– Bir İddianameden Fazlası –**
İmamoğlu iddianamesi, “belediye işlemleri üzerinden soruşturma” örneği olarak Türk siyasetinde bir dönüm noktası olacaktır. Daha keskin söyleyeyim: Bu iddianame; “iktidar değiştiğinde CHP’nin AK Partilileri nasıl yargılayabileceğinin yol haritası” niteliği taşıyor.
Peki bu gerçeklik, “soruşturma siyasidir” tezini mi güçlendiriyor? Yani iddianame bir kurgu mu?
Bence değil…
Aksine Türk siyasetinde olabilecek en kritik operasyonlardan biri gerçekleşiyor ve gerçekten İmamoğlu, tezgâhladığı tuzağa kendisi düşmüş durumda. Yani bu iddianame, iktidar değişikliği olmadığı sürece İmamoğlu’na yıllarca içeride yatırtacak kadar delilli ve ispatlı bir yapıya sahip. Hatta daha ilerisini söyleyeyim: Hakim konuya müdahil oldukça savcıdan çok daha ileri gidecektir.
Çünkü delillerin çoğu belediye işlemleri üzerinden belgelenmiş durumda. İmamoğlu ve ekibinin en büyük gafı da (tabirim hoş görülsün; dangalaklığı) belediye işlemleri üzerinden yürütülecek bir soruşturmanın bu seviyeye gelebileceğini hesaba katmamalarıydı. Daha önce belediye işlemleri üzerinden böyle bir iddianame hiç yazılmamıştı. En fazla Sayıştay raporları örnekleri vardı.
İmamoğlu cephesinin hafızasında tek referans “Sayıştay raporu eşiği”ydi. Ve 23 yıldır iktidarda olan bir partinin sicilinde yalnızca bunu baz alarak hareket ettiler.
Oysa belediyelerin tabi olduğu yasalar, denetim mekanizmaları ve özellikle belediye işlemleri; herhangi bir başsavcı tarafından —tabii ki iktidar gücü tam teşekküllü arkasında olmak kaydıyla— İmamoğlu benzeri sonuçlara ulaşılabilecek bir alan sunar. Çünkü belediye iş ve işlemleri buna fazlasıyla müsaittir.
Nitekim, mahkeme süreci ilerledikçe iddianamenin teknik boyutu açığa çıktığında, neyin kastedildiği çok daha iyi anlaşılacaktır.
Gelin şimdi “AK Parti içinde kaç İmamoğlu var?” sorusunun kastını netleştirelim:
“İktidar değiştiğinde; belediye işlemlerinde İmamoğlu benzeri hatalara düşen AK Partili belediye başkanları kimler olabilir?”
1) İddianame “Yolsuzluk” Değil, “Örgütlü Suç” İçeriyor
İmamoğlu iddianamesini;
“hırsızlık”, “yolsuzluk”, “parayı iç etme”, “zimmet” gibi klasik sıfatlarla okumak yanlış olur.
Çünkü iddianamede bahsedilen konu adi suç değil; asıl iddia şu:
“Siyasi hedefler için organize suç örgütü kurmak ve belediye işlemlerini bu örgüte hizmet edecek şekilde etkinleştirmek.”
Savcı;
— “suç şüphesini güçlendiren nedenler”,
— “kamu görevini istismara yönelik güçlü deliller”
çerçevesinde ilerleyen bir metodoloji kullanıyor. Bu yaklaşım, hukuki delilleri siyasi formata oturtan bir teknik izliyor.
Basit bir benzetme:
Bir oyun hamuru düşünün; savcı önce somut delillerle hamuru ortaya koyuyor, ardından o hamura kendi öngördüğü şekli veriyor. Verilen şeklin “siyasi” olduğu iddiası, hamurun hukuki gerçekliğini ortadan kaldırmaz.
Dolayısıyla iddianame hafife alınacak bir metin değildir; oldukça ciddi bir yapıya sahiptir.
Bu nedenle “hamur” ile “şekil verme” ayrımını görmek gerekir.
Eğer bir AK Partili belediye başkanı, belediye işlemlerini kendi siyasi kariyeri için örgütlü davranışlara dönüştürürse; bunun faturası sadece Sayıştay raporu ile kalmaz.
İktidar değiştiğinde aynı teknik, bu kez AK Partili belediye başkanlarına uygulanacaktır.
Dikkat:
“İktidar değiştiğinde ters işler” dediğimiz şey hamur kısmı değil; hamura şekil verme kısmıdır.
Hamur yoksa şekil de verilemez.
Bu nedenle iddianamedeki “hamur” (yani somut belediye işlemleri) ile “şekil verme” (siyasi form) arasındaki profesyonel ilişkiyi görmek gerekir. Bu analiz derinliği ise ancak devlet aklı ile mümkündür.
2) İddianame, “Kamu Algısı”nı Es Geçmiyor
“AK Parti içinde kaç İmamoğlu var?” sorusunun kritik yeri burası.
İmamoğlu’nun en büyük açığı; görevine değil hedefine odaklanarak örgütlenmesidir.
Başsavcının, kamu vicdanında kendisini en güçlü hissettiği zemin tam olarak budur.
İmamoğlu, İBB Başkanı seçildiği günün sabahında bile Cumhurbaşkanı gibi davranmaya başladı.
Her ilişkide, her organizasyonda bunu gözlerine sokarcasına yaptı.
“Büyük paraların transferi” tartışmalarında aleyhine dönen zemini oluşturan kimyasal tam olarak buydu:
Cumhurbaşkanlığı hedefi.
Buradaki mesele; bir gün aday olma motivasyonu değil, İBB ve birçok belediyenin imkânlarını planlı ve örgütlü şekilde kendi hedefi için kullanmasıdır.
Bu yapılanma kişisel PR çalışması değil;
iddianamenin ifadesiyle:
“Cumhurbaşkanlığı üzerinden devletin imkânlarına çökme planı”dır.
Bugün bu iddia, “siyasi operasyon” söylemiyle sulandırılmak istense de, hamurun kendisi saklanmaya çalışılmaktadır.
Ayrıca unutmayalım: Erdoğan gibi bir liderin partisinde, verilen görevi kendi kariyerine tahvil etmeye kalkışan çok kişi çıkmaz; Erdoğan buna izin vermez.
Lakin Erdoğan sonrası için bu hırsla örgütlenen isimler olmuştur.
Bazıları ayrılıp parti kurdu, bazıları içeride kalıp imkân biriktirdi.
Yerel seçimlerde AK Parti’nin %75’te kayıp yaşamasının nedeni sadece ekonomi veya aday tercihleri değildi;
Görevini bir üst hedef için kullanmaya çalışanlar da önemli etken oldu.
SONUÇ
İddianame iki aşamalı bir yapıya sahip:
- Somut delillerle ortaya konan hamur (hukuki gerçeklik)
- Bu hamura verilen siyasi şekil (politik mücadele)
Başsavcı, her iki aşamada da güçlü bir hazırlık yapmış görünüyor.
CHP ise “şekil siyasidir” kartını öne çıkarırken hamurun kendisini kamuoyundan gizliyor.
Ancak sonuç değişmeyecek gibi duruyor.
2023 seçimlerinde Kılıçdaroğlu’nun sözünü hatırlayalım:
“İktidara gelirsek tümü hesap verecek; elimizde deliller hazır.”
İddianame bize şu mesajı veriyor:
“Sayıştay raporundan başka işlem olmaz diye düşünenler yanılıyor. Devlet, kimsenin siyasi hedeflerine göre şekil verilecek bir oyun hamuru değildir.”
Akıllı olmak lazım…
Tabii bir de temiz.






















