Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İsrail’e yönelik sert açıklamalarına Almanya’dan gelen tepki, Avrupa’nın Orta Doğu politikasını yeniden tartışmaya açtı. Ankara, uluslararası hukukun uygulanmasını isterken Berlin’in “İsrail’in güvenliği” vurgusu çifte standart eleştirilerini yeniden gündeme taşıdı.
Almanya’nın Tepkisi Neden Tartışılıyor?
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail hükümetinin izlediği politikaların artık yalnızca bölgesel bir mesele olmaktan çıktığını, uluslararası sistem açısından ciddi sonuçlar doğurduğunu söyledi. Bu açıklamalar kısa sürede Avrupa’da yankı bulurken, en sert tepki Almanya’dan geldi.
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Fidan’ın kullandığı dili “uygunsuz” olarak nitelendirdi ve İsrail’in güvenliğinin Almanya açısından vazgeçilmez olduğunu savundu.
Ancak bu açıklama, uluslararası hukuk ve insani kriz bağlamında yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi.
Güvenlik Hakkı Nerede Biter, İşgal Nerede Başlar?
Her devletin vatandaşlarını koruma hakkı uluslararası hukuk tarafından tanınmaktadır. Ancak aynı uluslararası hukuk; başka devletlerin egemenliğinin ihlal edilmesini, sivil yerleşimlerin hedef alınmasını ve kalıcı işgalleri de yasaklamaktadır.
Eleştirilerin temelinde de tam olarak bu nokta bulunuyor.
Türkiye’nin yaklaşımına göre güvenlik gerekçesi;
- başka ülkelerin topraklarında kalıcı askeri varlık oluşturmanın,
- yerleşim alanlarını genişletmenin,
- komşu ülkelere düzenli hava saldırıları gerçekleştirmenin hukuki gerekçesi haline getirilemez.
Uluslararası hukuk açısından güvenlik hakkı ile işgal iddiaları aynı zeminde değerlendirilmez.
Ankara’nın Verdiği Mesaj Ne?
Türkiye uzun süredir Filistin, Lübnan, Suriye ve bölgedeki diğer krizlerde uluslararası hukukun uygulanması gerektiğini savunuyor.
Ankara’nın temel tezlerinden biri şu noktaya dayanıyor:
Bir ülke sürekli güvenlik tehdidinden söz ederken, aynı zamanda komşu coğrafyalarda askeri operasyonlarını genişletiyorsa, bu durum uluslararası kamuoyunda doğal olarak sorgulanıyor.
Türkiye’nin dile getirdiği eleştiri de İsrail halkının güvenliğine değil; İsrail hükümetinin politikalarına yöneliyor.
Bu ayrım diplomatik açıdan büyük önem taşıyor.
Almanya Neden Bu Kadar Hassas?
Berlin’in İsrail’e verdiği güçlü destek, büyük ölçüde Almanya’nın tarihi sorumluluk anlayışından kaynaklanıyor.
Ancak son yıllarda Avrupa içinde de şu soru daha yüksek sesle sorulmaya başlandı:
Tarihi sorumluluk, uluslararası hukukun ihlal edildiği yönündeki iddiaların eleştirilmesini engellemeli mi?
İnsan hakları kuruluşlarının ve uluslararası kurumların hazırladığı çok sayıda rapor, Gazze’deki insani durumun ciddiyetine dikkat çekiyor. Bu nedenle bazı çevreler, Avrupa’nın güvenlik söylemi ile insani hukuk arasında daha dengeli bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini savunuyor.
Çifte Standart Eleştirileri Güçleniyor
Türkiye’nin uzun süredir dile getirdiği en önemli eleştirilerden biri, Batılı ülkelerin uluslararası hukuku her krizde aynı ölçüde uygulamadığı yönünde.
Ankara’ya göre;
- Bir ülkenin sınır ihlali yaptığında sert yaptırımlarla karşılaşması,
- Başka bir ülke benzer iddialarla gündeme geldiğinde ise “güvenlik” gerekçesiyle farklı değerlendirilmesi,
uluslararası sistemin güvenilirliğini zedeliyor.
Bu nedenle Almanya’nın Fidan’ın açıklamalarına gösterdiği tepki kadar, İsrail’in askeri operasyonlarına yönelik tutumu da kamuoyunda yoğun şekilde tartışılıyor.
ANALİZ VAKTİ GÖRÜŞÜ
Orta Doğu’da kalıcı barışın yolu yalnızca güvenlik söyleminden değil, uluslararası hukukun bütün taraflara eşit uygulanmasından geçiyor. Bir devletin güvenlik hakkı meşrudur; ancak bu hak, uluslararası hukukta başka devletlerin egemenliğini ihlal eden eylemleri otomatik olarak meşrulaştırmaz. Türkiye’nin diplomatik söylemi de bu ayrım üzerinden şekilleniyor. Almanya’nın tarihi sorumlulukları anlaşılabilir olmakla birlikte, aynı hassasiyetin uluslararası hukukun evrensel ilkeleri açısından da gösterilmesi gerektiği yönündeki tartışmaların önümüzdeki dönemde daha da büyümesi bekleniyor.






















