Bir başlangıç çizgisini final çizgisi yapmak
Veya siyasette İzmir etkisi
– Bir inkarın anatomisi-
İzmir yerel siyaset karnesi hep kırık notlarla dolu oldu. Dersleri çok kötü fakat futbol takımında olmakla övünen öğrenci gibi; “Politik Muhalif Spor Kulübü” üyesi olmalarıyla övünen garip bir kültür inşa edildi.
İzmir sadece “Kentleşme” sicili olarak geride kalmadı; inadına sürdürülen politik inkarlarla; demografik dokuyu bozan/boğan ve göç/varoş kalmayı marifet belleyen bir “taşra politikası” sürdürmekte de ısrar etti.
Ne Cumhuriyetin ne Çağdaşlığın ne de Atatürk devrimlerinin gereğini, ödevlerini üstlenmeyen; fakat bu değerlerin şovunu elden bırakmayan bir politik kültür inşa etti.
Dünyanın hiç bir yerinde karşılaşamayacağınız, kendine özgü bir “yaşam tarzı gettosu” iddiasını sürdüren ve bu çağ-modern dışı durumu ısrarla “Batıcı ve Evrensel” etiketiyle pazarlayan bir tuhaf kent sendromu üretildi.
Oysa İzmir’in tarihi, coğrafyası, potansiyeli, Anadolu-Balkan enerjisi ve en önemlisi özü itibariyle bu tabloyu, süreci hak etmeyecek kadar olumlu-etkin özelliklere sahip bir şehir İzmir.
Fakat “İzmir siyaseti” artık İzmir’e engel bir blokajda. İzmir muhalefet-iktidar gergefinde/kıskacında kendini anlamsızlaştırıyor.
Neredeyse “Bir musibet; bin nasihatten daha fazla aydınlatıcı olabilir!…” durumundayız.
Siyasi partilere hayat bir şeyi öğretir: “Nasılsanız öyle yönetilirsiniz!…”. Bu şu demek: İzmir’in sokağına, havasına, değerlerine, nefesine, denizine, dağına, kültürüne, ticaretine ne zarar veriyorsa; ona karşı mücadele etmenin muhalefeti-iktidarı olmaz/ olmamalıdır.
İktidar olarak; 31 Mart gecesinde yaşanan tablonun sebeplerine inmemekte ısrar etmek; İzmir’in kentleşme ve kent yaşamında yaşadığı sorunları 25 yıldır İzmiri yöneten CHP’nin sanki İzmir’i kendisi yönetmiyormuş gibi tablodan dolayı umurunda dahi olmaması; bize bir tecrübeyi hatırlatır: İyi hayattan çekildi mi; kötü herkesin komşusu olur!
Bir öngörümüzü buradan paylaşayım: Türk siyasetinde en önemli dönüşüm sebebi yine İzmir olacak.
İzmir’de yaşanan iki gündem; Türk siyasetini sonuçları itibariyle çok etkileyecek:
Birinci gündem: Kemeraltı çarşısında Sahlepçioğlu İşhanına yönelik yapılan operasyon
İkinci gündem: İzmir’de Seferihisar’da Polislere yönelik saldırı
Türk siyaseti her geçen gün bu iki olayın/fırtınanın birleştiği bir anafora düşecek!…
Muhalefet-İktidar kavgasının derin kuyusu İzmir olacak.
Hep söylemleştirdim: 31 Mart gecesi tablosunun karakutusu: İzmir.
İzmir siyaseti hızla deşifre olacağı bir sürece yürüyor.
Sahlepçioğlu işhanına yönelik operasyon ve Seferihisar’da polise saldırı bir gerçeğin iki yüzü: İzmir Türk siyasetinde her zaman “Operasyon için Pilot şehir” olarak kullanılıyor.
Daha açık bir ifade kullanayım: İktidarın da muhalefetin de yüzme bilse de, akıntı yönü ters olan İzmir sularında, boğulma riski çok yüksek!…
Aylardır yazıp-çizeriz: son kez yazıp-çizelim.
İsrail’in Gazze-Lübnan-Suriye stratejisinin Türkiye’ye yönelik hamleleri var. Bu hamlede iki ana hat aktifleştiriliyor.
Birinci hat: Mersin-Hakkari hattı ( Deprem bölgesindeki Kürtler-Suriyeliler eksenli operasyonlar )
İkinci hat: Mersin-İzmir hattı ( Laikçi-Şeriatçı eksenli operasyonlar )
Sahlepçioğlu işhanına yönelik operasyonların, Seferihisardaki polise saldırının izleri aynı hattın izlerini taşıyor; Yani iktidarın da muhalefetin de komşusu olan kötülük (İzmir’e kötülük yapmak anlamında) hem örgütlü hem etkin.
Fakat… Israrla bu arka plan okumayı reddedenler; bir gerçekle yüzleşeceklerdir: Kötülük çabuk örgütlenme özelliğine sahiptir ve her parti, STK, medya içinde kendine kuluçka bulur.
İyi olanı erteleyenler ise bir başka gerçekle yüzleşirler: Kötülük suçlarını her zaman başkalarının parmak izini olay mahalline bırakarak ayrılır…
Şimdilik… Hatırlatmakla yetinelim. Olayların bizim ne kastettiğimizi açıklayıcı yönde ilerleyeceğini göreceğiz.



[ad_2]






















