- Muhalefette AK Partiye “Kuş” Bakışı-
- Bir ( Gizli) İttifakın Anatomisi-
Sekülerleşme ( Dünyevileşmeyi dünya gözüyle yürütme sanatı) bir “Kentleşme” meyvesidir. O nedenle sekülerleşme “Kentleşmenin yönü”nde gelişir.
Muhafazakarlaşma ( Dünyevileşmeyi “Gelenek” ve kısmen/Müslümanlar açısından “Ahiret” desteğiyle yürütme sanatı ) bir Sosyal Tabakalaşma belirtisidir. O nedenle muhafazakarlaşma sosyal statü-standardı vakumunda olgunlaşır.
“Dünyevileşme gerginliği” genelde seküler ve muhafazakar arasında yaşanmaz; çünkü her seküler muhafazakarlaşmaya; her muhafazakarlaşma da sekülerleşmeye “aç”tır. Dünyevileşme gerginliği daha çok “Kent” ve “Şehir” arasında yaşanır. Çünkü ikisi farklı şeylerdir ve uzlaşamazlarsa ortaya çıkan “Çarpık Kentleşme” ve ” Nostaljik Şehirleşme”dir.
Bu bağlamda en trajedik-paradoksal ve hatta “Görgüsüz”lük süreci yaşayan il Bursa’dır; Sosyolojik zeminde seküler obezite ve kültürel eksende muhafazakar fetişizm durumu var; Ve kuşkusuz bunun ana sebebi yeni yerleşim alanı olan Nilüfer ilçesinin ilin tamamında görülen etkisinden kaynaklanmaktadır.
Doğal olarak 25 yılı aşkındır Nilüfer ilçesinin yerel yöneticisi olan Mustafa Bozbey’in kişisel biyografisi ile Bursa ilinin sicili/bibliyografyası arasında bir “akrabalık/kan bağı” var.
Cümleyi daha da berraklaştıralım: Aslında Mustafa Bozbey’in siyasi sicili ile Kentleşmenin yeni yerleşim alanlarında seküler ve muhafazakarlığı düzleştiren/örtüştüren hikayesi aynı.
Dolayısıyla Mustafa Bozbey isminin aslında Bursa’daki örtülü/gizli bir ittifakın adayı/profili olduğu kesin. Bu cümleyi de netleştirelim: “Mustafa Bozbey de AK Partiye geçecek!…” cümlesi aslında bir ironi!… Zaten “Bozbey” tipolojisi AK Parti politikasının ürünü.
Gelin şimdi bu “Geçişken politikanın ve tipolojinin kodlarını” deşifre edelim.
*** İMAR MUHAFAZAKARLIĞI BOZAR.
Mufazalarlığın sekülerleşmeye eklemlenmesi İMAR PLANI ile paralellik arz eder. Yani Türkiye’de Muhafazakar kültür-kimliğin sekülerleşme serüveni fikir, düşün, sanat veya sanayii üzere değildir; İnşaat üzeredir. Hatta Yıldırım ilçesi gibi “Kaçak yapılaşma” trendi bile merdiven altı da olsa muhafazakarlığın sekülerleşme serüveninin başlangıcıdır. Yıldırım da siyaset çizgisi de bu başlangıç çizgisinden koşuya başlamaktadır. Siyaset kültürü de bu altyapıdadır.
Nilüfer İlçesinin ” Yeni Yerleşim Alanı/Yönü” olması; doğası gereği İMAR PLANI/YAPI STOĞU adresi olması demektir. Zaten Türkiye’de İNŞAAT-TAAHHÜD sektörü sekülerleşmenin profilini düşürse de muhafazakarlıkla uzlaşma alanıdır. Yani “Dünyevileşme” grafiği “Parti üstü yaşam anlayışı” kodludur.
İşte Bozbey’i Nilüfer başkanı yaptıran da; uzun süre tutunduran da ve şimdi de BB Başkanı olduran da tam da bu İNŞAAT-TAAHHÜT sektörünün politikaya etki alanını kullanma sanatından kaynaklanmaktadır.
Bozbey’in “Herkese eşit, kuşatıcı, hoşgörülü hizmet vermekteyiz!” jargonu aslında seküler ve muhafazakar çevreleri İMAR PLANI-TAAHHÜT İŞLERİ alanındaki buluşturma becerisinden kaynaklanıyor. Hadi daha açık ifade kullanalım: İktidarın ülke bütününde ortaya koyduğu ( TOKİ MARİFETİ) projeksiyonla örtüşen bir politik çizgide kalma becerisinden kaynaklanıyor.
Nitekim NİLVAK aslında seküler ve muhafazakar kesimlerin bağışta (!) bulunduğu bir YENİ KENTTE SİVİLLEŞME sadaka kutusu idi. Yani yaşam tarzı örtüşmesinin de metaforu ( Bazıları bunu META FOR…diyede okudu.) olmuştu. NİLVAK tartışması “İmar sadakası” tartışmasıyla polemik konusu yapılsa da; asıl önemli olan sadaka veren el açısından seküler ve muhafazakar elin birleşmesiydi.
Çünkü “Sekülerleşme” İMAR ile daha çok alan açar kendine. Yani Batıcı, Seküleri Laik, Atatürkçü çevreler ( Aslında İMAR-TAAHHÜT etki alanını tekelinde tutmak isteyen çevrelerden ibarettir…) özellikle Osmangazi ve Yıldırım ilçelerinden aldığı göçle hızla bir “Kent Uzlaşısı”na yönelmiştir: Parola bellidir: RANT bir kentleşme uzlaşısıdır ve partiler üstü-seçmen altıdır!
Nitekim Bozbey sihirli cümleyi bulmuştur: RANTTA KENT UZLAŞISI.
Aslında bu uzlaşı hem siyasi hem ticari olarak “Nötr İmkan” olarak gayet makul bir uzlaşma parkuru idi. Ne de olsa söz konusu İMAR-TAAHHÜD süreci İlçe-İl-Ankara uzlaşısı ile yürütülen bir denklemdi. Daha açık cümle kuralım: Bozbey “İktidara Fahri Geçiş”i başından beri kabullenmişti ve network’unu da ona göre oluşturmuştu. Bunun adını Bozbey “Kazan Kazan!” ve “Parti üstü zenginleşme” diye formülüze ediyordu.
Oysa… Türkiye’nin en “çarpık” kentleşme örneklerinden biri Nilüfer ilçesi olmasına rağmen; Bozbey söz konusu bu “Çarpık” süreci “Avrupa Vizyonu” ve “Gülümseten Kent” saksafonu ile namelendiriyor ve bu Kentleşme uzlaşı sayesinde yorulmadan, sadece “Ajans marifetli halkla ilişkiler” üzerinden başkanlığını yineliyordu.
Fakat asıl soru şu idi: Seçmen neden Bozbey’i mükerreren seçiyordu? Ne de olsa Kent uzlaşısı olsa bile Türkiye’de sadece İMAR-TAAHHÜD işleri bu tutunmaya yetmezdi!
