2028 SEÇİMLERİNDE “23 YIL” EŞİĞİ AŞILA BİLECEK Mİ?
- BİR TEŞKİLATIN ANLATILMAMIŞ HİKAYESİ-
AK Parti 23 yıldır kesintisiz iktidarda. Bu şu demek; 2021 yılında AK Partiye gönül vermiş seçmenler de ve de parti teşkilatında aktif rol almış isimler de 23 yıldır “Politikacı”lar.
Dolayısıyla 23 yıldır kesintisiz “AK Partici” olan geniş bir kitleye “AK Partide müzakere konuları” veya “Eleştirel gündemlerimiz” ve hatta “Yanlış gidişata dair istişare” başlıkları açmak; durumun fotoğrafını çekmek ve de tavsiye-öngörü senaryosu sunmak çok zor. Anlatmak da zor, muhatap olunmak da… Dahası; AK Parti içinde hatırı sayılır bir oranda suçlanmak, ötekileştirilmek veya “olağan şüpheli” listesine alınmak riski de var. Çünkü:
Kesintisiz iktidara kesintisiz 23 yılını vermişlerde bir “algı eşiği” ve “tahammülsüzlük kadrajı” artar. Hatta ” yeniliğe karşı yetersiz iştah ve yeniden müzakereye karşı da “şüphe acitaklık” çoğalır. Bu çok doğal. Çünkü bir bireyin 23 yıl boyunca “iktidar hafızası ve muktedirlik kariyeri” ile ömrünü geçirmesi demek; Başarı alışkanlığının haya kırıklığı yaşadığında geçirdiği “politik travma” aslında “Kesintisiz beğenilme” alışkanlığından kaynaklanıyor. 23 yılda emek vermiş bir çevrenin “tutuk kalmış basiret” eşiğine düşmesi de makul bir durum. Basiret ve ferasetini canlı tutma çabasında olanlar da var parti içinde. eşyanın ve insanın tabiatı işliyor yani.
Ayrıca; “Politik kariyer” peşinde ömrünün çetelesini tutumuş bir devasa yapı içinde “çeşitlenmiş tipolojiler” ve “Tekelleştirilmiş lobiler” o kadar yaygın-baskın ki; müzakere notu açan veya eleştiri günlüğüne not düşene “Bir talebi var!” veya “Kuyruk acısı olsa gerek!” magazini içinde boğmak isteyen de çıkar; “Kardeşimize kulak verelim; adil olalım; Hakkı ve Sabrı tavsiye Müslümanlığın şiarındandır…” diyenler de çıkar.
Ancak; geçen hafta 8 ilde il başkanlarının istifası istendi!… Ve gerekçesinde de “2028 seçimlerinde başarılı olmak adına…” dendi. Şimdi müzakere için iki yön var:
Birinci yön: “23 yıl iktidarda rutin değişimler…” kadrajı yönü.
İkinci yön: Teşkilatlarda yeni bir strateji oluşturuluyor.
Biz ikinci yönde ilerleyeceğiz ve seri yazılarla resmedeceğiz.
Seri yazımızın ilk günlüğü: “23 Yıl Eşiği” olacak. Neden? Çünkü AK Partide kim bir değişim, yenilik peşine düşse; karşısında “23 Yıl Eşiği” var!… Hatta CB sayın Erdoğan bile çoğu zaman ( tüm politik müktedirliğine rağmen) söz konusu bu “23 Yıl Eşiği”ni aşmakta zorlanıyor. Hatta CB sayın Erdoğan’ın bu eşiği bilerek kendisinin oluşturduğu/etkinleştirdiği de bir seçenek olarak yedeğe alınabilir!
Gelin 8 İl Başkanının istifasının istenmesiyle başlayan “YENİDEN AK PARTİ İÇİN YENİDEN TEŞKİLAT” stratejisinin kodlarını beraber çözümleyelim:
“23 YIL EŞİĞİ” İÇİN DEŞİFRE SORU: NEDEN AK PARTİNİN 100’Ü HEP AYNI İSİMLER?
Sanırım AK Parti hakkında en şöhretli haklı algı şu olsa gerek: ” 23 yıldır hep aynı yüzler!…Neden?”. Yani 23 Yıldır AK Parti’nin “Tepe Kadrosu” aynı yüzlerden oluştu. Hatta eğer bu eskimeyen yüzlerin listesi çıkarılsa ve “100” kişi olarak alt alta dizilse; tereddütsüz 23 yıl içinde “AK Partinin 100’ü” diyeceğimiz liste hiç değişmedi. Partiden ayrılanlar bile listeden çıkarılsa; 100 isim eksildi ancak yerlerine yeni isim konmadı. Neden?
