1. Haberler
  2. Haber Vakti
  3. 3.ncü Binyıl’da Haritalar Şekillenirken?

3.ncü Binyıl’da Haritalar Şekillenirken?

1701 itibariyle tarih sahnesine çıkan ve insanlığın kaderine el koyan Batı Medeniyeti, dünyayı yüzer yıllık “zaman paketleri” hâlinde idare ediyor

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

1701 itibariyle tarih sahnesine çıkan ve insanlığın kaderine el koyan Batı Medeniyeti, dünyayı yüzer yıllık “zaman paketleri” hâlinde idare ediyor.

Senaryoları derin mahfillerde yazılmış olan bu yüzer yıllık dönemlerin başında ve sonunda yirmi beşer yıllık “kaos” dilimleri yer alıyor;

Böylece iki yüzyıl arasında yirmibeşerden elli yıllık bir süre ortaya çıkıyor.

Bu elli yıl içerisinde yer alan, birinci yirmibeş yılda bir önceki yüzyıla ait pratikler ortadan kaldırılıyor.

İkinci yirmibeş yılda da yeni yüzyılın karekteristiği belirleniyor.

Bu açıklamanın ardından şöyle anlaşılıyor ki;

Son yirmi beş yılda yaşadıklarımız, yeni yüzyılı kurma senaryolarının film çekimi olarak tarihteki yerini almaya hazırlanıyor!

Tabii, hayatın her parçasına pençesini takmış olan yüzer yıllık değişimler içerisinde, en belirgin olanı, ülke sınırlarının değişmesidir!

Bu değişimin, daha çok Ortadoğu ülkelerinde yaşandığını görüyoruz, zira mevcut sınırları yüz yıl evvel “Sykes-Picot” adı verilen bir anlaşmanın cetvellerle çizilen palyatif eseridir!

Yani tabiatı itibariyle zaten yapay sınırlarla birbirinden ayrılan Ortadoğu devletlerinin bordör çizgileri, eskimiş olması hasebiyle sınır memurları tarafından, günümüzde yenileniyor!

Gelelim Ortadoğu’nun deruni yüzüne…

Dünya coğrafya uzmanlarına göre “Dünyanın Kalbi” Ortadoğu’dur!

Buradan yola çıkarak Batılı uzmanlar; “İstanbul’a sahip olan Anadolu ya sahip olur;

Anadolu’ya sahip olan Ortadoğu’ya sahip olur;

Ortadoğu’ya sahip olan ise dünyaya hakim olur!” diye tarif ederler keyfiyeti.

19. Yüzyılın başında Osmanlı’nın Mısır’ına göz dikmiş olan Fransız İmparatoru Napolyon diyor ki;

“Eğer dünya tek devlet olsaydı, başkenti mutlaka İstanbul olurdu.”

İşte, bu tespitler bize, içinde bulunduğumuz Ortadoğu’nun Batılılar nezdinde ne denli önemli olduğunu göstermektedir.

Başlangıçtan beri dünyaya hakim olmak isteyen Derin Batı ve Emperyal Batılı devletler ve onların ortağı olan Siyonizm, taa 1701 yılına uzanan bir uğursuz süreden beri, o kanlı ellerini Ortadoğu’dan çekmeye yanaşmıyor!

Üstelik, “Ostpolitik” olarak adlandırılan bu sürecin biteceği de yok!

Hatta bu arada bir tespit daha yapmak gerekirse;

Zannedilenin aksine; “Ortadoğu’da petrol biter, süreç bitmez.”

Petrolün getirdiği zenginlik yok olsa, bölge yeniden eski, yoksul çöl hâline dönse bile, bölgedeki kaynama sona ermez!

Neden?

Urfa ile Kahire arası peygamberlerin vatanıdır.

Hazreti İbrahim ve Hazreti Musa parantezinin arasında yer alan, adı Kur’anda mahfuz tüm peygamberler buralıdır.

Batılılara göre bölge, Tanrı’nın yürüdüğü topraklar olarak tasvir edilir.

Yahudi’nin de bir Ortadoğu tarifinden söz edilebilir;

Yahudiler buralara “Arz-ı Mev’ûd / Vaat Edilmiş Topraklar” diyorlar.

Üç semavi dinin hac bölgesi olarak;

Müslümanlık, Hristiyanlık ve Museviliğin en kutsal şehirleri burada yer alıyor!

Daha sayalım mı?

Kitab-ı Mukaddesi’in tarif ettiği Armageddon Savaşı burada olacaktır!

Esas itibariyle buralar, Vaat Edilmiş Topraklar değil Vaat Edilmiş Cennet’in ta kendisidir!

Zira Musevi inancına göre Cennet, Nil nehriyle Fırat Irmağı arasındaki bu topraklar üzerinde kurulacaktır, bir başka âlemde değil!