Çünkü Nilüfer de muhafazakarlıkla sekülerleşmenin ödevi olan LGBT aynı çatı altında kendini “Bursa’nın Modern Yüzü” olarak tarif edebiliyordu.
Dolayısıyla İMAR sadece Muhafazakarlığı değil Sekülerleşmeyi de bozuyordu! Hatta bir politik kampanya ironisidir: Bozbey en çok şu spotu kullanıyordu: “OY’unu BOZ” vurgusu kullanıyor ardından “Bey’e Oy ver!” diye tamamlıyordu.
( … Belediyenin çıkardığı derginin bulmaca köşesinde milli değerleri aşağılıyan kelime bulmacaları; LGBT konusunda “Ödüllü LGBT Belediyesi”; Sol Militarizmin Muhafazakarlığı aşağılayan gösterileri bir tarafta…. Sür git varken; Muhazakar çevrede de “Otobüs verdi!… “Cuma çıkışı Zikirmatik dağıtıyor”… “Düğünüme geldi!”… gibi Muhafazkarlığın ucuz yoldan tavlandığı örnekler bir başka yönde çeşitleniyordu…)
Yani Bozbey aslında oldukça basit bir formülle işini garanti altına alıyordu. İMAR UZLAŞISI… ve bunun etki alanı olan KENTLEŞMEDE DÜZLEŞME… Herkes için!.
Kuşkusuz reel politik alanı “Sonuca bakarım!” veya “Algı olgudan önce gelir!” zihniyetiyle okuyan siyasetçi profili açısından Bozbey tipolojisi hem makul hem gerçekçi idi. Çünkü seçmen de tam da bunu istiyordu! …
Yeni yerleşim alanlarında reel politika zaten gizli ittifaklar ile yürürdü!… Bazıları bu ittifakı seçmenle yapılan gizli ittifak diye okudu; bazıları da muhalefet-iktidar ittifakı diye yorumladı.
Ancak Bozbey açısından bunun bir önemi yoktu: Sonuç hep geliyordu!… Hem LGBT’cilerden hem Zikirmatik dağıttığı Sofulardan oy alıyordu.
“Açlık sofuluğu bozdurur!” tecrübesine bir de “İmar Muhafazakarlığı bozdurur!” eklenmişti. Ne fark ederdi ki; Aç da Tok da Bozbey ile uzlaşıyordu!.
Asıl çözdürücü-deşifre edici soru şudur: 25 yıldır CHP’nin yönettiği Nilüfer ilçesi ile acaba yine yeni yerleşim bölgesi olan İMAR-TAAHHÜD denklemli ancak AK Parti tarafından 25 yıldır yönetilen bir başka ilçe/bölge arasında 7 (Yedi) fark bula bilecek miyiz?
- Muhalefette AK Partiye “Kuş” Bakışı-
- Bir ( Gizli) İttifakın Anatomisi/ USTA-ÇIRAK HİKAYESİ-
Popülizm ( Halk dalkavukçuluğu ) ve İstismar ( Araçsallaştırılmış değerler üreterek kendine hizmet ettirme sanatı) arasında doğrudan ilişki vardır. Türkiye’de Popülizm ve İstismarcılığın iki parkuru vardır: Atatürkçülük ve Dincilik.
Aslında sokakta bize gösterilen “Laiklik ve Şeriatçılık Karşıtlanması” bir Popülizm ve İstismar organizasyonunun sokağa düşmüş halidir. Gerçekte kamu kaynaklarına çekirge sürüsü gibi dalma sistematiğinin iki tarlasıdır: Atatürk ve Din istismarcılığı.
İmamoğlu soruşturması aslında Popülizm-İstismarcılık arasındaki ilişkiyi heykelleştiren “Kamu Hırsızları”na yönelik bir soruşturmadır. “Bana baktığınızda Atatürk’ü Görürsünüz!” diyen İmamoğlu’nun soruşturmaya konu olan “Organize işler” sicili deşifre oluyorken; CHP’nin ısrarla ” Cumhuriyeti tekrar İmamoğlu ile kuracağız!” diyen Özgür Özel’in psikolojisi bize bir izini süreceğimiz durumu verir: Atatürk İstismarcılığı ve Popülizmi.
Ardı arkası kesilmeyen tutuklamalarda, hırsızlık, yolsuzluk, dalavere ile suçlanan bütün Silivri yolcularının istisnasız hepsinin ” Biz tutuklandıysak; Cumhuriyet tehlikededir!… Atatürk devrimleri öldürülmektedir… Laiklik elden gitmektedir!…” sloganları aslında “Kamu tarlasına çekirge olmak” diyeceğimiz zihniynet ve tipolojidekilerin Atatürk’ü kendi organize işlere kullandıklarını betimler. Asıl sorgulanması gereken CHP’nin neden bu popülizme ve istismarcılığa yuva-kuluçka olduğudur?
Kuşkusuz bu Atatürk istismarcılığı ve “Kamu imkanlarını sömürmek” için Atatürkçülük maskesinin kullanılmasına simetrik/birleşik kaplar etkisinde bir de Din popülizmi ve istismarcılığı var!
Bu seferde yine kamu tarlasına çekirge sürüsü gibi dalmak etkisinde olan bir İslam popülizmi ve istismarcılığı da var. Yani Atatürk kadar istismar edilen bir alan da Din!
( Din istismarcılığı bağlamında; Çekirge sürüsü içinde bir de dans ederek seyreden, özellikle Youtuber formunda, tipik şöhret budalalığı içinde olan; cehaletini bile Kur’an ve Sünnet’e nispet edecek kadar ekran tilkisi olan tiplerin, İslam istismarcılığı da ayrı bir bahis konusu. Günlük hayatta arkadaş bile olmayacağınız tipler devlete ve topluma İslam koçluğu yapıyorlar…. Ben bunlara Atatürk istismarcılığının amuda kalkmış hali diyorum…)
Türkiye’de Yerel Yönetimlerde “Algıya oynamak” ve ” Atatürkçülüğü Kamulaştırmak” konusunda bir üstad var: Yılmaz Büyükerşen.
Yılmaz Büyükerşen ismi önemli bir ayraç. Mesela ben Büyükerşen ismini Popülizm ve İstismarcılık parkurunda görmem; Çünkü Büyükerşen’e bu haksızlık olur.
Büyükerşen ile her fırsatta Atatürk heykelini sağa sola dikip; sonra hem sağa hem sola selam verip; ardından İMAR-TAAHHÜT programına dönen politik figürlerle birlikte bile anmam.
Büyükerşen’i asıl “Atatürkçülük’te Ayraç” yapan şey “Eskişehir Modeli” ile ortaya koyduğu “Kentsizleşme” sicilidir. Yani Büyükerşen eğer “Hoca” sicili ile ele alınacaksa; gerek sivil havacılık gerek Açık Öğretim Fakültesi gibi projeksiyonlarla “Üreten Akademisyen” olarak ünü hak eden biri iken; konu belediye başkanlığı olduğunda Türk’iyen Yerel Yönetim tarihinde “Mış… gibi Kent!” veya “Algı simülasyonunda Avrupai Kent” sihirbazlığında gerçek-katıksız bir rol modeldir.