Bunun cevabı çok net: AK Parti “Partiden öte” bir örgütlenme türü. Çünkü AK Parti “Liderli Toplum” kültünün siyasallaşmış hali. Nitekim Erdoğan’ın “Lider”liği bir “Parti genel başkanı” algısı, sözlüğü, etkinleşmesi, inancı içinde gelmedi/geliştirilmedi. Bu “Liderli Toplum” ahlakı/akidesi/tipolojisi köken olarak “Milli Görüşün siyasallaşma doktrininden” kaynaklanıyor.
O nedenle AK Parti 23 yıldır Yüksek Seçim Kurulu nezdindeki yasal zorunluluklar ve kağıt üstünde kalsa da Parti tüzüğü karşısındaki teknik uygulamalar dışında; hiç bir dönem “Parti” gibi düşünmedi ve davranmadı. Aksine 23 yıldır AK Parti “Liderli Toplum” hafızasıyla ve “Mutlak Lider” hiyerarşisiyle etkinleşti. Bu şu demekti:
“Kurucu Kadro Ölene kadar Yönetici Kalacak” kuralının işletilmesi demektir ve bunun bizzat garantörü ve uygulayıcısı bizzat CB Sayın Erdoğan’dır.
CHP’nin bu tabloyu karikatürize eden bir salvosu var: “CHP’de AK Parti gibi “Biat” kültürü olmadığından; Demokrasi ve Bilinç olduğundan CHP içinde sürekli tartışmalar olmaktadır!…”.
CHP’nin kendi içindeki kavgayı böyle bir safsata ile örtmesi ayrı bir trajedi ve “kusursuz yalan” durumudur. Çünkü “Biat” kodu rahmetli Erbakan için anlamlanladırılabilir; Ancak AK Partide “Biat” kültü yok; AK Partide “Liderli Toplum” retoriğinden ilham alan “Güç Koordinatörlüğü” kültü var!…
Yani AK Partide kod: Biat değil Güç kodudur!…
Üstelik bu güç “Politik” değil “Sivil” karakterlidir. Yani Erdoğan’ın liderliği “Liderli Toplum” kültünün sosyolojik figürüdür. Daha açık cümle kurayım: Teşkilatın CB Erdoğan ile kurduğu ilişki türü “Liderli Toplum” kültürünün politize olmuş halidir.
( Hatta bu liderliği “Dini liderlik” vehmi içinde görüp; Dini sözlükle olup biteni anlama çabasına girenler olsa da; “Güç” bu tarz fanatikleşmeleri çok riskli gördüğünden; bünyeden çabuk atar; nitekim öyle de olmuştur…. )
Zaten AK Parti içinde Erdoğan dışında kendi kişiliği ve kimliği ve de performansı ile varlık göstermeye ihtiyaç hissetmeyen bir kısım kadronun/ çevrelerin ve teşkilat dokusunun önemli bir ölçeğinin olmasının sebebi şudur;
” Mevutta Erdoğan dışında “Etkin politikacı” olmayışından kaynaklanmıyor; kadronun “Liderli Toplum”a olan sadakatinden kaynaklı “Lider izni olmadan alan açmak gücü zayıflatır!…” tecrübesinden kaynaklanıyor.
Çünkü ” Sadakat adına edilgen Kadro” şunun farkında: “Erdoğan’a sadık kalırsan; güçten pay ve alan alırsın!…”. Yani bir “Güç kolektivitesi” var AK Partide. Kuşkusuz bu gücü “İhala-Atama-Rant” diye okuyan da var; “Dava/Fikir-Aksiyon-Proje-Hizmet” diye okuyan ve gereğine çalışan da var!…
( AK parti içindeki AKP’liler magazini çoğunlukla ihale-atama-rant kodlu tiplojiler için kullanılsa da; Güç ihale-atama-rantı diğer yön olan fikir-aksiyon-projeye oranla önceler!…)
O zaman kritik soruyu araya alalım: Söz konusu bu “Güç”ün niteliği nedir? Bir başka ifadeyle AK Partideki “Liderli Toplum” mühendisliğinden amaç nedir? Daha keskin bir soru gelsin: “Liderli Toplum” sözlük ve etkinleşme ahlakının Türkiye’yi getirdiği durum nedir?
“CB Sayın Erdoğan 2021 yılında “Kurucu Kadro” ile 23 yıldır birlikte yürüyor” dedik; Siyasi hareketler de bir kadro hareketi olduğu için “23 yıldır sayın Erdoğan “aynı isimler” tablosunu hep yaşatıyor/koruyor” hatırlatması yaptık . Yani “Aynı isimler” bir bilinçli yapılanma ve strateji ürünüdür.
Nitekim sayın Erdoğan, 23 yıldır, İl başkanı-Milletvekili-Belediye Başkanı-Genel Başkan Yardımcısı- MKYK-Bakan-Danışman gibi farklı koltuklara söz konusu bu çekirdek kadrosunu sırayla oturtuyor; aynı isimler 23 yıldır farklı koltuklarda sürekli mobilize oluyor.
