İnsanlık, modernleşme adı altında en temel değerini, yani yaratılış fıtratını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Allahu Teala, kainattaki her varlığı bir nizam ve intizam içinde yaratmış, her birine fıtri kuvvetlerine göre özel görevler ve kutsal görev yerleri tayin etmiştir.
Bu ilahi nizamın en somut örneğini arı kovanlarında görmek mümkündür. Kovanın bekası, her ferdin kendi fıtratına uygun rolü üstlenmesiyle sağlanır. Ancak ne yazık ki, son yüzyılda insanlık bu doğal rolleri birer pranga olarak görmeye başlamış, “özgürlük” maskesi altında kendi yuvasını ve geleceğini ateşe atmıştır. Erkeklerin dışarıdaki zorluklarla mücadele eden birer işçi arı, kadınların ise yuvayı inşa eden, nesli devam ettiren ve hanenin manevi koruyucusu olan birer kraliçe arı olduğu gerçeği modern dünyanın gürültüsünde kaybolup gitmiştir.
Kim Hangi Görevle Mükellef Kılındı?
İslam inancına ve fıtrat yasalarına göre, erkek ve kadın birbirinin rakibi değil, birbirini tamamlayan iki yarısıdır. Erkek, biyolojik ve psikolojik yapısı gereği “avcı ve toplayıcı” bir role sahiptir. Onun görevi, dış dünyadaki zorluklara göğüs germek, ailesinin rızkını temin etmek ve hanesini dış tehditlere karşı bir kalkan gibi korumaktır. Bu durum, erkeği kadından üstün kılmaz; sadece ona farklı bir sorumluluk yükler.
Öte yandan kadın, kraliçe arı vasfıyla evin kalbidir. O, sadece bir çocuk doğuran değil, bir medeniyet inşa eden kişidir. Kadın, hanenin içine ruh katan, aile üyelerini bir arada tutan ve o yuvayı madden ve manen derleyip toplayan kişidir. Eğer bir kraliçe arı, “dışarıda uçmak daha cazip” diyerek kovanını terk ederse, o kovan sahipsiz kalır ve “eşek arıları” dediğimiz dış mihrakların yağmasına açık hale gelir.
Ne Tür Bir Tahribatla Karşı Karşıyayız?
Son yüzyılda insanlık, kendisine verilen rolleri beğenmez oldu. “Güçlü görünme” arzusuyla kadınlar, aslında erkeğin omuzlaması gereken ağır yüklerin altına girdiler. Bu durum, kadının o zarif ve kuşatıcı doğasını zedelerken, erkekleri de asli görevlerinden uzaklaştırarak pasifleştirdi. Sonuç ise tam bir toplumsal kaos oldu: Erkekler kadınlaştı, kadınlar erkekleşti.
Bu değişim sadece bireysel bir tercih değil, muktedir güçler ve medya eliyle yürütülen sistemli bir operasyonun sonucudur. Televizyon dizilerinden sosyal medya akımlarına kadar her kanaldan, kadının evindeki tahtını bırakıp dış dünyada bir “işçi” gibi koşturması yüceltildi. Kraliçe arı dışarıya dadanınca, kovandaki yavrular sahipsiz kaldı, sofraların bereketi kaçtı ve en önemlisi nesillerin manevi terbiyesi yarım kaldı.
Neden Kovanlarımız Yağmalanıyor?
Kovanın düzeni bozulduğunda, yağmacıların iştahı kabarır. Bugün aile yapısının çökmesiyle birlikte toplumun en küçük yapı taşı çatırdamaktadır. Kadın ve erkeğin rolleri karıştığında, çocuklar anne ve baba figürlerinden mahrum, dünya hırslarının kurbanı olarak yetişmektedir. Kraliçe arının görev yerini terk etmesi, sadece aileyi değil, tüm dünyayı bir insani mağduriyete sürüklemiştir. İşçi arılar, yani erkekler, evlerinde huzur bulamadıkları ve rollerinin çalındığını hissettikleri için çalışma ve üretme heveslerini kaybetmişlerdir.
Nerede Hata Yaptık ve Tarih Bize Ne Söylüyor?
Tarih, fıtrata aykırı davranan toplumların çöküş sahneleriyle doludur. Üç kıtaya hükmeden Osmanlı İmparatorluğu gibi devasa bir güç bile, saraydaki dengelerin bozulması, kişisel ihtirasların devlet ve aile nizamının önüne geçmesiyle sarsılmıştır. Kadınların, kendi fıtri makamlarından çıkıp siyasi fitnelere ve egemenlik savaşlarına dahil olması, birçok imparatorluğun yıkılış sürecini hızlandırmıştır. Bu bir cinsiyet meselesi değil, bir nizam meselesidir. Her taş yerinde ağırdır; kadın kraliçelik makamında, erkek ise koruyuculuk ve rızık temini makamında azizdir.
Nasıl Eski Neşemize ve Düzenimize Dönebiliriz?
Hiçbir şey için henüz geç değil. Çözüm, yine başladığımız yerdedir: Niyet etmek ve fıtrata dönmek.
- Erkeklere Sesleniyoruz: Kendi yüklerinizi kadınların üzerine yıkmaktan vazgeçin. Ailenin reisi ve koruyucusu olma sorumluluğunu yeniden kuşanın.
- Kadınlara Sesleniyoruz: Sizler işçi değil, kraliçesiniz. Modern dünyanın size “özgürlük” diye sunduğu ağır yükleri taşımak zorunda değilsiniz. Yuvanıza dönüp orayı yeniden bir cennet bahçesine çevirmek sizin elinizde.
Kur’an-ı Kerim’de arılarla ilgili geçen ayetler, sadece mezarlıklarda okunmak için değil, hayatımıza rehber olsun diye indirilmiştir. Eğer kraliçe arılar kovana dönmeye niyet ederse, o bahçenin eski neşesi, o kovanın eski bereketi geri gelecektir.
Sonuç: Özümüze Dönüş Çağrısı
- Fıtrat, insanın fabrika ayarıdır; bu ayarla oynamak toplumsal bir felakete yol açar.
- Erkek ve kadın, yaratılış görevlerini üstlendiğinde ailede ve toplumda huzur yeniden tesis edilir.
- Modern dünyanın dayatmalarına karşı durmak, aile kovanını korumakla başlar.
Sonuç olarak, aile düzeni bozulduğunda sadece bir hane değil, bir millet ve hatta tüm insanlık zarar görür. Kadının evindeki o muazzam gücünü fark etmesi, erkeğin ise mesuliyet bilinciyle hareket etmesi şarttır. Kovanlarımızı yağmacılara bırakmamak, nesillerimizi dünya hırslarına kurban etmemek için bugünden tezi yok, herkes kendi kutlu görev yerine dönmelidir. Unutulmamalıdır ki; kraliçe arı kovana döndüğünde, tüm doğa yeniden çiçek açacaktır.