Peki, Büyükerşen “Marka”sını hem Hoca hem Başkan ünvanında buluşturan köprü nedir? Tereddütsüz Üniversite ve Öğrencileri.
Nitekim Bozbey’in de Büyükerşenin talebesi olmaktan gurur duyduğu iki konu aynıdır: Algıya oynamak ve Üniversite Öğrencilerine yönelik imaj organizasyonu.
Kuşkusuz Bozbey’e ne kadar iyi öğrenci olup olmadığının notunu Büyükerşen hoca verecektir. Ancak Bursa’da Popülizm ve İstismarcılık tarihi yazılacaksa; bunun yatağı ( Araçsallaştırılmış sosyal tabaka anlamında ) Üniversite öğrencileri/Görükle modelidir.
Aslında Görükle modeli “Çakma Eskişehir Modeli”dir. Hatta Nilüfer Belediyesinin 25 yıllık WEB portal içerik-sunum hikayesi ile Eskişehir Belediyesinin WEB portal içerik-hikayesi aynıdır. Yani Nilüfer ilçesi aslında Eskişehirin kötü bir kopyasıdır.
Reel politikte Atatürk ve Din istismarcılığının en üretken/velüd muhatabı her zaman Üniversite öğrencileri olmuştur. O nedenle şu cümleyi kurabiliriz: “Kentindeki öğrencilerin durumunu söyle; hangi Kent liginde olduğunu söyleyeyim!…”.
“Yaşam Tarzı Üçgeni” Tezgahına da yeri gelmişken değinelim:
Mesela dünyada “Rakı” ve “Dekolte”yi iki ana kanat yaparak siyaset üreten ve bu iki kanatla mesafe almaya çalışan tek parti CHP’dir. Üstelik her fırsatta “Rakı ve Dekolte kanatlarımızı kırdırmayız!” diyen tek parti yine CHP’dir. Hatta Özgür Özel’in her konuşmada “İzmir Rakı ve Dekolte özgürlüğü olan kent olarak gerçek Atatürk kentidir! İzmir’i kendinize benzetemeyeceksiniz!” diyerek tuhaf bir politik rota çizen duruşun yer bulduğu yer de yine CHP’dir!…
Oysa… CHP’nin yani Atatürk’ün kurduğu partinin kuruluş felsefesinde iki kanadı ne Rakı idi ne de dekolte!… CHP’nin geniş tarihinde de mesafe almak için çırpınıp duran kanatları ne Rakıcı ne de Dekolteci ( Şimdilerde Üryancılık aşamasına gelenleri var.) idi.
CHP’nin kurucu döneminde İki kanattan biri modernleşme diğeri de milli hamleler idi. Yani Bilimsel ve Teknolojik görgü ve diğeri de Yerli-Milli markalar seferberliğiydi.
Hatta yeri gelmişken tereddütsüz şu cümleyi kurabiliriz. CHP’nin kuruluş hikayesindeki bu iki kanadı takıp ülkeye mesafe aldıran parti AK Partidir. Yani Cumhuriyet tarihi yazarları “AK Parti Cumhuriyetin kurucu felsefesi açısından ikinci CHP’dir!…” dese söz konusu bu kanat metaforuna “cuk!” diye oturur.
Peki bu “Rakı” ve “Dekolte”yi CHP’yi zehirleyecek şekilde CHP politikasına sokanlar kimler? Yani dünyanın neresine gitseniz; üstünüze güldürteceğiniz bu tuhaf “Rakı-Dekolte Vizyonu”nu CHP sözlüğüne-programına yedirenler kimler?
Tereddütsüz cevap vereyim; Atatürkçüler değil! Kemalistler!…
Kemalistler “Rakı” ve “Dekolte” kodlarını bilerek CHP’nin polikası hatta poetikası yaptılar. Neden? Çünkü dindarlara yönelik yapılacak en “Sinsi” hamle buydu! Anadolu dindarlarını Rakı ve Dekolte üzerinden sindirmek/dışlamak çok kolaydı. Daha sonra Kemalistler 28 Şubat sürecinde buna “Başını Açmak” eylemini de eklediler.
Türk tarihi bugün gibi hatırlar: Önce TSK’da ve ardından Hariciye de; derken her yerde: “Rakı, Dekolte ve Başını Açmak” yoksa; sen potansiyel “Mürteci/İritica” insan kaynağısın; Ve bu üç edinimde tutucu isen kamuda yükselmen çok zordu!
Hatta insanlar/bürokratlar/askerler rakı sofrasına çağrılır; dekolteli bayanlar dansa davet eder ve “başını açma” kutlamaları yapılırdı!… 28 Şubat sürecinde Cumhuriyet resepsiyonlarında Erbekan’a karşı paşaların Rakı şovları da hafızalarda.
İşte; Rakı-Dekolte-Baş Açmak resmini vermeye mecbur bırakılan toplumun gardını düşürmenin bir formülü bulunmuştu: Öğrenciler!… Üniversite öğrencileri.
Rakı-Dekolte-Baş açmak Üniversite öğrencilerine “Modernleşmek/Çağdaşlaşmak/Atatürkçülük” olarak telkin edilecekti. Bu resim için Kent dizayn edilecekti!… Adı netti: Eskişehir!
Refah Yol döneminden beri ve ardında AK Parti iktidarı boyunca; CHP’nin, Atatürk’e rağmen/ Atatürk gerçeği çarpıtılarak; ısrarla sürdürdüğü bir cephesi vardı: Dindarları Rakı-Dekolte-Baş Açmak üçgeninde kıstırmak!
23 yıldır hala “Yaşam tarzımızı iktidar değiştiriyor!…” safsatasını CHP’nin sürdürme sebebi; Rakı-Dekolte-Baş Açmak özgürlüğünü savunmak amaçlı değildir; Aksine bu üç özelliğe sahip olmayanları “Sosyolojik fişleme” yöntemiyle ötekileştirme programıdır.
Nitekim ve ironi olarak, AK Parti döneminde Rakı-Dekolte-Baş Açmak grafik olarak yükselmiştir!… Şimdilerde “Çıplaklık/Üryancılık” tartışması da bu çizginin yeni tuzağıdır!…
Nilüfer ilçesini 25 yılı aşkındır Bozbey liderliğinde yöneten CHP’nin her seçimde Nilüfer ilçesinin AK Partiye geçme ihtimalini “LGBT Masası kurarak; Rakı-Dekolte geçitleri düzenleyerek” şova çevirmesi aslında tipik “Aktivist Kemalistlerin Ucuz Numaraları” idi. Fakat asıl soru şu: Nilüfer ilçesindeki Muhafazakarlar neden Bozbey’i hep desteklediler!
Cevabı çeşitli. Ancak kişisel tespitimi paylaşayım: Anadolu dindarları Rakı-Dekolte-Baş açmak karşısında “sosyolojik kompleks-Öykünme sendromu” içindedirler. Rakı-Dekolte-Baş açmak konusunda hoş görülü olmayı hatta bu üçünü desteklemeyi “Aydın dindar” veya “Modern Müslüman” imajı sanan ” Köy-Kent aralığında kayıp psikoloji” durumunda tutuklu kalmış bir dindarlık travması var!