Dolayısıyla Erdoğan sayesinde “Kesintisiz makam” sahibi olan bir kadro var. Zaten büyük siyasal hareketlerin kuruluş sürecinde olanların bunu “Tekelleştirme” kültürü geliştirmeleri, savunmaları, direnmeleri de çok doğal(bastırılmış) bir durum. Bu bir seçenek ve tarz süreci.
Nitekim CB Erdoğan’ın ” Vardiyalı ekip” kadrajında partiyi tutundurma çabası hep sonuç veriyor; O nedenle aynı uygulama devam ediyor. Bu neyi sağlıyor?
Tereddütsüz şunu sağlıyor: “Liderli Toplum” kültünde; bizzat “Topluluğunu belirleyen Lider” gücünü, Erdoğan’da kendinde temerküz ettiriyor. Yani Erdoğan “Tek Adam” değil; ondan daha güçlü bir statü ediniyor: “Topluluğunu belirleyen lider” rakımına ulaştırıyor. Tabi bu şu da demek: Liderin topluluğuna girmişsen; kesintisiz iktidarın 100’ü içindesindir. Sadece “sabırlı sadıklık”la makamın ve gücün mobilize olacak demektir!…
( Ara bir analiz: Peki İstifası alınan İl Başkanları 2021 yılında “Patenti alınmış Çekirdek Kadro” içinde değiller mi? Eğer içinde iseler o zaman başka bir göre için mobilize olacaklar demektir; Mesela 2028’de Milletvekili olacaklar! Yok eğer “Bu isimlerle 2028’e hazırlanamayız!” anlamında ise tasarruf; o zaman bu isimler Milletvekili olmayacaklar demektir!… Yani bu isimler “23 Yıl Albümü” içinde “Mobilize Kurucular” arasında değiller!…
Bu cümlelerden kastımız istifası alınan isimlere yönelik analiz yapmak değil; çünkü tanımıyorum; hatırlatmamız şudur: Söz konusu yöntemin mantığını ortaya koymak… Yani 2028 seçimlerinde güçlü sonuç almak adına bazı il başkanları görevden alınıyorsa; o zaman biz bunu “Parti içi rutin görev değişimi” sayamayız. Bir 2028 stratejisi için öngörülmüş senaryo kapsamında ve saha fizibilitesi sonuçları üzere alınmış bir hamle demektir…)
Yukarıdaki tüm cümlelerin sonuç bildirgesi şudur: Kesintisiz 23 yıllık iktidar boyunca; Ömrünün son 23 yılını bu harekete vermiş geniş bir kitle var. Sayın Erdoğan kadar 23 yıllık politikacı müktesebatıyla hareket eden bir çevredir bu. Açılacak müzakereye, eleştiriye, yeniliğe inanılmaz “Dirençli türbülans” tepkisi verecek ve edindiği tecrübeyi kendi durumlarını riske edecek herseye karşı “Makul boğdurucu parti sadakati” kemoterapisi uygulamakta tereddüt etmezler. Ancak 23 yıldır ömrünün çetelesini tutan bu çevrelerin önünde bir eşik var: “2017’den beri parti oy kaybediyor ve 2019’dn beri büyükşehirler dahil onlarca şehir, yüzlerce ilçe CHP’ye geçti!…”.
İşte “Liderli Toplum” sözlüğü üzere hareket eden ve makamları sadece mobilizie olan Kurucu kadro söz konusu bu oy kaybı için bir ezberi hep konuşturuyor: “Başarıların da kayıpların da muhatabı Liderimizdir!…”.
Hatta bazı yöneticiler ” Oy kaybının tek sebebi var: Vatandaşın cebindeki para azaldı; Kızgın bize! Oy kaybımız bundan. Cepte para artar; Oylar da artar!…” diyecek kadar Erdoğan’a sadakati tufahlaştırıyorlar.
İşte biz bu ezbere “23 Yıl Eşiği” diyoruz.
Peki başarıların da kayıpların da tek sorumlusu olarak lideri işaret eden ve 23 yıldır kesintisiz iktidardan beslenen bu yapıya, kadroya, dokuya Lider ne tepki veriyor?
CB Sayın Erdoğan’ın tepkisi hiç değişmiyor: “Haklılar!… Bütün başarıların da kayıpların da hem muhatabı hem sorumlusu benim!…” diyor. Yani sayın Erdoğan “Liderli Toplum” kuralına atıfta bulunuyor ve şu mesajı veriyor: “Liderler kendi elleriyle oluşturdukları topluluğu harcayamazlar!…. Sadece terbiye ederler!”.
Peki CB Sayın Erdoğan, Hakk vaki olduğunda; Söz konusu topluluk nerde siyaset üretecek veya alıştığı üzere kendini hangi Lider ile güncelleyecek?
