Hiç gerçek darbelere ‘darbe’ dediklerini duydunuz mu?
27 Mayıs ‘Anayasa ve Hürriyet Bayramıydı’.
28 Şubat ‘demokrasiye balans ayarı’.
15 Temmuz ise ‘tiyatro’.
12 Mart hükümetleri CHP liler tarafından kurulmuş, bu hükümetlere bakan vermişler. 12 Eylül’de ise genel başkanları hem görevinden hem de partisinden istifa ederek sonradan da başka parti kumuştur. Genel başkanı olduğu partisinden neden illallah etsin ki.
CHP’ye karşı, 12 Eylül’de ‘ayıp olmasın’ diye diğer partilerle birlikte kapatılması, bir de TÜSİAD’ın Ecevit’e karşı gazete ilanları dışında CHP’ye karşı yapılmış tek bir darbe, muhtıra vs gibi vesayet uygulaması yok. TÜSİAD’ın tavrı da CHP’ye değil, Ecevit’e karşıydı. CHP genelde darbelerin baş tacı.
Bu da onları arsızlaştırıyor. Olmadık olmadık darbe kavramları üretiyorlar. Bunlardan çok kullandıkları ‘sivil darbe’. Sanki askeri darbelere çok karşı durmuşlar gibi ikide bir buna maruz kaldıklarını öne sürüyorlar. Özgür bey diyor ki ‘geleceğin cumhurbaşkanına darbe yapılıyor’. Breh, breh, breh… Hani derler ya ‘çüşünüz’. Daha resmen aday olmamış, seçime girmemiş, yakında seçim ihtimali bile yok, ama bu zata darbe yapılıyor.
Bunlar 15 Temmuz’a da ‘kontrollü darbe’ diyorlar. Hatta daha ileri gidip darbecilere karşı önlemler için ilan edilen OHAL’e ‘asıl darbe’ diyorlar. Davutoğlu’nun istifası bile ‘sivil darbe’. Başbakanken davul gibi çaldıkları Davutoğlu’na, istifa edince darbe yapılmış oluyor.
Neden böyleler? Çünkü bu millet darbelerden çok çekti. Darbeciliğe öylesine kinlendi ki sonuncusunda sokaklara dökülüp hem darbecilerin hem destekçilerinin ağzının payını verdi. Peki halk bu işi yaparken CHP neredeydi? Genel başkanları kahve muhabbetinde, taraftarları bankamatik kuyruklarında, tankları alkışlamakta, sala verilen camilerin camını çerçevesini indirmekteydi.
Darbe kavramını sulandırmaya çalışmalarının sebebi sadece halkın tepkisini çeken bir kavramı kullanmaya çalışmak değildir. Asıl mesele darbecilikle nasıl içli dışlı olduklarını gizlemek içindir. Hani diyecekler ki ‘bakın biz de darbe karşıtıyız’. Maalesef o darbe dedikleri şeyler değil, asıl darbelere karşı çıkılsın da boylarının ölçüsünü görelim. Örneğin 1980 darbe Anayasasının çöpe atılıp bir sivil anayasa yapılmasına var mısınız yok musunuz? Disiplinsizlikten tardedilmiş kıçı kırık 5 teğmenin hadsizliğine sahip çıkacaksın sonra da saçma sapan darbe kavramları üreteceksin. Bir de kötü espri yapayım ‘buna sadece Kadir inanır’.
CHP TARZI POLİTİKA
Petrol tankeri ile sebze- meyve taşındığı faturası kesilmiş.
‘Erdoğan şunları silkeleyin’ dedi.
İmamoğlu’nun diploması şaibeli.
‘Geleceğin cumhurbaşkanına darbe yapılıyor’.
Teğmenler disiplinsizlik yaptı ve ordudan atıldı.
‘Ey Kara ve Deniz kuvvetleri komutanları, ne yaptığınızı biliyorum. Hesap sormak üzere bir kenara not ettim’.
Bilirkişiye telefon açılıp rızası ve bilgisi olmadan konuşmayı kayda alıp yayınlamak suçtur. (Bu arada, yayınlanan konuşmada da bilirkişiyi kötüleyebilecek tek bir cümle yok.)
‘Basın, ifade özgürlüğü, gazetecilik refleksi, ben yapmadım öteki yaptı, gazeteciler göz altına alınıyor’ ıvır zıvır.
Neredeyse tüm açıklamaları bu tarz. Konuyu aydınlatıcı bir şey yok, topu taca atma var. Fahiş fiyatlı konserler, kaçak villalar, İzmir Körfezinin rezaleti, cenaze levazımatı vurgunu, yanan otobüsler, çalışmayan metro teçhizatı, yarı fiyatına satılan benzinlik, tek katılımlı pazarlık usulü ihaleler vs vs… Bunlar hepsi ‘Erdoğan’ın kumpası’.
Aslında bir vodvil izliyoruz. ‘Bu nedir’ denilen bir soruya verilen cevapların hiçbirinde ‘şundan dolayı’ diye tatmin edici bir açıklama yok. Sorunun muhatapları üç maymunu oynuyor. Erdoğan’a bulaştıramayacak bir şey olduğunda ‘içimizdeki satın alınmışlar’ mavrası. Çok sıkışınca da ‘Biz Atatürkçüyüz, laikiz, çağdaşız’.
Hani bir fıkra var; Genel müdür istifa etmiş görevi devrederken yerine gelene üzerleri numaralı üç kapalı zarf bırakmış.
‘İşler kötülediğinde sırasıyla açarsın’ demiş.
Günler geçmiş şirkette işler kötüye gitmeye, genel müdür, çalışanları ve patronları tarafından sıkıştırılmaya başlamış hemen 1 numarayı açmış.
‘Rakipleri suçla’. ‘İyi fikir diye düşünmüş ve rakip firmaların kendi şirketi üzerinde nasıl oyunlar düzenlediği ile ilgili bir sürü hikâye ortaya atıp uzun bir süre idare etmiş. Lakin bir süre sonra yine çuvallamış bu kez de ikinciyi açmış. ‘Çalışanları suçla.’ O da öyle yapmış, bütün alt kadrosuna mailler atıp vermiş veriştirmiş, patronlara da nasıl tedbirler aldığını anlatmış. Bir süre daha idare etmiş. Asıl sorun kendisi olduğundan yeniden çuvallamış ve üçüncü mektubu açmış. ‘Patronlar seni kovmadan otur üç mektup ve istifanı yaz’.
Acaba CHP hangi aşamada?






