İşte CHP bu travma zemininde bir strateji buldu kendine: Rakı-Dekolte-Baş açmak filtresi Üniversitelere kurulacaktı!
Kentler, Üniversite üzerinden dönüştürülecekti!…
İşte bunun pilot kenti Eskişehir oldu! Başarılı da oldu! CHP’nin yönettiği istisnasız bütün belediyeler aynı kalıbı kullandı: Büyükerşen Hoca’nın Markası: Eskişehir! Ve Tabi Üniversite.
Akla şu soru gelebilir: Yukarıdaki sosyoloji ve politik popülizm ve istismarcılık geride kalmadı mı? Bu sorunun cevabı Bozbey’in Bursa siyasetine getirdiği tarzla ilgili!
Bozbey’in seçildiği her dönem önce Atatürk heykellerinin sayısını artırmak sonra kolları sıvamak olduğu malumu ilan olur. Ancak kolları ne için sıvadığı konusu; “AK Partiye geçecek mi!” tartışmalarının da kışkırttığı arka planla ilgili!…
- Muhalefette AK Partiye “Kuş” Bakışı-
- Bir ( Gizli) İttifakın Anatomisi/ HANGİ MUSTAFA-
“Mustafa” sıfatlamasını Bozbey’in kullanma biçimini göz ardı etmeyelim. İmamoğlu’nun “Bana baktığınızda Atatürk’ü görürsünüz!” stratejisi ile birebir aynıdır. Neden İmamoğlu “Yüz” üzerinden Bozbey de isim üzerinden bu kurguyu kullanır: Atatürk sevdasından mı; CHP jargonundan mı; Ajans marifetli PR çalışmasından mı? Hepsi mi?
Şahsi gözlemim “Hiçbiri” seçeneğidir. Çünkü Bozbey veya İmamoğlu’nun “Atatürk ilgisi” kişiseldir. Yani İmamoğlu’nun da Bozbey’in de Atatürk ile kurdukları kişisel duygusal zeka hem tutarlı hem “samimi”dir. Ancak bizim izini sürdüğümüz/müzakere ettiğimiz olgu başkadır: Bozbey’in politik olarak Atatürk’ü etkinleştirme biçiminin İmamoğlu veya Büyükerşen’den farkı nedir? konusudur…
Mesela; bir ara CHP’li olan Yaşar Nuri Öztürk’ün Türk siyasetine kazandırmaya çalıştığı ve hatta CHP’den ayrılırken ifşa ettiği bir “Politik olarak Atatürk’ü etkinleştirme” çabası vardı: Atatürkçülüğü İslamcılıkla örtüştürmek! Yani “Mustafa” sıfatlamasını hem seçilmiş Nebi için hem Atatürk için kullanarak aynı isimde kaynaştırmak. Zaten ne diyordu Yaşar Nuri Öztürk: “Hz.Muhammed Mustafa’nın başlattığı devrimi Mustafa Kemal tamamladı!…”. Şaşırmayalım! Bu aslında “Neo Kemalizmin Teorik Çerçevesi” olarak programlanmış ve uygulanan bir süreçti…
Tuhaf geldi değil mi?
Oysa Yaşar Nuri Öztürk’ün yapmaya/oldurmaya çalıştığı teorik çerçeveyi; pratikte seçmende kaynaştırma zekasını bizzat modelleyen Bozbey’dir. Örneğin Büyükerşen bile buna cesaret edememiştir. Bozbey “Mustafa” vurgusunu bir ara çiftlemeyi bile denedi. Olmayınca “Tek”ledi!…
Nitekim kritik soru şudur: Mustafa Bozbey Bursa’yı nasıl kazandı? Kazanan “Mustafa” mı? Bozbey mi?
Bu soruya iki ayrı şifre ile girilerek cevap verilebilir:
Birincisi; Seçmenin girdiği şifre!
İkincisi; İktidarın girdiği yanlış şifre!
Bir yaklaşım da iki seçeneğin örtüşmesiyle bu sonuç oluştuğu yönünde. Şahsi tespitimiz; işin sırrı üçüncü bir şifrede: AK Parti ile olan “Teamül İttifakı”dır!
AK Partinin en fantastik marifeti; Muhalefeti kendine hizmet ettirmesidir. Yani AK Partinin ittifakı iki türlüdür: Biri yasal ve kamuya açık ittifaktır: Cumhur İttifakı örneği… Bir de Dolaylı/Arka planlı ittifak türüdür: Mesela Kentsel dönüşüm Projeksiyonu…
Cümleyi netleştirelim: AK Parti ve CHP arasında “Teamül ittifakı” diyeceğimiz bir iş birliği hep var(dır.).
Örneğin Özlem Çerçioğlu’nun AK Partiye geçiş töreninde yaptığı kısa konuşmada geçiş gerekçesini beyanı bu ittifakı betimliyor: Ne dedi Çerçioğlu ” Kuşadası’ndaki İmar rantına itiraz ettim!… AK Partiye geçiş sonrası ilk işim Cumhurbaşkanı himayesinde hemen Kentsel Dönüşümü başlatmak olacak!…”. Peki Özlem Çerçioğlu’nun Kuşadası rantı dediği süreç ne? Yine aynı olgu: Kentsel Dönüşüm!
Mesela; Bozbey’in başkan olur olmaz “Bursa’nın %60’ı Kaçak! Kentsel Dönüşüme bütüncü ( Bursa sınırlarının tamamını dikkate alan…anlamda) bakıyoruz!” ifadesi de aynı ittifak türüne göndermedir.
O zaman şu cümleyi kurabiliriz: Aslında muhalefet ve iktidarın örfi/teamül üzere bir uzlaşması-ittifakı var: Kentsel Dönüşüm!
Zaten “Kentsel Dönüşüm” ihtiyacı partiler üstü bir konu ve özellikle deprem gerçeğimize çözüm noktasında siyaset üstü bir ihtiyaç değil mi? Öyle! Dolayısıyla söz konusu uzlaşma ve ittifakta “olağan şüphe” aramaya gerek var mı? Yok!…
( Ara bir not: Murat Kurum’un İstanbul adayı olarak İmamoğlu’nu güreşmek için çağırdığı tek minder vardı: Kentsel Dönüşüm!…” )
Bozbey’in İnşaat Mühendisi olmasının bu ittifakı algılamada avantaj olduğu da bir gerçek. Aslında “Mustafa Bozbey de AK Partiye geçiyor!” lobiciliğinin aktifleşmesi de aynı mesajı veriyor: “Bursa’da Kentsel Dönüşümde Mustafa Bozbey ismi doğru isim!…”
O zaman şu kritik soruyu ortaya koymamız gerekiyor: Mustafa Bozbey başkan olduktan sonra kendisine “Açıktan muhalefet” yapanlar kimler? Daha doğrusu Bozbey’e karşı yapılan muhalefetin niteliği nedir?
