yok!… Hevesi de yok bu toprakların! Çünkü; olsa da hevesi kursağında kalır! Bünye atar!… Neden? Çünkü bu toprakları, yüzlerce, binlerce kez sürmüş bir İngiliz ve Yahudi projeksiyonu var. Zatem İngiliz ve Yahudilerin toplamı ABD eder!… Yani etikette “Amerikancı”lığa alıştırılmıştır bu topraklar!… O nedenle; ABD ( İngilizler ve Yahudiler )bu topraklarda “ÇİN RÜYASI” bile görülmesine izin vermezler!
Peki, Türkiye “Bağımsız” değil mi?
Şimdi “Bağımsız” kavramının içeriğini ve sınırlarını nasıl tarif ettiğinize göre; değişir. Protokolde Türkiye “Bağımsız Ülke” olarak muamele görür. Devleti de halkı da askeri boyundurluk-işgal noktasında “Bağımsızlık” aşığıdır! Tarih boyunca da; işgal durumuna direnç noktasında destansı bir bağımsızlığı vardır. Fakat bu aşk;Ekonomide, Kültürde, Eğitimde, Sanayii de, Düşün-Kültür-Sanat’ta, Savunma Sanayiinde, Teknolojide, Sağlıkta… etkin, bağımsız, güçlü olmak noktasında…. daha çok “kara sevda” gibi tek taraflı kalabilmektedir.
Maalesef…Fakat; iş/oluş; Ekonomide, Kültürde, Eğitimde, Sanayii de, Düşün-Kültür-Sanat’ta, Savunma Sanayiinde, Teknolojide, Sağlıkta… kendi ürünlerine, sistemine, modeline, etkinleşmeye, ihracat-ithalat gücüne, “Made in Türkiye” listesine, insan ve finans kaynağına bakıldığında; ne kadar Bağımsız, etkin ve güçlü olduğu noktasında tablo ortaya konduğunda; hepimizin takdirinde… Malumu ilana gerek yok.
Peki, Atatürk’ten başlayarak CB Erdoğan’a kadar her alanda etkin, bağımsız, güçlü olmak ve kalmak adına; ABD’ye rağmen ( Yani İngilizlere ve Yahudilere rağmen ) alınan mesafe yok mu? Bağımsızlık yolunda bir iyileşme, etkinleşme, güçlenme yok mu? Var! Tabi ki var!… Olmaya da devam edecek!
Ancak… Amerikancılık ( İngilizler ve Yahudilerle uyumlu-uzlaşmacı ve ABD çıkarlarına eşlik edicilik…) bu topraklarda “Bağımlılık” tekniğinde bir alışkanlık olarak var!…
Amerikancılığı bir bilinç/ısrarlı tercih olarak seçen ve de “geleceğin garantörlüğü” gören, bilen, inanan ve bunu savunan hem Devlet hem halk içinde hatırılı sayılır/hatıra sayan bir güç var.
Mesela CHP mutlak Amerikancıdır!….
Mesela Muhalafet Butlan Amerikancıdır!…
Mesela AK Parti içinde de ciddi Amerikancılık damarı ( AKP) vardır!…
O zaman; Ne iÇİN uzak doğudayız?!
Küreselleşmede kırılma var; Ondan!
Amerikancılık fetret dönemine girdi!… Ondan.
Çin’i hesaba katmayan yakın-orta vadede hasar alır! Ondan.
Çin’in Türkiye üzerinde sürdürdüğü hesaplar var! Ondan.
Küreselleşme Çin merkezine kayıyor; Zorunlu muhatap! Ondan.
Hatta bir ara CB Erdoğan, ciddi ciddi şunu düşündü/denedi: Amerikancılığın panzehiri ÇİN!…
Bir ara… Bakan sayın Nebati’nin “Epistemolojik kopuş yaşıyoruz!…” derken aslında kastettiği; ekonominin yüzü/indeksi Çin’e doğru rotalanıyor!…idi.
Kaldı ki… Anadolu topraklarında Çin’in muazzam çalışmaları var!… Fakat biz ne Çince tabelalar görüyoruz ne de çekik gözlüler!… Neden? Cevabı çok net: Ne diyordu Çin’in başkanı Şi Cinping:
” Biz dünyanın Amerikası olmayacağız!…”.
Bu şu demek: Amerikancı hissi verecek görüntü, izlenim, metot, tarz uygulamayacağız! “İşimiz Çin işi olacak!”.
Sahi “Çin işi!…” nedir, nasıldır, niçindir?
- Rusya-Türkiye Aynı Gemide –
Bizce senaryo şu: Trump için;
Kuzeyden Güneye: Rusya-Türkiye-İsrail İttifakı.
Batıdan Doğuya: Güney Kıbrıs – Kürtler – Azerbeycan ittifakı.
