CHP’de çürüme ve yozlaşma öyle bir düzeye varmıştır ki artık kendi içinden de bu düzene karşı sesler yükselmeye başladı. Peki nasıl oluyor da bu eğilim, CHP içinde güçlenip hakimiyet kurabiliyor ve onu kendi zenginleşmesi için bir araç haline dönüştürebiliyor? Bütün bu gerçekliğin ortaya dökülmesine rağmen hâlâ önemli bir toplumsal desteğe nasıl sahip olabiliyor?
Tabi bunun bir sosyolojisi var. Öncelikle CHP’de bir rant düzenini egemen kılanlar, bununla kendilerine bir taban oluşturabilmişlerdir. Ellerindeki imkânları kullanarak kendi akraba ve eş-dost çevresinden başlamak üzere belirli bir kesimi yemlemektedirler. Bu düzen, destekçi medyaya kadar uzanmaktadır. Bu yolla kurultay kazanılmış, düzeni güçlendirecek şekilde belediyelere kadrolar yerleştirilmiştir.
Asıl önemli destek ise kendisine seküler diyen, giderek daha fazla İslam karşıtlığına dönüşen, kabaca siyasi İslam’ın temsilcisi olarak görülen Erdoğan düşmanlığında somutlaşan batıcı düşünceden gelmektedir. Bu kesim zemin kaybettikçe son sığınak olarak gördüğü CHP’ye, bütün olumsuzluklarına rağmen koşulsuz desteğini sürdürmektedir.
Hayatın pratiği içerisinde ‘Batı Medeniyeti’ anlayışının defoları ortaya çıktı. Sömürgecilik ve yağmacılık üzerine inşa edilmiş, Mehmet Akif’in ‘tek dişi kalmış canavar’ dediği bu medeniyet, ekonomik ve siyasi zorluklarla karşılaşınca gerçek yüzünü göstererek saldırgan ve yağmacı yönünü açıktan ortaya çıkardı. Kendi değerlerini bile inkâr noktasına vardı. Daha doğrusu o değerlerin sadece kendileri için olduğu, mazlum halkları kapsamadığı gerçeğini gösterdi
Bu durum ülkemize de yansıdı ve batıcı düşünce irtifa kaybetmeye başladı. Böyle olunca da tutuculuğu, hırçınlığı, pervasızlığı arttı. Toplumsal gelişme karşısında her geçen gün daha fazla yanlışlandıkça son ‘kale’ olarak gördüğü CHP’ye sarıldı. Bunu somut olarak son genel seçimde ‘Altılı Masa’ olarak gördük.
CHP’de bir grup kadro ise bu kesimin kaygılarını, endişelerini, zaman içerisinde zayıflamakta olan batıcı değerlere bağlılığını kullanarak parti içinde hâkimiyeti ele geçirdi ve kendi düzenini kurdu. Bunu korumak için de yargıya ve yürütmeye karşı daha fazla saldırganlaşmaktadırlar. Bu iki demokratik gücün iş birliği içinde olduğunu söylemektedirler. Böylelikle kendi kusurlarını örtmek, ele geçirdikleri imkânları kaybetmemek istemektedirler.
Bu tarzın ülke genelinde siyasi başarısı mümkün değildir. Çünkü tarihsel gelişme o yönde değil. Üstelik gerçek yüzleri ortaya çıktıkça ahlaksal olarak da daha fazla deforme oluyorlar. Kandırdıkları taban daralıyor. CHP bu şekilde devam ettiği sürece itibar ve toplumsal destek kaybetmeye devam edecek. Son seçimlerde aldığı oy oranı kendi oyu değildir. Önemli bir kısmı DEM Parti desteğidir. Bir kısmı da İYİ Partiden devşirmedir. Bu destekleri sağlamak başarıdır ama yol ayrımına gelindiğinde sürekliliği olmayacaktır.
Tamamlarsak bir muhalefet partisi olarak CHP doğru bir noktada değil. Ülke yararına olan her şeye karşı çıkan, bununla ülke kalkınmasının ve ulusal çıkarların karşısında konumlanan bir durum onu da daha fazla çözümsüzlüğe ve deformasyona uğratacak. Tarihsel gerçeklik karşısında alabileceği gerçekçi tutum onu belki iktidar alternatifi haline getirmeyecek ama en azından saygınlığını korumasını ve kendini geleceğe taşıyabilmesini sağlayabilecek. Bunu yapabilecek iradeye sahip olup olmadığını da hep birlikte izleyeceğiz.






