Örneğin adı konulmamış bu “Teamül ittifakı”na gölge düşürmeden mi muhalefet yapılıyor; yoksa Bozbey’in bu teamül ittifakına sadakatini her fırsatta ortaya koyması mı açıktan muhalefeti yavaşlatıyor?
Örneğin CB Sayın Erdoğan’ın “CHP’ye karşı muhalefeti yavaşlatan AK Partililer bu vebalin altından nasıl kalkacak! Millete nasıl hesap verecek!” diye neden şikayette bulunuyor?! Bu şikayetin kapsamında Bursa var mı?!
Sahi AK Parti neden Çerçioğlu’nun transferini “Politik avans”a çevirdi? Bence şifre Çerçioğlu’nun rozet taktığında söylediği gibi: “Kentsel Dönüşüme Start veriyoruz!…”
Düşünün; İki dönem milletvekili ve 15 yıldır Aydın’ı yöneten Özlem Çerçioğlu Aydın için hayati konu olan ve yirmi yıldır neredeyse hiç adım atılmayan Kentsel Dönüşüm’ü anons geçti!…
Dolayısıyla “Mustafa” vurgusu aslında ne Atatürk ne de Yaşar Nuri Öztürk’ün denediği üzere “Seçilmiş Nebi”yi imgeliyor. Bildiğimiz, iyi tanıdığımız, İnşaat Mühendisi olan ve uzun süre seçilmiş başkan olan Bozbey soyadının sıfatlanmış ismi olan Mustafa bey’dir. Ve “Kentsel Dönüşüm” adına Özlem Çerçioğlu gibi transfer olmak mecburiyetinde değildir. Zaten yıllardır teamül ittifakına sadık biridir!…
Asıl soruya gelelim. Bursa seçmeni başkan olarak sıfatladığı Mustafa Bozbey’i neden seçti? Bursa’nın ivedi krizi Kentsel Dönüşüm olduğu için mi?
- Muhalefette AK Partiye “Kuş” Bakışı-
- Bir ( Gizli) İttifakın Anatomisi/ HER DURUMA GÜLÜMSE
Seçilmiş BURSA BB Başkanı sayın Bozbey hakkında gündem olan “AK Partiye mi geçiyor?” merakına karşılık ” Bu söylentilere Gülüp/Gülümseyip geçiyorum!” demesi üzerine; bir dizi yazı yazmaya karar verdim. Çünkü Aydın BB Başkanı sayın Çerçioğlu’nun başlattığı “AK Partiye geçiş için “Aydın”latma Fişeği!” şok dalgası oluşturdu. Bu şok dalgasının/deprem gibi hissedildiği ilk yer Bursa oldu! Herkeste şu spot yandı; Sayın Bozbey’in “Gülümseyin! AK Partideyim!….”. deme ihtimali sevildi!. Neden?
Çok basit bir nedeni var: Eğer CHP’den AK Partiye geçme ihtimali olan bir başkan varsa ( Özellikle İmamoğlu’nun tutuklanması sonrası yaşanan soruşturma-kovuşturma ve CHP içi parçalanma sebebiyle… Yani CHP’de artık durulacak durum kalmadığında…) kuşkusuz bunun en güçlü adaylarından biri Bozbey’di…
Kaldı ki ne demişti sayın Çerçioğlu AK Partiye geçtiğinde: ” Zaten başından beri sayın Cumhurbaşkanımla ilişkilerim iyi idi!…”. Şimdi bu cümleyi aynı rahatlıkta kuracak biri varsa; O da Mustafa Bozbey başkandır. Hatta sayın Bozbey’in AK parti ile ilişki sicili onlarca yıldır hep uzlaşıcı-olumlu idi. Zaten “Bozbey AK Partiye mi geçiyor!” algısının çabuk olgunlaşması/olgulaşması bundan.
Bozbey başkanın hem seçim kazanırken hem kazandıktan sonra hiç değiştirmediği ” RUTİN HAMLELER”i var. Bu hamleler iyi bilinir; takip edilirse; aslında Türk siyasetinde “Hiç değişmeyen huylu Başkan” olduğu rahatlıkla gözlemlenir. İşte sayın Bozbey’in mutlaklaştırdığı rutinleri
1) DAĞA TAŞA “GÜLÜMSEYİN” YAZDIRMAK!
Aslında dağa-taşa “Gülümseyin” yazdırmak ve bunu özellikle kendi pozuyla vermek; şahsi iddiamdır: Türkiye’deki bir numara(lı) algı oyunudur!… Olumsuz bağlamda kullanmıyorum; gerçekten ajansların bile bulamayacağı ve politik iletişim açısından “ödüllü slogan” olacak işlevde oldukça stratejik bir spottur.
Çünkü “Gülümseyin!” aynı zamanda bir politik ironidir!
Mesela; siz sert sözlerle eleştiride bulunsanız; muhatabınız başkanın “Gülümseyerek” sizi dinlemesi; gardınızı düşürür! Hatta dengenizi-asabınızı bozar!… Yani sizin oyununuzu bozan bir karşılama şeklidir.
Mesela; Neredeyse kentin her köşesinde; her caddesinde; her karesinde “Gülümseyin!” spotu ile karşılaştığınızda; neye karşılık gülümseyeceğinizin bir önemi yok; yani gülümsemek için bir nedene ihtiyacınız yok! Zaten “Gülümseyin!” spotu hep Başkan Bozbey’in pozu ile var. Örneğin Bozbey’in bursa2ya kazandırdığı bir kentsel dönüşüm fotosu üzerinde durmaz bu spot; veya kazandırılmış bir milli park; ulaşım kartelleri, tekno bölgesi, insanı etkinleştiren ulusal-uluslararası bir proje… Vesaire: Yani bu spotu asla bir hizmet örneği üzerinde kullanmaz sayın Bozbey! Kendi pozunda ısrar eder!… Bunun nedeni şudur aslında: Ben sizin gülümsemeniz için yeterli bir hizmetim!… Yani bu aslında “Kişisel PR” hamlesidir! Ve bence oldukça sonuç alıcıdır!…
Aslında her bayramda-seyranda ve hatta her hizmette kendi fotoğrafını koymak geleneği AK Partiden mülhemdir. Ancak tuhaf bir ilham alıştır bu! Çünkü bu geleneğin kurucu lideri Erdoğan’dır ve CB sayın Erdoğan’ın her pozu yanında müthiş bir hizmet fotosu vardır!… Yani ünlü olan/hak eden Erdoğan’dır; ve her Erdoğan pozu yanında bir devasa hizmet fotoğrafı vardır; Diğerleri ise “Erdoğan FAN’ı” gibi ünlü taklidi yapmaktan ibarettir. Tabi bir de kamu imkanlarını kullanarak kendi yüzlerini kamuoyunun bilinç altına çivi çakmak gibi işleme çabası var ve aslında “Hafızanızda hizmetler değil ben kalayım!” hesabıdır bu. Kötü bir alışkanlık tabi bu!… Fakat ğalat-ı meşhur gibi tüm partilerde oturmuş bir PR rutinidir.