Fakat AB bu Trump senaryosuna itiraz ediyor. Trump AB’ye rağmen bu senaryoda ısrarlı.
Putin bu senaryoya iki nedenle sıcak bakıyor.
Birincisi; Çin’in AB ile ilişkilerinde kilit rol oynayacak.
İkincisi; Kırım dahil Ukrayna’dan hatırı sayılır toprak alacak!…
Ancak; bizde Amerikancılık ne kadar “zorunlu eksen” ise… Putin için de Çin ile stratejik ittifak ( Çincilik düzeyinde değil!…) aynı şey. O nedenle işi çok zor Putin’in.
Yalnız Putin’in aklında “İyi Polis – Kötü Polis” oyunu var! Ve vardiya arkadaşı olarak gördüğü kişi. Erdoğan!
Bu şu demek: Türkiye’nin NATO üyesi kalarak; Batı’da kalmaya devam ederek; Hatta “Yumuşak Amerikancılık” damarına basmadan; Asya ile ilişkilerinde kazançlar elde etmesi ancak Putin ile bu oyunu oynamaktan geçiyor!…
O nedenle şu keskin cümleyi tereddütsüz kurabilirim: Erdoğan ve Putin arasında bir “Çok merkezli dünyada stratejik müttefiklik” var!…
ABD ise Rusya’nın Çin ile ilişkilerindeki altın halkaları tek tek koparmak istiyor. Azerbeycan koparılmak istenen en zayıf halka!…
Türkiye’nin Asya ilişkileri “Ticari ilişkiler” dışında ne varlık göstere bilir ne de başka seçeneklere yönelebilecek durumda. Ancak Erdoğan’ın bir stratejisi var: Dublör kullanmak! Ve dublör: Putin!
Putin için de dublör: Erdoğan!…
Unutmayalım. Türkiye’den Çin’e ulaşıncaya kadar ki tüm ülkelerde Rusya etkisi var!…
Erdoğan’ın Türkiye’yi Asya grubuna sokması ne kadar muhal ise; Putinin de Rusya’yı Batı’ya sokması o kadar muhal!…
O zaman Türkiye ve Rusya bir biri için “Köprü” durumda!…
Üstelik Erdoğan ve Putin ittifakı; “Köprüden geçinceye kadar!…” değil.
( Ne diyordu; Özgür Özel: “İktidara geldiğimizde ilk işimiz Rusya ve Çin’e Nato ülkesi olduğumuzu hatırlatmak olacak!…”. Adam gerçekten zır cahil!…)
Bu işte en karlı Şi Cinping: Elinde iki kart birden var: Erdoğan ve Putin!…
Bu arada: Rusya Türkiye ilişkisinin Turizm, Tarım, Nükleer başta olmak üzere her alanda aldığı mesafeyi unutmayalım!…
Onun için Trump: Rusya-Türkiye-İsrail ittifakı için reddedilmesi zor teklifler hazırladı!… Bizim iddiamız: bu ittifak da tam mutabakat var!…
-Liderlerin İktidar Hikayesi-
Erdoğan, Putin ve Şi Cinping aynı roldeler: Devlet için gerekli lider!
“Devlet için Lider” daha çok Asya tipi lider olarak resimlenir; Ve kuşkusuz bunu Batı dünyası yapar. Hatta Batı dünyası açısından “Devlet Lideri” de “Halk Lideri” de sorunludur! Asıl olması gereken “Demokrasi Lideri”dir!… Yani ne halka ne devlete ait olmayan; bir çeşit “Demokrasi direktörü” lider tipolojisidir! Neden?
Buna verilen iki cevap var:
Birincisi: “Lider değil sistem önemlidir!…”. iddiası/projeksiyonu
İkincisi: Küresel güçlere hizmet edecek model halkı ve devleti yüceltmeyen ve de ikisine ait-angaje olmayan düzenlerdir. O nedenle bir Truva atı olarak “Demokrasi Liderliği” daha kullanışlıdır; küresel güçler için.
Şahsen benim gözlemim: Küresel güçlerin bu topraklarda ısrarla kurmaya çalıştığı fakat bir türlü oturtamadığı düzen; ikincisidir! Yani küresel güçlere hizmet edecek formda; oyun hamuru gibi istenildiği şekle sokulan model: Demokrasi Liderliği!
Dünya birinci ve ikinci dünya savaşı sonrasında; İngilizlerin, Yahudilerin ve bunların toplamından fazlası olan ABD’nin özellikle Asya ülkelerine yönelik yürüttükleri “Demokrasi Liderliği” projesinin aslında bir sömürge yöntemi olduğunu ağır bedeller ödeyerek yaşadılar!