Cevabı bize tarih hatırlatıyor: Güç Kolektivitesi yüksek Liderli topluluklarda; Lider ölünce; Topluluk dağılmaz! Ortada kalan gücü yönetecek çözüm arar!…
O nedenle CB Erdoğan sonrası AK Partinin akıbeti kesinlikle ANAP gibi olmaz!… Güç buna izin vermez.
Son olarak; 8 İl başkanı tasarrufunun bir de gerekçeli kararı var: “Görev değişimleri, AK Parti’nin sadece bir siyasi parti değil, aynı davada birlikte mücadele eden bir aile olmasının nezaketine ve anlamına uygun şekilde yürütülmektedir. Teşkilatlarımızdaki görev değişimleri, bir gelenek olarak aramızdaki kardeşliği ve çalışmalarımızdaki enerjiyi daha üst bir noktaya taşıyacaktır. Temel amacımız, Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye Yüzyılı’nın inşasına devam etmek ve 2028 seçimlerinden en güçlü neticeyi almaktır.”
“Siyasi parti değil; aynı davada birlikte mücadele ede….” cümlesi “Liderli Toplum” dilidir. “Görev değişimleri, bir gelenek olarak….” girişi de “Mobilizasyon korunacak!” hatırlatmasıdır.
Bir büyük siyasi hareket için olağan gidişat!… Ancak kritik soru orta yerde duruyor:
“Liderli Toplum” kültünün siyasallaşmasının 23 yıl sonunda geldiği nokta ve getirdiği tablo; Erdoğan sonrası nasıl seyredecek?
“Aynı isimler” kadrajı korunduğu üzere; “Yeni yüzlerle Yeni yüzyıl!” beklentisi bir şehir efsanesi kaldığına göre; 2028 seçimlerinde güçlü oy almak için dertlenmek; özel bir duruma işaret eder?
Acaba bu “Özel durum” nedir?
İKTİDAR “DIŞ’A BAĞIMLI” MI ?
- Dünya Liderlerinden Biri Olarak Erdoğan’ın 2028 İç Cephesizliği-
Bir Parti 23 yıl kesintisiz nasıl iktidarda kalabilir?
Bunu iki ön şart ile okuyabiliriz: Devlet ve Halk!
Devlet; bir yüzü halka dönük ( Demokrasi yüzü ) diğeri ise dünya devletleriyle akredite olma ( Pakt yüzü ) yüzüdür.
O zaman AK Parti iktidarını iki adrese borçludur: Demokratik yolla Halka, Dünya devletlerinin akreditasyonu gerekçesiyle Devlete!
CB Erdoğan’ın başarısı ise; Demokratik yolla Halkın desteğini kesintisiz (şahsi organizasyon kabiliyetiyle ) sağladı; Ancak konu Devlet’in akreditasyonu olduğunda “Uyum/Uzlaşma” durumundaydı ve bunu da iyi yönetti. Taki… 15 Temmuz’a kadar!
15 Temmuz işgal-darbe girişimi öyle bir organizasyon idi ki; CB Erdoğan’ı her yönden “15 Temmuz öncesi Erdoğan – 15 Temmuz sonrası Erdoğan” diye çok net-keskin bölümlemek mümkün. Hatta iki ayrı Erdoğan’dan söz açacak kadar farklı bir evreye-sekansa geçildi.
Kuşkusuz CB Erdoğan’ın “Devlet Adamı” statüsü 15 Temmuz sonrasında Devletin halka yüzü dönük kısmında değil de dünya devletleri ile akreditasyon yüzünde odaklandı/odaklandırıldı. Dolayısıyla CB Erdoğan “mutlak odaklılık: Dış politika” kadrajına girdi/itildi/düşürüldü/benimsendi….
Oysa CB Erdoğan belli tarihlerde “Sandıkla seçilen” olmak durumunda; Yani politikasının odaklılığı Dış politika/Bölge konuları olsa da; seçilmesi halkın oyuna bağlı.
CB Erdoğan’an 15 Temmuz’dan bu yana “BEKA” şemsiyesini açarak; olası halk ihmalini tolere etmek istese de; mesaisinden halka dönük etkinleşmeye bir türlü yönelemedi. Çünkü dünyada ülkenin/devetin geleceğine kasteden o kadar kritik-darbeci gelişmeler vardı ki; istese de yüzünü/odağını halka yöneltemezdi. Genel sesleniş ve Prontör konuşmalarıyla “halkla ilişkileri sıcak tutmak” rutinini korusa da; çok açık bir gidişat vardı: Politika “Dış’a bağımlı” otomatiğine bağlandı!…
Hatta CB Erdoğan’a göre “Dış politikada işi çözdük çözdük! Yoksa bırak sandığı; ortada devlet kalmayacak!….”. Zaten “BEKA”yı Elektirik şarteli gibi kullanması bu öngörüden.