Her gün her köşede bir hizmet fotoğrafı bekleyen seçmenin; sürekli “Gülümseyin!” spotu ve başkanın gülümseyen pozu dışında bir şey görmemesi; doğrusu günlük kent hayatında moral verici de değil!… Ancak; ne yapabilir ki; bir başkan! Gülümseten ve hizmete alınmış bir proje yoksa! Spot altına hangi hizmetin fotoğrafını koyacak!…
O zaman geriye tek şey kalıyor: Dağa-Taşa kişisel PR baskısı yapmak!… Tabi bu baskıyı göstereceği hizmeti olmayan her başkan ( Parti farkı gözetmeksizin söylüyorum ) aynı rutini kullanacaktır. Ancak seçmen seçtiğine bakarak gülümsemek dışında seçenek bulamazsa; yani gülümseten hizmet yoksa; bir müddet sonra sinirinden gülecektir! Başkan da kendi üstüne güldürmüş olacaktır!…
2) ÇOKLU AYNA/MATRİX YÖNTEMİ KULLANMAK
Aslında bu taktik; bir CHP klasiğidir. Örneğin bir adet “Kent lokantası” açarsınız; Üç kap yemek şu kadar dersiniz; Fakat sanki yüzlerce lokanta açmış ve on binlerce bundan faydalanan varmış gibi propaganda yaparsınız. Tabi bir de enflasyon baskısı gerçeği üzerinden büyük bir algı oyunu çevirirsiniz.
Veya sayın Bozbey’in ince marifetle yaptığı gibi; AK Partinin yaptığı hizmeti bile kendi hizmetiniz gibi sunarak; Ödünç hizmet kampanyası yürütürsünüz. Veya Türkiye’nin kişi başı düşen veya aynı nüfusa sahip ilçelerle kıyaslandığında en sonra kalan ilçenizi Türkiye’nin en yeşil ilçesi gösterme kampanyası yürütürsünüz.
Aslında “Bozbey modeli” diyeceğimiz bu RAKET-MAKET-BİLBOARD taktikleri o kadar iyi sonuç vermektedir ki; zamanla AK Partili başkanların da “Erdoğan Modeli” oldukça zahmetli olduğu için; Yani kendi pozunun yanında bir hizmet fotosu paylaşmak; Erdoğan tarzını bırakıp; Bozbey tarzına yöneldiğini görebilmekteyiz. Zaten RAKET-MAKET-BİLBOARAD üzerinde hizmet fotosu yoksa; sadece başkanın pozu ve bir spot varsa; O bir Bozbey klasiğidir.
Hani bir odaya; çoklu ayna koyarsınız da sizi bir sürü gösterir ya; veya Matrix filimindeki çoğalma sahnesi gibi.. İşte bildiğimiz CHP klasiğidir. Yalnız bir tespiti de geçmeyelim: İmamoğlu’nun İstanbul’daki stratejisi katıksız Bozbey rol modeli üzere olmuştur. Nitekim İmamoğlu kendi pozu yanında hizmet fotoğrafı paylaşmakta zorlanmıştır; Çünkü odağı sadece Türkiye şartlarındaki kargaşa içinden Cumhurbaşkanı adayı çıkmak olduğu için; kendi yüzünü pazarlamakla meşgul olmuştur; Hatta sonuç alamayacağını görünce: “Bana bakan Atatürk’ü görür!” demek zorunda kalmıştır. Demek istiyor ki; “Yüzümde Rabbi Yessir!.. görülmesin! Ben Laikim!…”.
Oysa seçmen 2019’den beri iki nedenle AK Partinin oylarını aşağıya çekiyor: Erdoğan modelinden AK Partililerin uzaklaşması…( Ki CB sayın Erdoğan her fırsatta AK Partilileri uyarıp durdu!) ve Erdoğan’ın ulusal politikalardaki gecikmeleri; özellikle ekonomi alanında!
3) PRONTÖR TAKTİĞİ
Aslında “Prontör Taktiği” sayın Erdoğan’ın ikna edildiği yeni bir teknik buluş: “İlticalen/Doğaçlama konuşmayın efendim! Prontörden konuşun! Hem daha az yorulur; hem daha az hata yaparsınız!…”. Fakat yıllarca sayın Cumhurbaşkanın prontör konuşma-metinlerini incelmiş biri olarak söyleyeyim: Prontör metni aslında bir “TELKİN VERME”dir ve çoğu tekrarlanan-nakarat mesajlardan oluşur. Fakat sayın Cumhurbaşkanının bir avantajı var: Nakarat mesajlar dışında; o günkü gündemle ilgili ya bir strateji paragrafı veya hizmete alınmış bir proje hakkında teknik bilgi vardır!
Ancak CHP’nin prontöründe tamamı Nakarat’tır!… Hatta biraz Cumhuriyetin ilk yılları; Çoğu Milli Şef döneminden kalma nakarat cümlelerden ibarettir.
Hatta CHP tarafından 30 yıldır yönetilen il ve ilçeler vardır ki; orada bile nakarat dışı strateji ve hizmet paragrafı çok azdır. İzmir bu konuda gerçekten tüm partilileri üzen bir tablo üzere kalmıştır.
Mesela sayın Bozbey’e ne sorarsanız sorun; hangi eksiklik, sorun, gündem üzere sorun; 25 yıldır verdiği cevaplar aynıdır ve hepsi Prontör tekniğidir. “Herkesin başkanımıyım! Herkese hizmet götürüyoruz! Avrupa kentiyiz! Başarıdan başarıya koşuyoruz! Her sorun bizde çözülüyor!…”. İlk bakışta bu cümleleri “Politika bu! Tanıdık!” diye algılaya biliriz. Oysa “Politikacı ağzı” başka bir şey “Prontör Tekniği” bambaşka bir şey!…
Aslında 2024 seçimlerinde AK Partinin kaybetmesinin en önemli sebeplerinden biri de bu “Prontör Tekniği”ne başkanların başvurmasıdır! Çünkü seçmen Prontör Tekniği ile konuşulmasından inanılmaz iğreti olmaktadır. tek istisnası vardı. Erdoğan!
Çünkü CB Erdoğan’ın her Prontör tekniğinde bir müjdesi olur! Seçmen de kalan tekrar-nakarat kısmını es geçerdi!… Ancak 2023 seçim sonrası seçmen sayın Erdoğan’ın Prontör tekniğinde olan nakarat dışı müjde-strateji paragraflarının azalması-zayıf kalmasının gerginliğinde… O nedenle sayın Erdoğan ile halk arasındaki politik iletişimde kırılganlık var. Kuşkusuz CB Sayın Erdoğan’ın prontör tekniğindeki gündemi Dış politikaya kaydırması da halktaki gerginli volümledi. Ancak hala sabırla dinlenen tek Prontör tekniği sayın Erdoğan’a ait!…
Peki, Bozbey’i Nilüferde üst üste seçtirten ve 2024 seçimlerinde BB Başkanı yapan kodlar neler? Bu kodları paylaşarak yazı dizimizi bitireceğim…
- Muhalefette AK Partiye “Kuş” Bakışı-
- Bir ( Gizli) İttifakın Anatomisi/ DEVİR Mİ TESLİM Mİ ?