Kuşkusuz Avrupa merkezli yürütülen bir de felsefi sömürgecilik var; bu Demokrasi liderliğinin arkasında duran: Ne diyor Avrupa rönesansı ve Fransız devrimi öncüsü düşün, kültür, sanat insanları? Şunu diyor: ” Asya coğrafyası ( Türkiye’yi de dahil ediyorlar tabi) coğrafyasıyla, tarihiyle, halkıyla, kültürüyle, inançlarıyla özü itibariyle ne demokratik olabilir ne de sivil toplum var edebilir; ne sitem kurabilir ne de sürdürülebilir demokratik toplum inşa edebilir! Çünkü “Lider dogması” üzeredir; ya devlet veya halk lideri üretmektedir!… O nedenle “Sistem” de kuramazlar!….”.
Asya ülkelerinde ( Türkiye dahildir buna) Batıcı ( Uşak ruhlu kesimler kastediliyor…) sosyal tabakalar da bu tezgahın içindedir; ne zaman halk veya devlet bir lider benimsese; sürekli o lidere karşı kara propaganda yaparlar: Diktatör!… Tek Adam!
Fakat çok ilginç ve ironik olan; aynı Batıcı çevreler konu Atatürk olunca: “Büyük Lider!” derler. Oysa Atatürk de “Demokrasi lideri” değildir. Önce Osmanlı devleti tarafından onay görmüş, benimsenmiş ve Kurtuluş savaşında etkinleştirilmiş bir “Devlet Lideri”dir. Ardından Kuvva-i Milliye tarafından ( itiraz ede çevreler olmakla beraber) doğal seyrinde “Halk Lideri” olarak da benimsenmiştir. Peki bu çelişki ve ironi neden? Çünkü CHP Atatürk’ün ölümünden sonra hızla anti emperyalist çizgiden Batıcı çizgiye doğru dönüştürülmüştür…
Neyse… eksenimize dönelim. Putin, Erdoğan ve Şi Cinping
Bu üç lider Asya lideri tipolojisi üzeredir. Ancak Battının kara propagandasını yaptığı ve resmini çizdiği şablonda değil. Yani demokratik yolla seçilseler de; ya halk ya da devlet lideri tipolojisindedir. Belki olgunluk-ustalık dönemlerinde hem halk hem devlet lideridirler.
Tamamen şahsi gözlemimdir: Trump bu tipolojiye öykünmektedir! Hatta ABD içinde halk ve devlet lideri tipolojisi arayışı bile var!…derim.
Fakat Asya’nın bir sorunu var: Sistem! Batı dünyasının tecrübe ettiği ve nimetlerini tükettiği “Sistem” noktasında daha yeni yeni Batı tecrübesine yakınlaşıyor. Hatta Çin’in de “Çin usulü modernleşme” projesi de bu olsa gerek.
Peki Sistem derken ne kastediyoruz? “Tek adama bağlı olmayan!” mı: Hayır! “Partiler gider gelir; sistem kalır!” anlamında mı? Buna yakın ancak tam bu da değil!…
Sistem dediğimiz şey Yatay ve Dikey arasındaki ivmeyi “Bilimsel ve Sürdürülebilir” kılarak değişimi önden yakalayan bir modeldir. Başka bir yazı da açarız inşallah!
Sadede gelirsek; Şahsi iddiamız şudur: Trump Asya liderleriyle ve Asya tipolojisinde dünyaya denge getirmeye çalışıyor!…
ABD’nin içinden Trump için söylenen “Sağı-soloı belli değil! Megaloman… Otokratik hevesli..” gibi yaftalamalar, demokratların/küreselcilerin tezgahından ibarettir. Aksine Trump ABD devleti tarafından örgütlenmiş biridir ve Asya ile denge için etkinleştirilmektedir.
Asya tipi liderliğin ( Halk veya devlet liderliğinin ) aynı zamanda sistem kurabileceğine dair bir tarihsel rol model yükseliyor: Çin!
Fakat Çin bu rol modeli küreselleştirmek noktasında yalnız hareket etmek istemiyor! Putin ve Erdoğan bu nedenle çok önemli!
Ancak… Erdoğan da Putin de bir krizde: Sistem!
Sistemi kuramazlarsa; Erdoğan da Putin de Çin’in ticaret şubesi kalırlar!… Küreselcilerin de tezgahı!
Erdoğan’ın sistem kurması/kurma çabasını noktalaması için, bir dönem daha iktidarda kalması gerekiyor. Zaten devlet bunu istediği için 2023 de kazandı!… Yine öyle olacak!.
Peki bir dönem daha Sistem için yeter mi? tartışmak lazım: Çünkü sistemden ne anladığımız önemli!…
Bu arada bir merakı da giderelim: Trump’ın projesinde Putin ve Erdoğan’ın lider kalması var!…






