Peki, Halk ile kim ilgilenecekti?!
İki seçenek/imkan vardı: Bakanlar/Kabine ve Teşkilat!
Fakat 23 yılın getirdiği “Kesintisizlik” iklimi; hem Kabineyi hem de Teşkilatı bir raya oturtmuştu: KARİYER!
Yani artık kariyerine hizmet etmeyen herşeyi kendisine yük gören veya kariyere hizmet edecekse eğer ilgi duyacak formda bir kuşak oluşmuştu ve Halkla ilişkileri “Sosyal Medyada Halkla Enformasyon” eşiğine düşen bir tür “Kariyer Panayırı”na evrilmişti. Daha keskin cümle kuralım: AK Parti içinde 15 Temmuz sonrasında bir “Kariyer Pandemisi” diyeceğimiz vizyonu ve misyonu öldürücü bir trend oluştu. Halkla ilişkiler ise “Fetret Dönemi”ne evrildi/sürüklendi. Nitekim AK Partinin 2017’den beri oy kaybı, şehir kaybı hiç durmadı ve ardışık kayıplar yaşandı. Dünyadaki ekonomik krizler ise adeta yuvarlanan kar topuna / oy kaybına) tekme vurur gibi oldu, veya kartopu içine yerleştirilmiş taş’a döndü!…
Dolayısıyla CB Erdoğan Bakanlık/Kabine ve Teşkilatın “Kariyer seferberliği”nin tüm yükünü çekmek durumunda kaldı. Daha sert cümle kurayım: Nereye yetişeceğine nereye müdahale edeceğine şaşırdı! “Mesaj alınmıştır; gereği yapılacaktır!…” dese de; bu müdahalenin “Kariyer Çığı” önünde durmak gibi olduğunu gördüğünden; akışı oluruna bıraktı. Çünkü odaklandığı konularda başarısız olmak istemiyordu. O nedenle varsa yoksa Dış politika konularına odaklandı/abandı.
2024 seçimlerinin sonuçları ise CB Erdoğan’a çok açık mesaj verdi: İç yoksa Dış da yok!…
Şu anda CHP üzerinden verilen “CHP halkın desteğini “İç etti” dense de; İç cephe ancak CHP’nin paramparça olmasıyla güçlenecek stratejisi örülsede… Bir gerçek orta yerde ve sorunlarıyla büyüyor: Halk dış politika odağından çıktı: İç cephedeki ağırlığını kullanıyor!…
Yani halk “BEKA” ödevinin Devlet’e ait olduğunu bilerek; ve bunun iç cephe ve hükümet etmek için ana zemin olduğu gerekçesini artık ana sebep kılmayarak; İç cepheye odaklı çözüm üretecek politik programa yönelmiş durumda. Bu şu demek: Seçmen AK Parti ile kurduğu sosyolojik ve informatik duygusal zekasını dondurdu!… Bloke etti; demiyorum. Dondurdu!…
Gerek Kabine gerekse teşkilat halka yüzü dönük cepheyi bir türlü güçlendirecek formülü/programı/organizasyonu sağlayamıyor. Muhalefetin beceriksizliği ve safsata katılmış propagandaları nedeniyle zaman kazansa da; o zamanı halkı da kazanacak bir etkinleşme takvimine dökemiyor.
Zaten 8 İl başkanının istifasının istenme gerekçesi de bu! Söz konusu bu krizi aşılmazsa; CB Erdoğan’ın tekrar seçilmesi, Mecliste birinci parti olmak riskte!…
2023 yılında da riske girmişti; Ancak devlet aklının kurduğu oyun ve senaryosu sonuç almıştı. Kuşkusuz yine Devlet aklı devrede! Ancak halkla ilişkilerde de aklın başa alınması gerekiyor!
Tarih bize hatırlatır: Devletler uzlaşarak ve uyumla BEKA bulur! Halk ise faydalandıkça ve (sandığı) okşandıkça!…
CB Erdoğan’ın halkla ilişkiler kabiliyetine muadil adres olmayınca; oy kaybı kadar gönül kaybı da artar!.
Kritik soru şu: İstifası istenen 8 İl başkanı sürecinde başkanların siciline mi odaklanalım yoksa dikkatimizi İlleri mi verelim?
– 2028 JÜBİLE YILI MI?-
– BİR Vedanın Vasiyeti-
İnsanlık tarihinde beşeri ufkun en kabul edilemez/kabul etmek istemediği anlardan biri: “Son Nebi” ilan edilen Hz. Muhammed aleyhisselamın vefat anıdır. Hz. Ömerin can havliyle “Kim öldü derse; öldürürüm!” çığlığına karşılık; Hz. Ebubekir’in “Allah’a inananlar için o büyük elçi de hepimiz gibi bir beşerdi ve öldü!… İslam ise Allah katından bize gönderilen yolumuzdur!…” tepkisi ise “öğretilmiş kabul”ü anlatıyordu.