Bu ve buna benzer özellikleri, Ortadoğu’yu, Kıyamet’e kadar dünyanın en vazgeçilmez ülkesi olarak kıymetlendirmeye devam edecektir!

Peki, Ortadoğu’nun başının belaya girişini neden 1701’den başlatıyoruz?

1701 yılı, Tötonların tarih sahnesine süper güç olarak çıkışlarının başlangıç yılıdır da ondan!

1700’den önce kim şekil veriyordu Dünyaya?

Bildiğiniz gibi;

Osmanlılar!

Kimlermiş bu Tötonlar ona da bakalım?

Tötonlar, bugünkü Batı Medeniyetini oluşturan baş aktörlerin üye olduğu bir ırk grubunun adıdır!

Yani başta Almanya, İngiltere olmak üzere Fransızlar, Avusturyalılar, İsviçreliler Çekler, kısmen Polonyalılar Töton grubunu oluşturmaktadırlar!

Tötonlar, çıktıkları yolda adım adım ve çok sağlam ilerliyorlar.

Aceleci değiller.

Dünyayı istilalarını ve onun ardından gelecek kayıtsız şartsız hakimiyetlerini, zamana yayarak çok sağlam senaryolar ve plânlara dayandırdıkları görülüyor!

Görülen bir başka gerçeklik de;

Töton Plânlarının yüzer yıllık olduğudur; 1701’den başlayan süreci, 1801, 1901, 2001 gibi dilimlere ayırdıkları belli oluyor!

Her yüzyıl bir önceki yüzyıldan farklı bir biçimde formatlanıyor.

Her yüzyılın birinci senesinde o yüzyıla damgasını vuracak baş döndüren bir buluş, dünya sahnesine çıkartılıyor ve buna bağlı olarak insan ve toplum hayatındaki her şey değiştiriliyor.

Buna bir örnek verecek olursak, 1701’de insanlık, buhar makinesinin bulunuşuna tanıklık ediyor.

Bu makine, bulunduğu yüzyılda statik bir konumda ve enerji olarak odunu kullanıyor.

1800’lü asra geçince;

Bu asrın başında buhar gücü tren olarak harekete geçiyor ve enerji malzemesi olarak kömürü kullanmaya başlıyor!

1901’de benzinli ve dizel motorların bulunuşuyla sırasını petrole bırakıyor!

Artık yeni icat edilen hızlı at koşumsuz bir araç yani otomobil yollardadır. Otomobillerin ve diğer motorlu araçların yollara çıkışıyla girilen Yüzyılı şekillendiren enerji malzemesi petroldür!

Petrolün saltanatı da, 2001 yılı itibariyle bitiyor.

Bu nedenle günümüzde ülkelerin yollarında hibrit otomobiller, elektrikle ya da güneş enerjisiyle çalışan araçlar dolaşmaya başlıyor!

Otomotivciler için petrolü kullanmanın son tarihi 2025 olarak önümüzde duruyor.

Ki ilk olarak İsveç, bu konuyu kanunla noktalıyor.

Zaten otomotiv AR-GE departmanları, yıllardan beri, yoğun bir tempoyla 21.nci yüzyılın enerjisini aramaktadır.

21.nci Yüzyılın enerjisinin atmosfer ve güneş olma ihtimali neredeyse kesin gibidir.

Yani bu yüzyılda araçlar, kullanacakları enerjilerini, aynen insanlar gibi nefes alarak atmosferden sağlamak gibi bir kolaylığa erişeceklerdir.

Bu arada, öngörümüzü biraz daha devam ettirmemiz gerekirse gelecek yüzyılın enerjisi;

22.nci Yazyılda enerjiye ihtiyaç duyulmayacak.

Zira Töton laboratuarlarında uzmanlar, yerçekimini ortadan kaldırmanın yollarını aramaktadırlar.

Işınlanma, bu yollardan biridir.

Işınlanma konusunda da tıpkı Hazreti Süleyman’ın Saba Melikesi Belkıs’ın tahtını, Yemen’den Filistin’e taşıması örneğinde olduğu gibi Batılıların da başarıya ulaşacakları ihtimal dahilindedir.

Şunu da unutmadan belirtelim;

İçinde bulunduğumuz yüzyılda “Ulus Devletler” serisi, yerini Kıta Devletler’e bırakıyor!

Diğer bir deyişle;

“İmparatorluklar’a..”

Demek ki neymiş;

Tarih ve Siyasette İzlediklerimiz “Mahalle Kahvesi” yansımasından öte bir anlam taşımıyormuş!

(Ahmet Yozgat’ın; 2014 serisi Makalelerinden Sadeleştirilerek Alıntı Yapılmıştır)

Mahmut Çetin

3.ncü Binyıl’da Haritalar Şekillenirken?
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Analiz Vakti ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.