Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) üye 79 ülkenin ABD Başkanı Donald Trump’ın 2020’de imzaladığı “UCM’ye yaptırım kararı”na yönelik ortak tepkisi, uluslararası hukuk ve adalet sisteminin korunmasına dair önemli bir siyasi mesaj niteliği taşıyor. İşte detaylar:
Ortak Açıklamanın Öne Çıkanları:
- Cezasızlık Riski:
Üye ülkeler, Trump’ın UCM çalışanlarına yönelik yaptırım kararının, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım gibi ağır suçlarda faillerin cezasız kalma ihtimalini artırdığını vurguladı.
- UCM’nin bağımsızlığını zayıflatmayı hedeflediği belirtildi.
- ABD-UCM Gerilimi:
- ABD, UCM’yi resmen tanımıyor ve Roma Statüsü’nü onaylamıyor.
- Yaptırımların temel nedeni, UCM’nin Afganistan’daki ABD askerlerinin olası savaş suçlarını soruşturma girişimiydi.
- ABD, bu tür soruşturmaları “egemenliğine saldırı” olarak nitelendiriyor.
- Uluslararası Tepki:
- Avrupa Birliği, Kanada, Avustralya ve Latin Amerika ülkeleri de dahil 79 ülke, UCM’ye “koşulsuz destek” açıkladı.
- “Adaletin siyasileştirilmesi” ve “çok taraflı sistemin zayıflatılması” eleştirildi.
Arka Plan ve Sonuçlar:
- UCM’nin Rolü:
2002’de kurulan UCM, devletlerin yargılayamadığı uluslararası suçlarda yetkili tek daimi mahkemedir. ABD, Çin, Rusya ve İsrail gibi ülkeler üye değil. - ABD’nin Tutumu:
2002’deki “Amerikan Askerlerini Koruma Yasası” ile UCM ile işbirliği yapan ülkelere yaptırım tehdidi başlatılmıştı. Trump’ın 2020 kararı, bu politikanın sertleştirilmiş haliydi. - Biden Yönetimi:
2021’de Biden, UCM yaptırımlarını kaldırdı, ancak ABD’nin mahkemeye resmi desteği hâlâ sınırlı.
Önemli Çıkarımlar:
- Uluslararası hukukun siyasi çıkarlarla çatışması, küresel adalet mekanizmalarını zorluyor.
- UCM’nin sorgulanan etkinliği, üye devletlerin siyasi iradesine bağlı.
- Yaptırımlar, insan hakları savunucuları ve sivil toplum tarafından “mağdurların sesinin susturulması” olarak yorumlandı.
Bu tartışma, uluslararası kurumların gücü ile devlet egemenliği arasındaki gerilimi yansıtıyor.






