Ancak Bedir de; Uhud da; Hendek de… Bir çok savaşta saf tutan ve övülmüş bu kutlu kuşak; gün geldi… Cemel ve Sıffin’de bir birlerine kılıç çektiler. Gün geldi Kerbela da Son Nebinin soyunu da sonlandırma girişiminde bulunanlar yine 23 yıl boyunca Nebinin arkadaşları idi… Yani bir “DAVA”nın hikayesinde bile İç savaş hep var!… Hz. Muhammed aleyhisselamdan Hz.Adem’e doğru hafızaya da baktığımızda; kendilerine gelen Nebileri öldüren, ailesine saldıran ” İslam/Dava”cılar var!…
Demek ki; ne din ne dava ne ülkü ne kızıl elma ne vizyon ne misyon ne hedef ne strateji bir şeyi dönüştürmeye gücü yetmiyor: El-İnsan!
Yani İnsanoğlunun önüne ne konursa konsun, neyin emeği verilirse verilsin… İnsanoğlu kendi B planını işletiyor; kendi çıkarına hizmet edecek şekilde planlarını devreye alıyor ve nihayetinde İnsanoğlu bildiğimiz insanoğlu formunda bizi şaşırtmayacak şekilde davranıyor.
Düşünün; Vahiy tarihi böyle!….
Değil mi ki; İdeolojilerde, devrimlerde, siyasal mücadelelerde, devlet politikalarında, demokratik yarışlarda…Bildiğimiz bu insanoğlu neleri denemesin; hangi planını işletmesin!…
***
Osmanlı dağılmış; Cumhuriyet ilan edilmiş; 1923-1938 arasında toplum bölünmüş, karşıtlanmış siyasallaşmalar içinde her alanda kırılgan mücadeleler olmuş; bir yandan sert hesaplaşmalar sürerken öte yandan büyük bir destan sonrası bin bir ihtiyaç-sorun ile baş edilmek adına reformalar, devrimler, girişimler, projeler uygulamaya konulmuş; Nihayetinde “Kurucu Lider”.. de Ölmüş!…
“Bizim DAVA’mız İslam değil!… Bizim DAVA’mız Kemalizm!…” diye bir kadro-örgüt hareketi çıkmış; 1923 öncesini REDDİ MİRAS ilan etmiş; İslam’ı ve Dindar’ı önce resmi alandan kovmuş; ardından sivil örgütlenmesine nefes tanımamış; doğal alana kovduğu İslam/Müslüman gerçeğini eve kadar kovalamış ve mümkünse mezarını bile evin içinde olduracak şekilde gömmeye kalkmış!…
Bir bakıyorsunuz; Laikçi/Seküler/Modern/Çağdaş bir elitist hareket oluşmuş: “Biz Kemalist değiliz! Biz Atatürkçüyüz!” ayrımına ihtiyaç duymuş; Resmi alanda devleti, askeri olarak NATO’ya; siyaseten BM’ye ve kültürel olarak Unesco’ya dahil etmiş/teslim etmiş ve toplum mühendisliğine soyunmuş. Yurttaş/Vatandaş tipolojisi çizmiş; Uyku hariç her bireyin tüm yaşamına hayat koçluğu yapmış; yemeden içmeye, giyinmeden davranışa kadar her konuda vatandaşa kalıp biçmiş ve dayatmış… ve sürekli bir “Batıcı kuşak” sevdasında kendini paralamış…
Kemalizm ve Atatürkçülük hem resmi alanda Devletin iki kanadı olmuş; hem devlet kurumlarında bu iki kanat arasında gerilim-kavga sürmüş; hem de toplum mühendisliğinde konu Osmanlı ve İslam olunca bu iki ayrı kanat stratejik müttefik kalmış….
CHP hem Kemalizmin hem Atatürkçülüğün tek adresi olmuş.
CHP’de siyasallaşanlar “Devlet biziz! Herkes bize tabi olacak! Bizden uzak olmak Kemalizmden ve Atatürkçülükten uzak olmak demektir. Bize oy vermeyen ya cahildir ya da dış güçlerin özellikle de Arapların uşağıdır!…” demiş…
Sonuç?
Kemalizmin ve Atatürkçülüğün projesine/toplum mühendisliğine kökten/özden/kadimden/milletten itiraz gelmiş. Tabi her dirençte halk üstüne bir DARBE yemiş!… CHP aciz kaldığı her şartta DARBE çağrısı yapmış…Sandıktan çıkamadığında; halkı aşağılamış!…
Sonuç?
Elli yıl millet iktidar yapmamış CHP’yi. CHP halka saldırdıkça halk CHP karşısında Demokrat Parti/AP/DYP, Anap, MHP, Refah ve AK Parti tabelalarıyla; yani farklı tabelalarla ancak hep CHP karşısındaki direnişini 90 yıldır sürdürmüş. AK Partide ise çakılı 23 yıl CHP karşısında şov yapar gibi direnmiş.