Yazı dizimizin sonu: Tabi önceki yazıların okunması bağlamında:
…..AK PARTİ 2017’den beri oy kaybediyor; toplumla birlikte yürüdüğü vizyon yolunda kan kaybediyor; 2019 sonrası tek tek yerel yönetimler teslim ediliyor ve teşkilat Erdoğan modelinden kopuyordu!…. Fakat istisnasız tüm teşkilat/hatta AK Parti seçmeni tüm bu olup bitenlerden tek bir kişiyi sorumlu tutuyordu: Erdoğan!
Ve tek bir Allah’ın kulu 2017’den bu yana kendisini sorumlu hissedip istifa etmiyordu. Tüm çağrılara da teşkilat ve seçmen tarihi bir cümle ile tepki/cevap veriyordu: ” Bütün başarıların nasıl tek bir kahramanı varsa ve O da Erdoğan ise; başarısızlıkların da tek muhatabı sayın Erdoğandır!…”. Bu kadar basit!…
Peki, sayın Erdoğan bu teşkilat ve seçmenin buluştuğu gerekçe hakkında hangi tepkiyi veriyordu: O da çok sade bir cümleden oluşuyordu: ” Sorumluluk benim!.. Ben izin vermeden kimse istifa edemez!…”. Keskin bir cümle kuralım: Aslında öyle bir siyasi hareketle karşı karşıyayız ki; bütün teşkilat ve seçmen kendisine şu cümleyi ünvan veriyordu: “Manevi soyadım: Erdoğan!”.
O zaman; durum/ahval bu ise; gerçekçi soru şudur: Sayın Erdoğan neden yerel yönetimlerde kaybetti?
Bu kritik/Kritize soruya iki ayrı pencereden cevap verilebilir.
Birinci Pencere: Erdoğan kesintisiz 23 yıllık iktidarında hiç alamadığı yerel yönetimler var! Neden alamadı? ( Mesela Nilüfer İlçesi de bu kategoride.)
İkinci Pencere: 2019-2024 seçimlerinde kaybedilen AK Parti gelenekli/Kaleli kentleri neden Erdoğan kaybetti ? ( İstanbul başta olmak üzere sayacağımız onlarca il bu kategoride..)
Bence hangi pencereden bakarsanız bakın; soruya en sağlıklı cevabın bulunacağı il Bursa ilidir!… Çünkü FETÖ-Erdoğan mücadelesi başladığında Erdoğan ile yollarını hızla ayıran ilk illerden biri Bursa’dır!… Bu konuda “Bilirkişi/Uzman” olarak kamuoyu ile paylaştığım raporlar bile var!… Fakat bu bam başka bir hikaye… Konumuz: Bursa neden Bozbey’i Büyükşehir Belediye başkanı seçti?.
Nilüfer ilçesinde Bozbey’in “Başarı Sırları ( Sonuç almak anlamında kullanıyorum… Kalite ile Başarı arasındaki farkı unutmadan belirtiyorum…) doğru okunursa; Bozbey’in ilerleyen aylarda; bana göre “Mutlak Butlan” kararı sonrası olası gelişmelere bağlı olarak; AK Partiye mi geçeceği ;yoksa meclis çoğunluğu Cumhur İttifakında olduğu için bir “Devir’me” mi organize edileceği belli olacaktır. İşte Bozbey’in seçim sonuçlarından kalan Başarı yolunun kilometre taşları:
1- HALK NİLÜFERDE HİZMET DEĞİL “İLİŞKİ” İSTEDİ!
Bir sefer ortada duran kocaman bir gerçeklik var: Yasal olarak her türlü hizmet İLÇE-BÜYÜKŞEHİR-BAKANLIK(ANKARA) sıralaması ile yani üçlü imza ive üç aşama ile yapılır/yaptırılır.
Dolayısıyla Bozbey Nilüfer ilçesindeki her hizmeti ama her işi/oluşu cümle ile provake/manipüle etti: ” İlçe olarak biz adım attık; ancak diğer iki aşama/imza sürüncemeye sokuyor. Büyükşehir ve Ankara bizim işi savsaklıyor veya sümen altı ediyor!… Bekliyoruz ve direniyoruz!…”.
( Ara bir not: İslam tarihinin en meşhur sözlerinden biri Hz.Ali’ye aittir: Hariciler savaşı kaybettiklerini anladıklarında; “Kur’an hakem olsun!…” dediklerinde; Hz. Ali şu deşifre edici cümleyi seslendirdi. “Hakk sözde Batıl olanı istiyorlar/kastediyorlar!…”. Yani Hz.Ali bir tuzağa dikkat çekti; ancak Müsslümanları ikna edemedi! Çünkü “Hakk sözde Batıl olanı kastetmek” baş edilemez bir politik hinlik/sinsilik idi….)
Başta İMAR-TAAHHÜT-ALT-ÜST YAPI-KENTSEL DÖNÜŞÜM olmak üzere temel konulardan tutun da EVDE HİZMET – SOKAK VE PARK hizmetleri gibi İnsan-sosyal donatı konularının hepsinde; Bozbey ezbere marş gibi ” İlçe üstüne düşeni yaptı; Büyükşehir ve Ankara bekleniyor!…” diye kara propaganda yaptı. Ve Nilüfer seçmeni ikna oldu! Peki neden seçmen bu dile/algıya düştü!
Çünkü Nilüfer ilçesi seçmeni “HİZMET” odaklı değil “İLİŞKİ/İLETİŞİM” odaklıydı. Ve haklı gerekçesi vardı: Yeni yerleşim bölgesinde “Ev’den çıkarken ve dönerken Asab bozan konular” çok azdı. Örneğin aslında BİNA STOĞU/SİTELER bölgesi olan Nilüfer’de seçmen zaten Otopark-Güvenlik sorunu yaşamıyordu. Altyapı-Üstyapı ve Ulaşım noktasında esnekti. Dolayısıyla Osmangazi ve özellikle Yıldırım ilçesi gibi; Evden adımını attığı andan itibaren Kent sorunları dediğimiz otopark-güvenlik-alt/üsst yapı krizleri yoktu!… Dolayısıyla seçmen ile Bozbey arasında ik kriz konuları öncelikli değildi. Geriye tek seçenek kalıyordu: Halkla İlişkiler ve Popülist İletişim ( Başkanın seçmeni yüceltme seansları)… İşte bu konuda kimse Bozbey’in eline su dökemezdi: Çünkü zaten eli boşta değildi; sokak sokak, düğün-dernek gezerek dakika başına onlarca eli sıkıp duruyordu… Zaten Belediye tam kapasite Halkla İlişkiler çalışıyordu. Bir de “Halkçı Komiteler” vardı; Halkın değerleri ile sorunu olsa da; sol militarizm soslu Erdoğan aleyhinde düzenli aktiviteler düzenleyen komiteler..