***
CHP yüzüncü yılında yolsuzluk, suç örgütü, talan-dolan, irtikap, kap-kaç, kamu zararı, parti içi ispiyonlama-hedef gösterme seanslarıyla-suçlamalarıyla ardışık operasyon içinde “jübile adayı” yapılıyor; fakat tüm bunları bile Özgür Özel ” Yakında iktidara geliyoruz; Tarih “Jön Türkler tekrar iktidarda!..” diye yazacak diye; zavallı tarih halisünasyonu ve sosyolojik şizofren refleksleri veriyor…
Kuşkusuz;
2028 Yılının CHP’nin Jübilesi olacağı iddiasını/ön görüsünü/senaryosunu yukarıdaki hikaye gerekçesi ile özellikle iktidar/Cumhur İttifakı sürekli halka pompalıyor. Daha doğrusu CHP’ye Jübile yaptırmak planını Cumhur İttifakı besliyor/işletiyor.
Peki, buna karşılık CHP’nin iddiası/inadı ne üzere? CHP’ye göre de aslında 2028 yılı AK Partinin Jübile yılı olacak!…
CHP eli-yüzü kırılıp-dağıtılmışken; CHP’deki iç kanama ölümcül iken; CHP neden 2028 yılının AK Partinin Jübile yılı olacağını ileri sürüyor ve bundan çok emin davranıyor.
Sebebi çok açık: DEVLET!…
Cumhur İttifakı CHP Jübilesini DEVLET’in organize ettiğini düşünüyor… CHP de AK Partinin Jübilesini DEVLET’in organize ettiğine inanıyor…
O zaman iki ihtimal var:
Birinci ihtimal. DEVLET kendi Jübilesini yaptırtmayacağına göre; DEVLET’in bir 2028 planı var!… Tüm taşları ona göre dizayn ediyor!…
İkinci ihtimal: Hem CHP’ye hem AK Partiye “jübile müjdesi” veren Profesyoneller devrede!…
Üçüncü bir seçenek var; Milletin Jübile kartını bir veya birden fazla adrese çıkarması! Ancak 1923’den bu yana Milletin Jübile yaptırma gücüne verilecek örnek yok! Bütün örnekler Milletin DEVLET’in işaret ettiği yönde hareket etmesi!…
***
Tabi bu Jübile kampanyasına bir de küresel güçlerin “Müdahil” sıfatıyla katılması var. Onlar da İsrail üzerinden; Suriye sahasında Türk Devletine Jübile yaptırma hesapları içinde!…
***
Bu Jübile polemiğinde en kritik/simyacı/deşifre edici soru şudur: “
CHP’yi kurumsal olarak/Tabela olarak 100 yıldır koruyan/yaşatan irade hangi adrestir? Ve yine CHP karşısında; CHP’yi elli yılı aşkın iktidar yaptırtmayan ve Demokrat Partiden AK Partiye kadar sürekli farklı isimlerle CHP karşısında siyaset ürettiren adres hangisidir?
Yani “Ben, kimin için Jübile kararı vermeden; kimse kimseye Jübile yaptıramaz!..” raconu kesen adres hangi adrestir?!…
Ve asıl senaryoyu el altından piyasaya yayacak soru gelsin: ” 2028 yılında söz konusu bu adresin planı nedir? Jübile yaptıracağı kimler vardır?”..
***
23 Yıllık kesintisiz AK Parti (Cumhur İttifakı dahil) iktidarının nimetlerinden, imkanlarından, statüsünden, kariyer avantajından faydalanmak için; her fırsatta RTE sloganı atan, AK Partiden DAVA diye söz açan ve de “Bunlar AK Partili değil; bunlar AKP’li…” diye yaftalanan belli bir çevrenin; İHALE-ATAMA-RANT planları içinde etkinleşmesi süre dursun; lobileşme, paslaşma perforrmansı ivme kazansın… “Erdoğan sağolsun!” kadrajına sığınarak; “Kim Jübile yaparsa yapsın; biz kazancımıza, kariyerimize bakarız!…” temposu sürerken… Yani iktidar sömürücüleri çoğalmışken;
23 Yıllık kesintisiz AK Parti (Cumhur İttifakı dahil) iktidarını; CHP tasallatundan kurtulmak; Osmanlı ve İslam ile barışmak; Milli değerlerin yükseliş devri, DAVA’nın altın çağı, “Dünya lideri Türkler” Kızılelması; Bölgesel güç…. gibi Sofistike-Felsefi-İdeolojik-Paradigmal…sözlükle anlayan ve okuyan çevrelerin “2028’de de Erdoğan CB olacak! Dünya bizi konuşacak!…” seansları-marşları dile gele dursun;
2028 yılının JÜBİLE yılı olduğu ve bunu DEVLET’in planladığı çok açık/kesin.
CHP’ye 2028 yılını Erdoğan Jübilesi gösteren irade ile;
2028 yılının CHP için Jübile yılı olacağını gösteriye dönüştüren irade eğer aynı adres ise!…
O zaman şu cümle doğru-yerinde bir cümle: ” Küresel güçlerin İsrail üzerinden planladığı Türk Devletine Jübile yaptırma fırtınası ile….
Yüzyıllık CHP ve ona karşı farklı tabelalarla direnen geniş halk kitlesinin 2028 deki Jübile hayali fırtınası….
2028 yılında buluşacak ve KUSURSUZ FIRTINA yılı olacak!…
***
Kuşkusuz Jübile yapma ihtimali olmayan veya Jübile muhatabı zaten olmayan; kendi Kariyeri için; faydası-rantı için; statüsü-imajı-reklamı için…. Hem Milletin imkanlarını kendine hizmet için seferber eden hem de Erdoğan isminin arkasına sığınıp dünyevi heybesini dolduranlar söz konusu 2028 yılına odaklı değiller.
Onlar genelde biriktirmek ve ünlenmek-şöhretlenmek peşinde olanlardır. Zaten bunların Jübilesi dünyada değil Ahirette olacak!…
Çünkü Erdoğan ismi olmasa; günlük hayatta arkadaş bile zor bulacak bu tipolojiler; birer Erdoğan sömürücüsü/istismarcısı olarak çekirge sürüsü gibi iktidar tarlasına dadanıyorlar…
Kuşkusuz 23 yıl kesintisiz bir iktidarın sahip olacağı uçsuz bucaksız tarlaya dadanacak çekirge sürüsünün çıkması da, “Sürdüğüm yer benimdir!..” diyen kifayetsiz muhterislerin çoğalması da işin doğası gereği… İktidar tarihinin malum halleri bunlar.
***
Ancak!
Yedi yılı aşkındır “Bu 100den Türkiye” projeksiyonu kapsamında Türkiye’yi baştan sona gezerken; her fırsatta hatırlattığımız JÜBİLE TAKVİMİ’ni bir kez daha hatırlatalım:
* JÜBİLE günü DEVLET’e rağmen ilan edilebilir; Ancak uygulanamaz!
* 1923’de var olan Bölünmüş sosyoloji ve ondan doğmuş siyasallaşmış karşıtlanma üzere örgütlenmiş Parlamenter sistemli/Çoklu parti dönemi Jübilesini yapmıştır.
* CHP’nin 100 yılını kutlatan da ona karşı farklı tabelalarla halkın direncini örgütleyen de aynı irade ve adrestir.
* CHP karşısında kesintisiz en uzun iktidar Erdoğan liderliğindeki harekettir; Ancak bu hareket Erdoğan sonrasına hazır olmadığından “İçten yanmalı Jübile” durumundadır.
* Küresel güçlerin Birinci yüzyıl için Türkiye’ye biçtiği rol/elbise yırtılmıştır; Yeni elbise dikilmek istenmektedir; Beden ölçüsü alınmak adına İsrail terzi tayin edilmiştir. Türkiye ikinci yıl için kendi elbisesini dikmek noktasında direnmektedir.
* Kesintisiz iktidarlar sadece başarı öyküleri bırakmaz geriye; bir de İHALE-RANT-ATAMA üçgeninde palazlanmış bir Kapitalist Profesyoneller sürüsü bırakır geriye. Ve bu profesyoneller her iktidar değişikliğinde yeni gelene uyum sağlamak adına her yolu meşru görürler.
* Ahlak, Adalet, Erdem, Etik-Estetik, Barış-Esenlik gibi aslında toplumun asli sorumluluğu kapsamında olan konuların iktidar tarafından uygulanmasını bekleyen halklar; iktidar değiştiğinde; bu konulardaki çürümenin sorumlusu olarak giden iktidarı göstererek, aslında kendi elleriyle yaptıklarının sonucunu yaşamalarına rağmen; kendilerini inkar ederler…
* 2028 yılı sonrası CHP karşısında sürekli tabela değiştiren geniş halk kitlesinin artık CHP gibi onun karşısında bir tabelayı da sabitlemesi icap eder. Bu tabelanın AK Parti olup olmayacağı önemli bir müzakere konusudur. Ancak Erdoğan arkasına sığınarak iş gördürme kültürünün çoklu örgütlü olduğu iklimde; Erdoğan’ın nefesinin durduğu anda bir sosyolojinin de nefesinin duracağı ihtimali çok yüksek!…
***
Sahi 2028 yılına kaç gün kaldı?
Çünkü “Gününü göstermek” saati işliyor da!





