Fakat sonuçta: Nilüferde kurda kuşa sorsanız Bozbey başkanı ” Bize dokundu!…” diyordu.
2) BURSA SEKÜLERLEŞMEYİ NİLÜFERDE ÖĞRENDİ.
Muhafazakarlığın Sekülerleşme ile imtihanı daha çok Müge Anlı / Esra Eroğlu sabah programı niteliğinde. Çünkü Türkiye’de modernleşme ile rakı-dekolte; Çağdaşlık ile Batı ülkelerini yüceltme; Laiklik ile Dini aşağılama; Atatürkçülük ile Halkı sürü görme arasında sıkı bağ kurma kültürünü ( CHP’nin ikinci dönemi. Kemalizm marifetiyle) bizzat üreten ve yayan CHP’dir. Tabi Cumhuriyet CHP’si değildir bu!… Bu da ayrı bir bahse konu.
Aslında Muhafazakarlığın sekülerleşme serüvenini en iyi deşifre edecek laboratuvar İzmir ilidir. Çünkü Anadolu’da AK Parti ve/veya Muhafazakar/Sağ partili olan seçmenlerin Izmir’e göç ettikten sonra “sekülerleşmeye mecburum. Adresim kerhen CHP!” gibi sosyolojik ironi süreçler İzmir’de yaşanmıştır. Değilse Cumhuriyet tarihi boyunca CHP’nin sosyolojik oyu hiç bir seçimde %30’u geçememiştir.
işte benzer bir sekülerleşme sürecini Bursa Nilüfer ilçesinde yaşamıştır. Üstelik Muhafazakarların sekülerleşmeden anladığı “Ranttan pay ve kent konforu”dur! Yani Felsefi/İçkin bir yönü yoktur. Oldukça pragmatik ve taktik doludur. O nedenle kritik soru şudur: Uzun süre CHP’ye oy vermeyen ancak Bozbey’e oy veren Muhafazakarları ne motive etmiştir? Üstelik Nilüfer en fazla Osmangazi-Yıldırım-Kemalpaşa’dan göç alırken…
Çoğu zaman sekülerleşme yerine “Yaşam tarzı” kullanılıyor; bu gerçekçi değil! Çünkü Türkiye’de “Yaşam tarzı” ifadesi bilerek-politik nedenle çarpıtılarak kullanılır ve sadece Giysi-İçki basitliğinde resmedilir. Veya Dekolte-Çarşaf; Şort-Sakal ironisinde… Oysa Sekülerleşme “Dünyadan pay alma sanatı”dır ve Muhafazakarlar “Dünyadan da nasibini unutma” veya “Bir gün Ahirete bir gün Dünyaya çalış” kurnazlığında üretilmiş sekülerleşmeye geçiş koridoru bulmuştur ve pazarı bellidir. Nilüfer ilçesi…
Aslında bu süreci “Kentleşme ve normalleşme” diye okuyan da var; ” Çevreden Merkeze inerken dönüşen Muhafazakarlık” diye analiz eden de… Fark etmez hepsi aynı kapıya çıkar: Yeni yerleşim yeri demek rant ve konfor demek! Ve bu herkesin hakkı! Ve talep partiler üstü!
Nitekim Sayın Bozbey’in Nilüfer ilçesinde rant ve konfor konusunda tek bir politikası vardı: Nilüfer hepimize yeter! Ve “Benim hizmetim partiler üstüdür!…”. Yani Bozbey aslında Atatürkçülerden LGBT’lere… Sofulardan Muhafazakarla kadar her kesime “Sekülerleşmenin sosyolojinde ittifak” çağrısı yapıyordu ve kamu görüyordu. Tabi eş zamanlı olarak Erdoğan da “İslamcılık rejimi getiriyor! Cumhuriyetten ülkeyi uzaklaştırıyor!” diye paylanıyordu!….
3) BOZBEY “YÜKSEK” SEVER BİRİYDİ.
Eğer bir isim AK Parti iktidarı karşısında kesintisiz Nilüfer ilçesini elinde tutabilmişse ve şimdi de BB Başkanı ise; iki şeyi teslim etmek zorundayız: Bozbey güçlü bir politacı ve seçmenin kararına saygı!
Zaten yazılarımın bağlamı da seçmenin kararı veya sayın Bozbey’in kişiliği/kişisel alanı ile ilgili değil!
“Bozbey AK Partiye geçiyor!” söylentileri üzerine; Ve AK Partinin “Geliyorum diyen Kayıplar!…” diyeceğimiz Bursa’yı CHP’ye teslim etme nedenleri üzerine duyduğumuz müzakere notlarını birleştirip; “Bir Bozbey Anatomisi” veya ” Algının İktidar örneği. Bursa” başlığı altında bir dizi yazı yazmak!…
Şimdi asıl kritik soruyu ortaya bırakıp; şimdilik yazı dizimizi bitirelim:
Dikkatlice bakın!… Bozbey’e karşı iktidarın muhalefet dozu, içerik ve formu nasıl seyrediyor? Veya “Teamül İttifakı” ne durumda? Hatta deşifre edici bir ara soru da ekleyelim: İktidar hangi konuda Bozbey ile uyumlu?…
Değilse…
Nasıl seçmen Erdoğan’ı kesintisiz iktidarda tuttuğunda; bu yasal, meşru ve milli iradenin yansımasıdır! Demokrasidir. Aynı şekilde sayın Bozbey’i kesintisiz Nilüferde seçen ve ardından BB Başkanı yapan seçmenin de kararı; yasal, meşru, demokratiktir.
Ancak Bozbeyin “Yüksek İnşaat Mühendisi” olduğunu biliyoruz.
Bozbey’in bir TV programında akıllara hafıza veya zarar müthiş bir betimlemesi vardı: Eline cep telefonunu almış ve şöyle demişti: “Devlet yasa bana bu telefon gibi bir “Yapılaşma Kütle” hakkı veriyor; Bunu yatay veya dikey kullanmam konusunda beni özgür bırakıyor! Ben Yüksek Mühendisim; Dikey tercihimdir!…”.
İşte tam da bu! Bam teli burada!
Hatta iktidarın da sınandığı bu “Kütle çekimi” meselesinin de kırıldığı bağlam burada!
Hatırlayalım mı: Nilüfer ilçe sınırlarının başladığı yerde Dikey Mimari örnekleri “Yüksek”lendikçe ne diyordu sayın Bozbey: “Bursa’nın Avrupai yüzü: Nilüfer!…”.
Şimdi sırada Bursa’nın her yeri olsa gerek!…
Unutmayalım; İktidara transfer olmak başka iktidarla aynı transformasyon olmak başka!
- Başka zaman… Devam edeceğiz; ancak Bozbey konulu değil; Muhalefet düşmüş AK Partinin neden Bursa’yı kaybettiğine ilişkin bir de AK Partinin Bursa’daki yerel yönetim anlayışının kodlarını deşifre-müzakere ederek!….-
Yazar:Servet hocaoğulları Araştırmacı Yazar.






















